V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin tekstil mühendisi olmasına karşın asgari ücretin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, doktrinde kabul edildiği üzere manevi tazminatın belirsiz alacak olarak dava konusu edilmesinde hukuki engel olmadığından artırılan oran üzerinden manevi tazminat isteminin hükme bağlanması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, davacının gözünde de koruyucu gözlük olmadan, dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde hiçbir emniyet ve güvenlik tedbirlerini almadan, yanlış vanayı kapatması sonucu kimyasalların hortumlarda var olup olmadığını kontrol etmeden hortumlardaki kelepçeleri çözmeye başladığını, hortumların içinde oluşan basıncın etkisiyle gözünde gözlük olmaması ve işlem yapılan yere yakın bir mesafede durması neticesinde iş kazasının meydana gelmesine sebebiyet verdiğini kendi sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü, kusur oranlarının yeniden tespiti için yeniden bilirkişi raporu tanzim ettirilmesi gerekirken istinaf talebinin esastan reddedilmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Belirsiz Alacak Davası" nedeniyle HMK'nun 107 nci maddesi, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
A) Manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.6100 sayılı HMK'nın "Belirsiz Alacak Davası" başlıklı 107 nci maddesine göre " Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (Değişik:22.07.2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.
2.Manevi zararın tespiti istemine ilişkin olarak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarih ve 2006/2-14 E, 2006/26 K. sayılı kararında ifade edildiği üzere manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşananın acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faizi ile birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez. (Yargıtay Kapatılan 21. Hukuk Dairesinin 06.03.2013 tarih ve 2013/3004 E- 2013/4066 K sayılı ilamı da bu yöndedir)
3.İş kazasında zarar gören davacı, davanın açıldığı tarihte manevi tazminat alacağının miktarını kendisi belirlediğinden, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu söylenemez.
4. O halde manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi kapsamında, manevi tazminat isteminin kısmi veya belirsiz olarak değil, istemin tam olarak belirli olduğu davada değerlendirilip karara bağlanmasının mümkün olması, bu yönle davacının kısmi veya belirsiz alacak davası olarak manevi tazminat isteminde bulunmasında hukuki yararının olduğundan bahsedilemeyeceği gözetilerek, bu kısma ilişkin istemin usulden reddi gerekirken, somut olayda olduğu gibi belirsiz alacak davasında asgari miktar olarak gösterilen 2.500 TL'lik manevi tazminat isteminin, davacının manevi tazminat isteminin tamamını kapsadığı kabul edilerek yazılı şekilde bu istemle sınırlı hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
B) Maddi tazminatın hesabında esas alınacak ücrete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
2.Gerçek ücretin ise öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
3. Öte yandan taraflar arasında işçi alacağına ilişkin görülen davada tespit edilen ücretin tazminat davasında hesaba esas alınacak ücret açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp, kuvvetli delil mahiyetinde olduğu, davacının yaptığı işe göre alacağı ücretin Dairenin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde TÜİK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili iş kolundaki meslek odalarından getirilecek emsal ücretler gözetilerek belirlenmesi gerektiği, sendikasız işçi için sendikalardan bildirilen ücretin de dikkate alınamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.
4. Somut olayda, davacının davalı işveren nezdinde tekstil mühendisi olarak çalıştığı tespit edilmekle beraber, hükme esas alınan raporda olay tarihinde asgari ücret düzeyinde ücret elde ettiği kabul edilerek düzenlenen hesap raporuna itibar edilerek maddi tazminatın belirlenmiş olması, hayatın olağan akışına aykırı olmuştur.
5. O halde Mahkemece yapılacak iş, davacının tekstil mühendisi olarak, olay tarihindeki meslek kıdemi de gözetilerek bilinen dönemde alabileceği ücretin, TÜİK, (var ise) Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili meslek odalarından (sendikalı olmadığının anlaşılması halinde sendikalardan bildirilen ücretlerin dikkate alınamayacağını da gözeterek) sormak, bilinen dönemde tespit edilecek bu ücretlere göre, bilinmeyen dönem başından itibaren ise bilinen son ücreti, bilinen son asgari ücrete oranlayarak tespit edilecek ücret katını dikkate alarak hesap yapmak yönünden, uzman hesap bilirkişiden rapor almak alınacak bu raporla dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri bir bütün olarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
6. O halde, kanunun emredici hükümleri ile davacı ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır .
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla
12.03.2024 tarihinde karar verildi.