V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdigi sebepleri tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmistir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Temyize konu uyuşmazlık; taraflar arasında adi ortaklık kurulup kurulmadığı, buna göre tasfiyesinin yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşme olup, adi ortaklık ilişkisi mutlaka sözleşme temeline dayanır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir.
2. Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de, bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Diğer bir anlatımla adi ortaklıkta yazılı sözleşme, geçerlilik koşulu değil bir ispat aracıdır.
3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 200 maddesinin birinci fıkrası gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin ikinci fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir.
4. Bununla birlikte, senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuki işlem tanık dinlenerek de ispatlanabilir (6100 sayılı Kanun m.202/1). Delil başlangıcının varlığı halinde hakim, hem delil başlangıcı hem de dinlenen tanık veya diğer takdiri delilleri serbestçe değerlendirerek bir karar verecektir.
5. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir ( 6100 sayılı Kanun m. 202/2).
6. 6100 sayılı Kanun’un “Mahkemece belge aslının istenmesi ve geri verilmesi” başlıklı 216 ncı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkemeye vermek zorundadır."
7. Aynı Kanun'un “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211 inci maddesinde ise;
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." hükmü getirilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Davacı; davalının, davacı şirketin ortaklığından ayrıldıktan sonra adi ortaklık ilişkisi içerisinde birlikte çalışmaya devam ettiğini, bu kapsamda Kayapınar Beldesindeki taş ocağının işletilmeye başlanıldığını, ortaklar tarafından imzalanan belgelerin bulunduğunu, 12.06.2010 ve 05.07.2010 tarihli sözleşmeyle işletmenin esaslarını düzenlendiklerini iddia etmiştir. Dava dilekçesine ekli belgelerde davalının da imzasının yer aldığı görülmektedir.
2. Davalı ise, davacı şirket ile tüm bağlarını kopardığını, ruhsat sahibi olduğunu, dava dilekçesine ekli belgeleri hatırlamadığını, imzaların kendisine ait olmadığını, imzalar kendisine ait olsa da taş ocağı ile ilgisinin olmadığını savunmuştur.
3. Buna göre İlk Derece Mahkemesince; yukarıda yer verilen kanun hükümleri uyarınca, dava dilekçesine eklediği belgelerin aslını sunması için davacıya süre verilmesi, belgenin sunulması halinde davalı tarafa imzaların kendisine ait olup olmadığı yönünde açıklama yaptırılması, davalı tarafından imza inkarı halinde, imzanın davalıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için imza örnekleri alınarak, toplanmış diğer imza örnekleriyle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılması, bu belgelerdeki imzanın davalıya olduğu anlaşıldığı takdirde yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve dinlenen tanıkların ifadelerinin diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendinme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.