V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
2.1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, hükmün sadece davacı tarafça yargılama giderlerinden sorumluluk yönünden istinaf edildiğini, davalı tarafın hükmü istinaf etmediğini, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf taleplerinin haklı görüldüğünü, hükmün kaldırılarak, yargılama giderlerinden davalının sorumlu tutulduğunu ve davacı lehine vekalet ücretine hükmedildiğini, yapılan tüm bu işlemlerin hukuka uygun olduğunu, ancak, Bölge Adliye Mahkemesince, hüküm kaldırıldıktan sonra kayıt maliki... yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını, anılan yönden kararın bozulmasını istemiştir.
2.2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 5737 sayılı Vakıflar Yasasının 17. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmediğini, vakfın niteliğinin araştırılmadığını, hükme dayanak teşkil eden bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olup hüküm kurmaya yeterli olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 26848/3483648 pay sahibi... yönünden davanın reddine karar verilmesine rağmen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, gaiplik ve Vakıflar Kanunu'nun 17. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 5737 sayılı Yasa’nın 17. maddesinde “Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.”,
3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 32.maddesinde, “Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.”,
3.2.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 33. maddesinde, "Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir. Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla çağırır.",
3.2.4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 35. maddesinde, “İlândan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır. Gaiplik kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm doğurur.” hükümlerine yer verilmiştir.
3.2.5. Hukuk Genel Kurulunun 12.04.2017 tarih ve 2017/1-1201 E.-716 K.sayılı kararında belirtildiği üzere; mahkeme kararıyla kayyım olarak atanan ve gaip kişi adına yaptığı bu iş ve işlemler nedeniyle, 3561 sayılı Kanun kapsamında yönetim kayyımı olan Defterdar; burada Hazineyi temsil etmemekte, aksine kayyımlık görevi gereği gaip kişinin anılan taşınmazdaki hak ve menfaatlerini korumaktadır. Taşıdığı kayyımlık sıfatı ile 492 sayılı Harçlar Kanunu kapsamında harçtan muaf olmadığı açıktır. 3561 sayılı Kanun'un 2/son maddesinde “Kayyımlıkla ilgili işlemler her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır” hükmüne yer verilmiş ise de burada yargı harçlarından bağışıklığa dair özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
Öte yandan, harç kamu düzeni ile ilgili olup temyiz edeninin sıfatına bakılmaksızın re'sen gözetilmesi gereken hususlardandır.
3.2.6. Yargılama giderlerinden sorumluluğu düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 326/1-2 maddesine göre de “Kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.” hükmüne yer verilmiştir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 1120 ada 6 parsel sayılı 15,00 m2 miktarlı “üstünde odaları olan mağaza “ nitelikli taşınmazın 4.08.1948 tarihli tesis kadastrosu ile 80640/3483648 pay ile Katerine, 11520/3483648 pay ile ..... ( ..... kızı), 23040/3483648 ‘er paylarla .... oğulları.... ve .... adına, 14.09.1959 tarihli tesis kadastrosu ile......’er paylarla .... kızı .... ve ....oğlu .... adına tescil edildiği, taşınmazın kaydında “.... Vakfından İcareli” şerhi bulunduğu, Beyoğlu 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1994/765 Esas sayılı dosyası ile kayıt maliklerinin tamamı hakkında kayyım tayin edilmesi talebinde bulunulduğu, 26.01.1996 tarih, 1996/10 Karar sayılı hükmün gerekçesinde kayıt maliki... yönünden de kayyım tayin edildiği hususu belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında...’ın adının yazılmadığı, mahkemece de yargılama sırasında .....’ın hissesiyle ilgili olarak kayyım tayin edilmediği anlaşılmaktadır.
3.3.2. Hemen belirtmek gerekir ki, davacının kayıt maliklerinin gaipliğine karar verilmesi talebi açısından, kayıt maliklerine kayyım tayin edilmesine gerek yok ise de, tapu iptali ve tescil isteği bakımından davanın kayıt maliklerine yöneltilmesi zorunlu olup, kayıt malikinin kim olduğu belirlenemiyor ise, kayyım atanması ve kayyımın görev ve sorumluluklarıyla ilgili 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun Kanun hükümleri dikkate alındığında, ilgililerin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla davanın kayyıma yöneltilmesinde zorunluluk bulunduğu açıktır.
3.3.3. Hâl böyle olunca, öncelikle davacıya, mümkün ise kayyım tayinine ilişkin Beyoğlu 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.01.1996 günlü, 1994/765 Esas, 1996/10 Karar sayılı ilamının hüküm kısmını tashih ettirmek suretiyle kayıt maliki .... açısından kayyımlık kararının temini için süre verilmesi, bunun mümkün olmaması halinde ....’ın payı yönünden de kayyım atanması, atanan kayyımın davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilmesi ve işin esası hakkında bir karar verilmesi, davanın görülebilirlik koşulu olan taraf teşkilinin sağlanması gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
VI. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle ; taraf vekillerinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1-a maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin alınan harçların istek halinde yatırana iadesine, 19/10/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.