V. KARAR DÜZELTME
1. Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar
Yargıtay bozma kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili tarafından karar düzeltme başvurusunda bulunulmuştur.
2. Karar Düzeltme Nedenleri
Davacılar vekili karar düzeltme dilekçesinde özetle; Mahkemece yapılan yargılama sonunda verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile davalarını kanıtladıklarını, bu beyanlarda dava konusu taşınmazda müvekkillerinin de hakkının bulunduğunun beyan edildiğini ileri sürerek, Yargıtay bozma kararının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmesini istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; tespit öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
3.2.3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” hükümlerini içermektedir.
3.3. Değerlendirme
Kadastro sonucunda Mardin ili, .... ilçesi, .... köyü çalışma alanında bulunan 157 ada 14 parsel sayılı 12.822,97 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalıların murisi ... Adıbelli adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacılar, dava konusu taşınmazın yarı payının murislerinden kendilerine kaldığını ileri sürerek, taşınmazın yarı payının tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemiş; 29.11.2013 tarihli dilekçeyle, dava konusu taşınmazın yarı payının murislerinden geldiğini, murislerinin sağlığında taşınmazı kendilerine verdiğini belirtmişlerdir.
Davalılar ise, dava konusu taşınmazın tamamının, taşınmazın sınırında bulunan dava dışı taşınmazlarla birlikte atalarından geldiğini, taşınmazların daha sonra dedelerinden babalarına, babalarından da kendilerine kaldığını, taşınmazda davacı tarafın hakkının bulunmadığını belirtmişlerdir.
Mahkemece mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ..., dava konusu taşınmazı davalıların murisi ...’in kullandığını, davacı tarafın kullandığını görmediğini ancak taşınmazda davacıların hisselerinin bulunduğunu duyduğunu; yerel bilirkişi ..., dava konusu taşınmazın ..... tarafından satın alındığını, daha sonra ... tarafından bağ haline getirildiğini, ... öldükten sonra oğlu ... tarafından taşınmaza bakıldığını ancak taşınmazın ......’un olduğunu; yerel bilirkişi ..., taşınmazın davacı ...’e ait olduğunu, kendisi bu yerlerde çobanlık yaptığı için davacıların bağı topamaya geldiğini gördüğünü; yerel bilirkişi ..., dava konusu taşınmazın davacılar ile murislerine ait olduğunu; davacı tanığı...., dava konusu taşınmazın yarı yarıya taraflara ait olduğunu ancak taşınmazın davalı tarafça bağa çevrildiğini, bağdan elde edilen gelirin 3 payının davalı tarafa, 1 payının ise davacı tarafa verildiğini, bağın yok olması halinde arazinin yine yarı yarıya taraflara ait olacağını, taşınmaz ile ilgili durumun böyle olduğunu herkesin bildiğini; davacı tanığı ..., dava konusu taşınmazın öncesinde tarla vasfında olup yarı yarıya taraflara ait olduğunu, daha sona bağ yapılmak üzere ortaklı olarak davalı tarafa verildiğini, bağdan elde edilen ürünün 2 payının davacılara, 1 payının davalılara verildiğini, bağın yok olması halinde arazinin yine yarı yarıya taraflara ait olacağını; davacı tanığı ..., dava konusu taşınmazın yarı payının Şeyhmus’a ait olduğunu, davalıların murisi ...’ın davacıların ortakçısı olduğunu; davalı tanığı ...ise, dava konusu taşınmazın davalıların kullanımında olduğunu, davacıların taşınmazı kullandığını görmediğini beyan etmiştir.
15.10.2015 tarihli celsede dinlenen davalı tanığı..., taşınmazdaki bağı davalıların diktiğini, davacıların ortaklığının bulunup bulunmadığını bilmediğini, 20 yıldır İzmir’de ikamet ettiği için taşınmazın durumunu tam olarak bilmediğini; davalı tanığı... ise, bağın öncesinde ...’a ait olduğunu, daha sonra soyadı Adıbelli olanların kullandığını beyan etmiştir.
Eldeki dava, dava konusu taşınmazın yarı payına ilişkin olup, dosya kapsamından ve mahallinde yapılan keşif ve duruşmada dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanlarından, dava konusu taşınmazın evvelinde yarı yarıya taraflarca satın alındığı, taşınmazın davalı tarafça bağ haline getirilmesinden sonra, üründen elde edilen gelirin taraflarca paylaşıldığı, davacı tarafın taşınmaz üzerindeki zilyetliğini bu yolla sürdürdüğü anlaşıldığına göre, Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekirken, sehven davanın reddine karar verilmesine yönelik olarak bozulduğu anlaşılmıştır.