III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1.İlk Derece Mahkemesince, ''Sanığın savunması, katılanları, mağduların ve müştekilerin beyanları, tanığın anlatımı, nüfus ve sabıka kayıtları, özellikle adli raporlar, uzmanlık raporları, emanet makbuzları da dikkate alındığında, iddianamede de kısmen anlatıldığı şekilde, sanığın ... isimli şahsın kızının düğününde Efsane Üzümlü marka 6926 seri numaralı av tüfeği ile rastgele havaya ateş ettiği, sanığın insanların kalabalık olarak bulunduğu düğün yerinde rastgele ateş etmesi halinde insanların yaralanabileceğini ve ölebileceğini öngörmesine rağmen tüfekle ateş etmeye devam ettiği ve bu sırada tüfeğin hakimiyetini kaybederek mağdurlar ..., ... ve ...'ın BTM ile giderilmeyecek şekilde, mağdur ...'ın hayati tehlike geçirecek ve yüzde sabit iz neden olacak şekilde, Alper'i sağ gözde saptanan görme oranının organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde olacak şekilde ve müşteki ...'ı da BTM ile giderilebilir şekilde yaraladığı, bir kısım katılanların sanık hakkında şikayetçi olup davaya katıldıkları anlaşılmıştır.
5237 sayılı TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; ‘dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir’ şeklinde tanımlanmıştır.
Suçun manevi unsurlarından biri olan taksir, istisnai bir kusurluluk şekli olup, failin taksirli bir eylemden ötürü cezalandırılabilmesi için mutlaka yasada o eylemin taksirle işlenmesi halinde yaptırım uygulanacağına dair açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. Taksirli suçlarda, eylemin iradi olması ve neticenin de öngörülebilir olması gerekmektedir. Ancak, neticenin öngürülebilir olması mutlak surette gerekmekte ise de, failin neticeyi öngörmesi şartı yoktur. Fail, öngörülebilir bir neticeyi dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı nedeniyle öngörmediği halde de taksirli suçtan sorumlu tutulur.
Failin öngörülebilir neticeyi öngördüğü hallerde ise kusurunun bilinçli taksire dayalı olduğu kabul edilmektedir. Ancak her iki halde de bu öngörülen neticenin istenmemesi gerekir. Neticenin bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, neticenin gerçekleşme olasılığının öngörülmesi ve gerçekleşmesine kayıtsız kalınması halinde ise olası kasttan söz edilir.
Buna göre taksirli sorumluluktan söz edilebilmesi için, suçun taksirle işlenebilen suçlardan olduğuna dair yasal bir düzenleme bulunması, eylemin iradi olması, sonucun istenmemesi ancak öngörülebilir olması, eylem ile sonuç arasında illiyet bağının bulunması koşullarının olayda birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Failin iradi bir eylemi gerçekleştirirken, öngörülmesi mümkün olan sonucu öngörmesi, ancak istememesine rağmen bu sonucun gerçekleşmemesi yönünde gerekli özeni göstermeden iradi eylemini sürdürmesi halinde, kusurunun bilinçli taksire dayalı olduğunu kabul etmek gerekir.
Sonucun öngörülebilirliğini belirleyen ölçütler ise, failin sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, mesleki tecrübesi, taksire konu olan eyleme ilişkin tecrübeleri, varsayılan tecrübe düzeyi, yeterli düzeyde yasal uyarılar, uymak zorunda olduğu kurallar ve kişisel özellikleri gibi hususlardır. Sonucun sadece genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterli olup, sonucun bütün ayrıntılarıyla fail tarafından öngörülmesine gerek bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 22/3. maddesinde tanımlanan bilinçli taksir, temel cezanın artırım nedenlerinden biri olarak düzenlenmiştir. Kanunun anılan maddesinde bilinçli taksir; ‘kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır’ şeklinde tanımlanmıştır.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Öngörülebilir neticeyi öngören failin kusuru ile öngörmeyen failin kusurunun aynı olmadığı kuşkusuzdur. Dolayısıyla bu iki kusurluluk halinin aynı ceza rejimine tabi tutulmamış olması, ceza adaleti açısından isabetli bir yasal düzenlemedir. Ancak, bilinçli taksiri geniş yorumlamak, cezanın bireyselleştirilmesi kapsamında alt sınır ve üst sınır arasında uygun bir ceza tayin etmek yerine koşulları oluşmayan durumlarda bile bu müesseseyi sanığın daha fazla ceza almasının bir aracı olarak kullanmak, yasanın amacı ile bağdaşan bir durum değildir. Hangi eylemlerin objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak fail tarafından öngörülmesi gerektiğini tesbitte oldukça hassas davranılması gerekmektedir. Aksi takdirde, bir çok değişik olay üzerinden geliştirilen çeşitli içtihatlarla, zamanla tüm taksir hallerinin bilinçli taksir kapsamına sokulması sonucuna gidilir ki, bu da, yasanın tanımına ve amacına aykırı hukuki değerlendirme ve sonuçların doğmasına, bu suretle ceza adaletinde eşgüdümün zedelenmesine neden olur. Bu nedenle, her somut olayda, objektif özen yükümlülüğü açısından öngörme ölçütlerinin iyi saptanması gerekir.
