VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kıdem tazminatını kısmi dava olarak talep ettiklerini, ikinci ıslah dilekçesinin dikkate alınmaması gerektiğini, usulden ret kararının hatalı olduğunu, ayrıca davadaki taleplerin 2013 yılı Şubat ayı sonrasına ilişkin olduğunu, ilk ve ikinci kararda zamanaşımı nedeniyle ret kararı verilmediğini, bozma ilâmında da zamanaşımına ilişkin bir bozma nedeninin yer almadığını, usuli kazanılmış hakkın ihlal edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, özelleştirme sonrasında asıl işin yapıldığı işyerinin kalmadığını, özelleştirme ile tüm hak ve borçların ... A.Ş.' ye devredildiğini, muvazaayı kabul etmediklerini, faiz oranlarının ve başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve usuli kazanılmış hakkın korunup korunmadığı, hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 4857 sayılı Kanun’un "Tanımlar" kenar başlıklı 2 nci maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
"Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur."
2. 6100 sayılı Kanun'un "Dava Şartları" kenar başlıklı 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi şöyledir:
"Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması."
3. 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir.
4. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin "Asıl İşveren-alt İşveren İlişkisinin Kurulma Şartları" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin (b) fıkrası şöyledir:
"Alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır.""Alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır."
5. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/12 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararı). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı).
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre ve özellikle aynı hizmet alım sözleşmeleri ile çalışan işçilerin açmış oldukları davalarda asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olduğu (Bkz. Dairemizin 14.01.2020 tarihli ve 2019/8066 Esas, 2020/267 Karar sayılı, 14.01.2020 tarihli ve 2019/8069 Esas, 2020/270 Karar sayılı kararları) dava konusu alacakların da muvazaa tespiti yapılan ve kesinleşen döneme ilişkin olduğunun anlaşılmasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince kıdem tazminatına ilişkin talebin derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
3. Eldeki davada, davanın davacısı ..., davalısı Elektrik Üretim A.Ş, davanın konusu ise toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacak talepleri, kıdem tazminatı ve ilave tediye alacağıdır. İlk Derece Mahkemesince gerekçeli kararda bahsi geçen ve mevcut derdestlik nedeniyle verilen ret kararının dayanağı olarak gösterilen ... İş Mahkemesinin 2019/333 Esas sayılı davanın davacısının ..., davalısının Elektrik Üretim A.Ş, davanın konusunun ise ihbar tazminatı olduğu anlaşılmaktadır.
4. Bu durumda, her ne kadar ... İş Mahkemesinde görülen davaların tarafları aynı olsa da konusunun farklı olduğu, bu nedenle derdestlik koşulları oluşmadığı, kaldı ki eldeki dava tarihinin 04.04.2018, derdestlik dayanağı gösterilen dosyanın dava tarihinin ise 07.05.2019 olduğu, bu durumda dahi sonraki davanın önceki dava bakımından derdestlik oluşturmayacağı anlaşılmakla davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
5.Vermiş olduğu bir hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve Yargıtayın bu bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme uyma kararını kaldırarak direnme kararı veremeyeceği gibi, hükmünün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da farklı bir karar vermeden yeniden hüküm kurmak zorundadır. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur.
6. Somut olayda, bozmadan önce Mahkemece “Davalı kurum vekilinin zamanaşımı definde bulunduğu, davanın niteliğinin de kısmi dava olduğu gözetilerek, dava tarihinden ve ıslah geriye doğru 5 yıl öncesine ilişkin talepler yönünden dava tarihi itibari ile rapor ile değerlendirme yapılmış olup, ıslahla artırılan tutarlar yönünden ise Mahkememizce resen yapılan hesaplamada dava dilekçesindeki talep miktarlarının zamanaşımına uğrayan kısımlardan fazla olması nedeniyle, dava tarihi itibari tüm alacak kalemleri yönünden zamanaşımının kesildiği görülmüştür” şeklinde değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.
7. Zamanaşımı defi, Mahkemece ilk karar ile değerlendirildiği gibi Dairemizce yapılan bozma ilâmında da bozma dışı bırakılarak kesinleşmiştir. Bu durumda artık davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu nedenle davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı olarak zamanaşımı hususunda tekrar değerlendirme yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
8. Mahkemece karar gerekçesinde kabulüne işaret edilen ilave tediye talebi hakkında hüküm fıkrasında olumlu olumsuz karar verilmemesi de bir başka hatalı yöndür.