V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; istinaf dilekçesinde bildirdigi sebepleri tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmistir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Temyize konu uyuşmazlık; davacıların murisi ile kardeşi davalı arasında adi ortaklık kurulup kurulmadığı, bu kapsamda tasfiye yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Medeni hukuk yargılamasına hâkim olan ilkelerden biri de taleple bağlılık ilkesidir. Tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin, tarafların bildirdiği vakıalarla bağlı olmasını ve onların talepleri doğrultusunda hareket etmesini ifade ederken taleple bağlılık ilkesi ise hâkimin hüküm fıkrasında tarafların talep sonucuyla bağlı olduğunu; ondan fazlasına veya başka bir şeye hükmedemeyeceğini ifade etmektedir.
2. Taleple bağlılık ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrası; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” hükmünü içermektedir. Buna göre hâkim tarafların talepleri ile bağlı olup, kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez.
3. Taleple bağlılık ilkesi özü itibariyle hâkimin tarafların talebiyle bağlı olduğunu ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle hâkim, tarafın talep etmediği bir husus hakkında karar veremeyecektir. Hâkim tarafın neyi talep ... etmediğini ise dava dilekçesine bakarak tespit edecektir. Dava dilekçesinde talep sonucunun yeteri kadar açık olmadığı hâllerde hâkim, davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde davacıya talep sonucunu açıklattırmalıdır (6100 sayılı Kanun m. 31).
4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
5. Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
6. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre; ispat yükü, kanunda ... bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
7. Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanun'un 200 üncü maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak, senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
8."Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları "başlıklı 6100 sayılı Kanun'un 203 üncü maddesinde ise; "Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, ..., eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
c) Yangın, ... kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli." hükmü yer almaktadır.
9. 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya ... amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, ... ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz..." şeklindedir.
3. Değerlendirme
1. Somut uyuşmalıkta; davacıların murisi ile davalı arasında dava konusu taşınmazın alım satımı ile kazancın paylaşılacağına dair adi ortaklık bulunduğu iddia edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunduğu, yazılı delille ispatlanmadığı, yazılı delil başlangıcı bulunmaması nedeniyle tanık beyanlarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de yazılı delil gösterilmediği, adi ortaklığın ispat edilemediği gerekçesiyle istinaf başvurusu reddedilmiştir.
2. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
3. Adi ortaklıkta ise müşterek amaç iktisadi bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaşma
amacıdır. İktisadi amaç ve kazanç paylaşma dışında diğer amaçlarla adi ortaklık kurulması olanaklı değildir (Şener, Oruç Hami, Adi Ortaklık, Ankara : ... Yayıncılık, 2008, s. 103-104).
4. Dava konusu iddia, taşınmaz alım ve satımına dair kazanç paylaşmaya ilişkin olduğundan adi ortaklık kapsamında delillerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Olayın özelliği dikkate alındığında murisin gizli adi ortak niteliğinde olduğu, işlemlerin davalı kardeşi tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür. Gizli adi ortaklıkta, ortakların mülkiyet hakkı şeklen dışa karşı görünen ortağa aktarılmaktadır.
5. Her ne kadar adi ortaklığa ilişkin yazılı bir sözleşme mevcut değilse de, davacılar murisleri ile kardeşi olan davalı arasında adi ortaklık ilişkisi yakın akrabalık nedeniyle tanık delili ile ispatlama hakkına sahiptirler.
6. Buna göre, İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasındaki uyuşmazlığın adi ortaklık ilişkisinden kaynaklandığı göz önüne alınarak, delillerin ve tanık beyanlarının yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle müşterek amaç birliğini taşıyan adi ortaklığın kurulup kurulmadığının belirlenmesi, daha sonra oluşacak hukuki duruma göre hüküm tesisi gerekirken; hukuki nitelendirmede hataya düşülerek ve tanık beyanları değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.