5237 sayılı TCK'nun "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, 2. fıkrasında ise; öğreti ve uygulamada “dolaylı kast” “belirli olmayan kast” “gayrimuayyen kast” “olursa olsun kastı” olarak da adlandırılan olası kast tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast, öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın, işlediği fiilin muhtemel bazı neticeleri gerçekleştirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi durumunda ise olası kast söz konusu olacaktır.
5237 sayılı TCK'nun 21. maddesinin 2. fıkrasında; “öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” şeklinde tanımlanarak, başkaca ayırıcı bir unsuruna yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da, madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsünü, madde gerekçesinde; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Ceza Genel Kurulunun 09.04.2013 gün ve 78-136, 22.05.2012 gün ve 480-207, 07.06.2011 gün ve 54-120 ile 23.11.2010 gün ve 171-232 sayılı kararlarında da benzer hususlara işaret edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın olay günü akrabasına ait düğüne gittiği, düğün sırasında kayınpederinin evinin önünde ve balkonundan havaya doğru ateş ettiği sırada tüfeğin hakimiyetini kaybederek tüfeğin ucunun yere gelmesi sonucunda aşağıda düğünde bulunan çocukların, sanığın tüfeğin hakimiyetini kaybetmesinden sonra yaralanması şeklinde gerçekleşen olayda ülkemiz şartlarında benzer eylemlerin adet halinde gerçekleştiği, bu şekilde birçok olayın olduğu, düğüne eğlenmek amacıyla giden kişilerin havaya ateş etmek suretiyle birçok yaralanma eylemlerini gerçekleştirdikleri, olayımızdaki sanığın durumu amaç ve saiki gibi bu düğünlerde “sanığın öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” söz konusu olmayıp, TCK'nun 22. maddesinin 3. Fıkrası kapsamında; Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi söz konusu olup sanığın eyleminin olası kast olmayıp bilinçi taksir olarak değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Sanığın düğün sırasında havaya av tüfeğiyle ateş etmek suretiyle aynı zamanda düğünde bulunan ve yaralanan kişiler dışında diğer kişiler açısından korku kaygı panik yaratacak şekilde silahla ateş ettiği ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulduğu, dolayısıyla TCK'nun 44 maddesinde fikri içtima açısından yaralanan kişiler ve bu kişiler dışındaki düğünde bulunan diğer kişiler bakımından genel güvenliğin kasten tehlikeye sorulması eyleminin somut olayımızda gerçekleştiği anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı ve subut bulan korku kaygı ve panik yaratacak şekilde silahla ateş ederek genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan ve vasıf değiştirerek sübut bulan bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan TCK'nun 170-1-c, 89/4, 22/3 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmasına, bilinçli taksirle yaralama eyleminde mağdurlarda meydana gelen yaralanmanın niteliği, mağdur sayısı, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın kusur oranının yüksekliği dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak teşdiden cezalandırılmasına, Kahramanmaraş Adli Emanetin 2015/1976 sırasında kayıtlı suçta kullanılan av tüfeği ve eklerinin TCK'nın 54. Maddesi uyarınca müsaderesine, Kahramanmaraş Adli Emanetin 2015/1688 sırasında kayıtlı elbise olan emanet eşyalarının sahiplerine iadesine, atış artığının karar kesinleştiğinde imhasına karar vermek gereği duyularak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.''
Biçimindeki gerekçe ile sanık hakkında taksirle yaralama suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
2.31.05.2015 tarihinde saat 05:25'te kolluk görevlilerince tanzim edilen olay yeri görgü tespit tutanağı ve olay yeri krokisi dosyada mevcuttur.
