V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; DHMİ Genel Müdürlüğünün buz çözme işleminin yapılacağı alanda yeterli park çizgisi ve aydınlatma tesis etmemiş olması nedeniyle kusur verilmesinin aynı zamanda ... Teknik A.Ş. çalışanlarının müvekkili şirket teknisyenleri iş yaparlarken yapılan deicing çalışmasına refakat etmesi gerekirken görev yerlerinde bulunamamaları nedeniyle kusurlarının olduğunun değerlendirilmeden düzenlenen rapora itibar edilmesinin hatalı olduğunu, asgari ücretin 6,65 katı üzerinden yapılan hesabın hatalı olduğunu, söz konusu ücretin işyeri terminal içerisindeki doktor, mühendis ve avukatlardan dahi fazla olduğunu ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müteveffanın ölmemesi halinde müvekkili nezdinde alabileceği ücretin kabul edilen 1.247.463 TL değil 808.572 TL olacağını, hesap raporunda desteğin % 70 kazancının davacılara ayrılmasının hatalı olduğunu %50 kazancın davacılara ayrılarak hesaplama yapılması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yükse olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının desteğinden yoksun kaldıkları iddiasıyla eş ve çocuklarının maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7.maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420 inci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK yönünden sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20, 21, 95 inci maddeleri ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 28.06.1976 gün, 1976/6-4 sayılı Kararı, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi ile 4.12.1973 tarih ve 7/7583 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlükte bulunan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü maddeleri,"usuli kazanılmış hak" açısından 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı ve 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 6100 sayılı HMK'nun 25 inci maddesinde düzenlenen "Taraflarca Getirilme İlkesine" göre Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.
3. Uyuşmazlığın çözümü, açısından 'usuli kazanılmış hak' kavramının açıklanması ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi de faydalı olacaktır.
4. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun/HMK) 'usuli kazanılmış hak' kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Konu, yargı içtihadı ile gelişmiştir.
5. Bu Kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan ... ifade etmektedir.
6. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
7. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi kararında 30.10.2019 havale tarihli hesap raporuna göre davacıların maddi tazminat alacaklarının belirlendiği belirtilerek hüküm tesis edildiği, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli geri çevirme kararı ile İlk Derece Mahkemesi karar tarihi olan 20.10.2021 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan son asgari ücrete göre hesap bilirkişi raporu alınması gerektiğine işaretle dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderildiği ve İlk Derece Mahkemesince hesap bilirkişiden bu doğrultuda 04.04.2022 tarihli ek hesap raporu alındığı, Bölge Adliye Mahkemesinin iş bu temyize konu kararında ise davalı vekilinin istinaf itirazının "hüküm kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan son asgari ücrete göre hesap bilirkişi raporu alınması yönünden yerinde olduğuna " işaretle gerekçe oluşturulduğu anlaşılmakta ise de; İlk Derece Mahkemesi kararının davacı tarafça istinaf edilmeyip, davalı tarafça istinaf edilmiş olması karşısında yapılan istinaf incelemesinde davalı aleyhine bozma yasağı ve davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek karar verilmesi böylelikle 30.10.2019 tarihli hesap raporundaki verilerin davalı lehine olup 04.04.2022 tarihli hesap raporundaki verilere itibar edilmesinin mümkün olmamasına göre istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, anılan gerekçeye işaretle davalının istinaf itirazlarının yerinde olduğunun belirtilmesi hatalı olmuştur.
8. Ayrıca gerekçe ve hükmün birbirine uygun olması gereği açısından (söz konusu gerekçe hatalı olmakla beraber kabule göre) istinaf başvurusunun kabulü halinde Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.
9. O halde, HMK'nun 369 uncu maddesi kapsamında kanunun emredici hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak temyiz eden davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı bozulmalıdır.
10. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması gerekmiştir.