V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; sebepsiz zenginleşmede zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olacağından, işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "Borçlunun temerrüdü" başlıklı 117 nci maddesinde ;
"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlenmişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşmenin iyiniyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır."
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesinin birinci fıkrasına göre takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptali davası açabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanunda öngörülen tazminatların tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır.
3. İcra inkâr tazminatı, Kanun’a borçlu olduğu miktarı bilebilecek ya da bu miktarı tayin edebilecek durumda olan borçlunun ödeme emri üzerine icrada borcunu inkâr etmesini önlemek amacıyla konulmuştur.
4. Öte yandan, alacağın likit ve belli olması gerekir. Başka bir ifade ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifade ile borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur.
5. Medenî yargıdaki kararlara karşı başvurulacak bireysel başvuru olanağı ise, yardımcı bir kanun yolu olmayıp temel hakların ve temel hak benzeri hakların usûlî korunması için kendine özgü bir hukukî çaredir. Bu imkân, yargılamanın yenilenmesi gibi bir olağanüstü kanun yolu da değildir; yasama ve yargı organının temel hakları ihlâline karşı tanınmış olan özel bir düzenlemedir.
6. Bireysel başvuru, temel hakları ihlâl ettiği ileri sürülen mahkemelerin kesin hükümlerine karşı gidilen bir yoldur. Bireysel başvuruda bulunmanın, başvuruya konu işlem ya da mahkeme kararı aleyhinde durdurucu etkisi bulunmamaktadır. Bir mahkeme kararı aleyhine bireysel başvuruda bulunulunca bir yandan bireysel başvuru incelemesi devam edecek bir yandan da kararın icrası sürebilecektir (Korkmaz, Bireysel Başvuru, s. 210; Ural S. S., Hak ve Özgürlüklerin Korunması Bağlamında Bireysel Başvuru, Ankara 2013, s. 299 vd.).
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, takip tarihi itibariyle davalının sebepsiz zenginleştiğinden ve bu itibarla takibe konu alacağın muaccel olduğundan bahsedilemeyecek olmasına, muaccel olmayan alacak için faiz talep edilemeyecek olmasına, itirazın iptali davaları için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin takibe vaki itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren başlayacak olmasına, itiraz tebliğ edilmediğinden davanın öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmış olmasına, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun, başvuruya konu mahkeme kararının icrasına engel teşkil etmeyecek olmasına göre; davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; eldeki davanın davalısı tarafından haksız tutuklamadan kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemiyle eldeki davanın davacısı Hazine aleyhine açılan davada, İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.09.2013 tarihli kararı ile davalı lehine 7.036,72 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmolunduğu, işbu kararın davacının temyizi üzerine bozulduğu, bozma sonrası yeniden yapılan yargılama sonucunda bu kez davalı lehine 571,42 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata hükmedilerek, kararın temyiz incelemesinden geçip 15.10.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
3. Somut uyuşmazlıkta ; davacı tarafından, söz konusu kesinleşen Mahkeme kararına göre, ilk karar uyarınca davalıya fazladan ödeme yapıldığından bahisle, fazladan ödenen miktarın sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsili istemiyle davaya konu icra takibi başlatılmış olup, davalının 10.09.2018 tarihli itirazı üzerine takibin durduğu, işbu tarihte tazminat davasında verilen kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
4. Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince; anılan Mahkemenin ilk kararına istinaden o tarihte yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde davalıya yapılan ödeme hukuka uygun olup, bu nedenle takibe itiraz tarihi (10.09.2018) itibariyle davalının itirazında haklı olduğu, eş söyleyişle takibe konu alacağın likit olmadığı dikkate alınarak, davacının icra inkar tazminatı isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde tazminata hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
5. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.