3.İçişleri Bakanlığı Ankara Jandarma Genel Komutanlığı 10.07.2015 tarihli Uzmanlık Raporunda, tetkik için gönderilen silahın, ''6926'' seri numaralı, 12 kalibre av fişeği istismal eden, Türkiye yapısı, Üzümlü marka, Efsane 4124-G model, namlusu yiv ve set ihtiva etmeyen, fişek hazneli, yarı-otomatik av tüfeği olduğu, söz konusu av tüfeğinin yapılan tetkik kontrol ve muayenesinde, emniyet sisteminin sağlam ve işler durumda bulunduğu, atışına mani mekanik herhangi bir arızasının olmadığı, laboratuvarlarında yapılan deneme, mukayese atışlarında kalibresine uygun av fişeklerini patlattığının ve ayrıca inceleme konusu av tüfeğinden elde edilen mukayese av fişeği kartuşları ile tetkik için gönderilen on yedi av-ses fişeği kartuşundan, on altısının anılan tüfekten atıldığı, bir tanesinin ise başka tüfekten atıldığı, anılan tüfeğin, münhasıran avda ve sporda kullanılmak üzere imal edildiği cihetle; 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a (6136 sayılı Kanun) göre memnun sayılmayacağı, taşıması ve bulundurulmasının 2521 sayılı Kanun kapsamında kalacağı tespit edilmiştir.
4.İçişleri Bakanlığı Ankara Jandarma Genel Komutanlığı 13.07.2015 tarihli Uzmanlık Raporunda, inceleme konusu bulgular bölümünde özellikleri belirtilen av tüfeği üzerinde mukayese elverişli izin olmadığı müşahede olunmuştur.
5.İçişleri Bakanlığı Ankara Jandarma Genel Komutanlığı 09.09.2015 tarihli Uzmanlık Raporunda, sanık ve ...'ye ait tüm svaplar üzerinde atış artıklarının bulunduğu, atış artığı analizi ve atış mesafesi tayini için gönderilen giysiler üzerinde yapılan fiziksel inceleme neticesinde, yaralananlardan ...'a ait gömleğin ve fanilasının sol sırt bölgesinde parçalanan bir kısmın olduğu, ...'a ait eşofman üstünün sol kol üst kısmına ve kapüşon bölgesine dağılmış vaziyetteki 10 adet küçük ebatlı delinmenin ''uzak atış'' ı gösterdiği, sanığın tişörtün ön bölgesinde ve ...'ın eşofman üstü ön ve tişört ön bölgesinde atış artıklarının var olduğu, ...'ın gömleğindeki atış artıklarının ''uzağa yakın atış'' a işaret ettiği bildirilmiştir.
6.Katılanların kati adli muayene raporları dosyada bulunmaktadır.
7.Sanık aşamalarda, olay günü akrabasına ait düğüne gittiğini, kayın pederin evinin ön kısmında otomatik av tüfeğini doldurduğunu ve havaya ateş ettiğini, daha sonra balkona geçtiğini, tüfeğin içine 3 fişek koyduğunu ve tüfeği havaya doğrulttuğunu, bir el ateş ettikten sonra tüfeğin hakimiyetini kaybettiğini, tüfeğin ucunun yere doğru yöneldiğini, aşağıda bulunan çocuklara istemeyerek ateş ettiğini, yaralananlardan ...'ı yerde yatar vaziyette görünce tüfeği kayın pedere verdiğini, kendisini hastaneye götürdüklerini, atılı suçu istemeyerek işlediğini, yaptığından pişman olduğunu ileri sürmüştür.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
1.İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular, Bölge Adliye Mahkemesince isabetsiz görülmüş, duruşma açılarak, sanık hakkında yeniden yargılama yapılmıştır.
2.Bölge Adliye Mahkemesi ''Olay tarihi olan 30/05/2015 günü sanığın akrabası olan ... isimli kişinin kızının düğününe gitmeden önce sanığın babasına ait ancak sahiplik belgesi bulunmayan adli emanetin 2015/1976 sırasına kayıtlı 1 adet 6926 seri numaralı, 12 kalibre, üzümlü marka, efsane 4124-G model fişek hazneli yarı otomatik av tüfeğini babası ...'ın evine giderek babasından habersiz olarak aldığı ve düğün yerine gittiği, düğün yerinde sanığın kayınpederinin evinin ön kısmında av tüfeği ile havaya doğru bir kaç kez ateş ettiği, daha sonra kayınpederinin evinin balkonuna çıktığı, tüfeğin içine 3 adet fişek doldurduğu, bir el ateş ettikten sonra tüfeğin hakimiyetini kaybettiği, bu sırada tüfeğin namlusunun aşağı doğru yönelmesi üzerine fişeklerin orada bulunan mağdurlara isabet ettiği, mağdurlardan ...'ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, mağdur ...'ın kraniektomiye neden olan yaralanmasının duyularından veya organlarından birini işlevinin sürekli yitirilmesi niteliğinde olduğu, vücudundaki kemik kırıklarının hayati fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, ayrıca yüzde sabit iz niteliğinde olduğu, mağdur ...'ın yaralanmasının basit tıbbı müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, sağ gözde saptanan görme oranının duyulardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması ve yüzde sabit iz niteliğinde olduğu, mağdur ...'ın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte yaralandığı, mağdur ...'ın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralandığı anlaşılmıştır.
