V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
2.1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itiraz nedenlerini yineleyip, istinaf mahkemesince verilen kararın kanuna, hukukun temel ilkelerine ve hakkaniyete aykırı olduğunu, minnet duygusunun hükme esas teşkil edebilecek objektif bir neden olmadığını, davalı ...'ın, halihazırda mirasbırakanı bakıp gözetmesinin (taraflarınca bu hususun kabul edilmediğini) mirasbırakanın ekilip biçilen arazisinden elde edilen gelire karşılık yapıldığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasına, davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2.2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itiraz nedenlerini yineleyip, delil listesinde bildirilen tanıklarının bir kısmı dinlenmeksizin hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulmasına, davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı alacak istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502/1. maddesi söyledir; ''Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.''
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
TBK'da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. BK 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1.) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.2.2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun HMK 201. maddesinde; ''Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.'' düzenlemesine yer verilmiş olup, yine aynı kanunun ''Senetle İspat Zorunluluğunun İstisnaları'' başlıklı 203. maddesinin ilgili kısımları ise şöyledir: '' Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
...''
3.2.3. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK 706., TBK 237., (BK 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
3.2.4. 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.",
3.2.5. 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan .....'in 14/04/2016 tarihinde ölümü ile mirasçıları olarak davacı oğlu .... davalı oğlu ..... ve dava dışı oğlu .....'ın kaldıkları, mirasbırakan Sadet'in Antalya ..... Noterliği'nin 20/05/2014 tarihli ve 5350 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalı oğlu .....'ı vekil tayin ettiği, mirasbırakan adına kayıtlı dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazın, anılan vekaletnameye dayanarak, davalı ... tarafından 22/05/2014 tarihinde satış suretiyle dava dışı ....'a devredildiği, mirasbırakanın Antalya .... Noterliğinin 28/05/2013 tarihli ve 9842 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile de dava dışı oğlu .....'ı vekil tayin ettiği, 8 parsel sayılı taşınmazdaki 19 numaralı bağımsız bölümün de mirasbırakan adına kayıtlı iken vekil .... tarafından 20/03/2015 tarihinde dava dışı ..... Gıda Tekstil A.Ş.'ye satıldığı, yine mirasbırakan tarafından Antalya .... Noterliğinin 19/10/2012 tarihli ve ..... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil tayin edilen dava dışı .... tarafından mirasbırakan adına kayıtlı 7 parsel sayılı taşınmazdaki 2/8 ve 1/2 payların tamamının 06/12/2012 tarihinde satış suretiyle davalı ...'a devredildiği anlaşılmaktadır.
3.3.2. Hemen belirtmek gerekir ki, dosya içeriğine, toplanan delillere, delillerin takdirinin yerinde oluşuna, (III.) no.lu paragrafta yer verilen İlk Derece Mahkemesi kararının, (IV./3.) no.lu paragrafta yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının dayandığı yasal ve hukuksal gerekçelere göre dava konusu 8 parsel sayılı taşınmazdaki 19 numaralı bağımsız bölüm yönünden yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının bu yöne ilişkin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3.3.3. Davacının dava konusu 7 parsel sayılı taşınmaz yönünden temyiz itirazlarına gelince;
Somut olayda; mirasbırakanın 7 parsel sayılı taşınmazını vekili aracılığıyla davalı oğlu ....a devrettiği, davacının anılan taşınmaz yönünden muris muvazaası hukuksal nedenine dayandığı anlaşılmakla, Mahkemece savunmada ileri sürülmeyen husus gerekçe yapılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; özellikle davacının muris muvazaası iddiasını ispatlayamadığı, satışın gerçek olduğu, mirasbırakanın iradesinin mal kaçırma olmadığı gözetilerek anılan parsel yönünden davanın reddine ilişkin verilen karar, bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle doğru olduğuna göre, davacının bu yöne ilişkin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının da reddi gerekir.
3.3.4. Davalının temyiz itirazlarına gelince; dosya içeriği, toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanlarından; mirasbırakanın yaşı ve hastalığı nedeniyle ihtiyaçları bulunduğu, bakıcısı olduğu, dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazın bakım masraflarını karşılamak amacıyla satışa çıkarıldığı, vekaleten satış yapan davalı ...'ın satış bedelini mirasbırakana ödediği, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı sonucuna varılmaktadır.
3.3.5. Hal böyle olunca; dava konusu 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden de davanın reddine karar verilmek suretiyle, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.