TCK'nın 21/2 maddesinde kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hali olası kast olarak tanımlanmıştır.
TCK'nın 22/3 maddesinde failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi bilinçli taksir olarak tanımlanmıştır.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsurunu barındırmasına rağmen olası kastta isteme unsuru bulunurken bilinçli taksirde isteme unsuru bulunmamaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik fail öyle yada böyle her halde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim diyorsa bilinçli taksir söz konusudur. (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27/05/2015 tarih 2014/18353-2015/9101 E-K sayılı ilamı)
Bu açıklamalar gözönüne alınarak somut olay değerlendirildiğinde ;Sanığın babasına ait olup sahiplik belgesi bulunmayan adli emanette kayıtlı yarı otomatik av tüfeğini babasından habersiz olarak alıp akrabasının düğünü yerine gittiği, olayın meydana geldiği yerin Yolyanı mahallesi (köyü) olduğu, düğün nedeniyle etrafın kalabalık olduğu, düğün yerinde sanığın kayınpederinin evinin de bulunduğu, sanığın ilk önce evin önünden tüfekle havaya ateş ettiği, daha sonra balkona çıkarak tekrar havaya doğru bir el ateş ederken tüfeğin hakimiyetini kaybetmesi üzerine namlunun aşağıya doğru yöneldiği ve ateşlenen fişeklerin aşağıda bulunan mağdurlara isabet ettiği, mağdurların çeşitli niteliklerde yaralandıkları, sanığın yargılama sırasında tüm aşamalarda olayın istemeden meydana geldiğini ve pişman olduğunu dile getirdiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde bilinçli taksirin unsuru olan öngörme unsuru gerçekleşmiş olmasına rağmen sanığın neticeyi istemediğinin kabulü gerektiği, bu şekilde isteme unsuru bulunmadığından sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kanaatine varılmıştır.
Olayda sanığın olası kastla hareket etmediğine dairemizce kanaat getirildiğinden sanık hakkında olası kast hükümleri uygulanmamıştır.
Sonuç olarak sanığın bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vererek üzerine atılı suçu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin bilinçli taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, olay nedeniyle 5 kişinin yaralanması, yaralı mağdurlardan bir kısmının yaralanmasının çok ağır nitelikte olması nedeniyle meydana gelen zararın ağırlığı, yaralıların yaşı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında adalet ve hakkaniyet kuralları uyarınca cezada orantılılık ilkesi gözetilerek alt sınırdan bir miktar daha uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken sanığa eksik ceza verildiği, ayrıca TCK'nun 50/4 maddesi uyarınca bilinçli taksir halinde hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilemeyeceği gözetilmeden hatalı bir şekilde hüküm kurulduğu, atılı suçun taksirli suç olduğu, iddianamede müsadere talep edilmediği ve savcılıkça 2521 sayılı kanun ile kabahatler kanunu yönünden kaymakamlığa idari yaptırım ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi konusunda bildirimde bulunulmasına rağmen müsadare kararı verilmesi kanuna aykırı olduğundan o yer Cumhuriyet Savcısının yerinde görülen sanık aleyhine istinaf başvurusu da gözetilerek Dairemizce duruşma açılması yoluna gidilmiş, bu şekilde yapılan yargılama neticesinde hatalı olan ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın sabit olan taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan kanunda öngörülen cezanın alt sınırından daha fazla uzaklaşılarak cezalandırılmasına, eylemi bilinçli taksirle gerçekleştirmesi nedeniyle cezasının TCK 22/3 maddesi uyarınca arttırılmasına, sanığın atılı suçtan pişmanlık duyması nedeniyle cezasından takdiri indirim yapılmasına, Kahramanmaraş Adli Emanetinin 2015/1688 sırasında kayıtlı elbise olan emanet eşyalarının sahiplerine iadesine, atış artığının imhasına, taksirli suçta kullanılan adli emanetin 2015/1976 sırasında kayıtlı tüfekle ilgili kabahatler kanunu gereğince mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin Cumhuriyet Savcılığının yazısı doğrultusunda tekrar bildirimde bulunulmasına karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Biçimindeki gerekçe ile sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir.
3.Sanık Bölge Adliye Mahkemesince alınan savunmasında baldızı Gülhan Gövde'nin düğününde babasının av tüfeği ile havaya ateş ediyorken, av tüfeği elinden kayınca etraftakileri yaraladığını, çok pişman olduğunu dile getirmiştir.