VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Olayın gerçekleşmesinde davalıların %100 oranında kusurlu olduklarını, davalı Antlar Yapı şirketi hakkında ihya yapılmamış olması nedeniyle davanın sıfat yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde vazgeçme nedeniyle ret karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkillerinin desteğinin net maaşının 3.500 TL olduğunu diğer ödemeler ile beraber 4.000,00 TL – 4.500,00 TL olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan bir kısmının para makbuzu karşılığında verildiğini, işçilik alacağı davasında aylık 5.210 TL yani asgari ücretin 2,97 katından hesap yapıldığını, hükme en yakın asgari ücret verilerinin dikkate alınması gerektiğini, müteveffanın olay tarihinde 19 yaşında olduğunu ve vasıflı eleman olarak ücretini ailesiyle paylaştığı dikkate alındığında kardeşlerine destek olduğunun giderek kardeşleri için destek tazminatı hesabı yapılması gerektiğini hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu, vekalet ücreti yönünden önceki kararı temyiz etmeyen ... Elektirik Şirketi yönünden lehlerine usuli kazanılmış hak oluştuğu halde iş bu kararda iş bu son kararda usuli kazanılmış hakkın ihlal edildiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 maddeleri, "Dava yığılması" yönünden HMK'nun 110 uncu maddesi, "davanın geri alınması" yönünden HMK'nun 123 üncü maddesi, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri ile "Anne ve babanın destek tazminat alacağı" açısından 22.06.2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A) Davacılar vekilinin müvekkillerinden ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden kısmen reddolan manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Somut olayda Dairemizce verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına dair karara uyan İlk Derece Mahkemesinin 13/07/2023 tarihli kararında manevi tazminat istemleri yönünden dedesi ... için 100.000 TL'lik istemden 20.000 TL'nin, kardeşler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için 125.000,00 TL'şer istemden 20.000 TL'şer manevi tazminatın kabulüne karar verildiği, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan temyiz kesinlik sınırının 238.730,00 TL' olduğu gözetildiğinde anılan manevi tazminat hükümlerinin ayrı ayrı birer dava olarak anılan kısmen reddolan kısımlarının kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle temyizen incelenmelerinin mümkün olmaması nedeniyle anılan bu hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B) Davacılar vekilinin müvekkillerinden ... ve ...'un maddi ve manevi tazminat istemleri ile ..., ..., ..., ..., ..., ...'un maddi tazminat istemleri yönünden verilen hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan kusur raporundaki tespitlere göre davacının temyiz dilekçesindeki kusura yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, davacı kardeşlerin destekten yararlandıklarının usulüne uygun olarak ispat edilememiş olması nedeniyle gerekçede verilen ret kararı yerinde olmakla beraber, bu hususta hükümde açıkça ret kararı verilmemiş olması hatalı olmuş ise de aleyhe bozma yasağı kapsamında bu hususun bozma sebebi yapılamayacağı, bozma kararı ile hükmün fer'ileri ile beraber ortadan kalkmış olması nedeniyle vekalet ücretinin karar tarihindeki yeni tarifeye göre belirlenmesinin usuli kazanılmış hak ihlali olarak değerlendirilemeyeceği gözetildiğinde; davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
a. İhya edilmeyen şirket hakkında verilecek kararın niteliği yönünden;
1.Davadan vazgeçme davanın geri alınması olarak HMK'nun 123 üncü maddesinde düzenlenmiş olup; anılan hükümde davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Düzenlemesi yer almaktadır.
2. Somut olayda davalı Antlar Yapı Ve Madencilik Sanayi Ticaret Ltd. Şti'nin tasfiye halinde olduğu ve tasfiyeyi takiben İstanbul Ticaret Siciline 09.08.2018 tarihinde tescil edilen 01.07.2018 tarihli şirket Genel Kurul Kararına göre Ticaret Sicilinden terkin edildiği, Dairemizin önceki bozma kararında bu duruma işaretle davacı vekiline şirketi ihya etmesi için dava açmak üzere önel verilmesi yönünden kararın usulden bozulduğu, bozma üzerine davacı vekilinin beyanlarında anılan şirketin ihyasına yönelik dava açmayacaklarını beyan etmiş olması karşısında, anılan davalı şirketin ihya ile tüzel kişiliğini kazanmamış olması nedeniyle davalı şirket hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacılar vekilinin atiye terk niteliğindeki beyanlarını HMK'nun 123 üncü maddesinde anlamını bulan ve davalının açık rızasına tabi olan davanın geri alınması olarak değerlendirerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
b. Manevi tazminat miktarları yönünden;
1.Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
2.Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.
3.Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)
4. Somut olayda sigortalının Siirt İli Şirvan ilçesi Maden Köyünde, asıl işveren ... Elektirik San Tic A.Ş.’nin alt işvereni Antlar Yapı Madencilik Ltd Şti işçisi olarak, açık maden ocağında çalışması esnasında ocağın üst kademelerindeki toprak örtüsünün sigortalı ile birlikte çalışan işçilerin üzerine kayması şeklinde gerçekleşen iş kazasında 16 sigortalının vefat ettiği söz konusu olayın özelliği gözetildiğinde kazalıların yakınları ile beraber toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği gözetilerek, davacı anne ve baba lehlerine hüküm altına alınan 100.000,00 TL'lik manevi tazminatların az olduğu açıktır.
5. Bu durumda mahkemece yapılacak iş yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacı anne ve baba lehine istemle sınırlı hakkaniyete uygun birer manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
c. Maddi tazminat hesabına esas alınacak ücret ile anne ve baba lehine hüküm altına alınacak maddi tazminat miktarı yönünden;
1. Gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
2.Gerçek ücretin ise; öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
3. Öte yandan taraflar arasında işçi alacağına ilişkin görülen davada tespit edilen ücretin tazminat davasında hesaba esas alınacak ücret açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp, kuvvetli delil mahiyetinde olduğu, davacının yaptığı işe göre alacağı ücretin Dairenin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde TÜİK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili iş kolundaki meslek odalarından getirilecek emsal ücretler gözetilerek belirlenmesi gerektiği, sendikasız işçi için sendikalardan bildirilen ücretin de dikkate alınamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.
4.Bilindiği üzere Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.06.2018 tarih 2016/5 E- 2018/6 sayılı kararıyla, "ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'ndan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği" kabul edilmiştir.
5. Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü maddesinin 3 üncü bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
6. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
7. Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
8. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
9. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
10. Türk Borçlar Kanununun 51 inci maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
11. Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi-1978 Ankara, shf 846 ve devamı).
12. Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
13. İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
14. Somut olayda, davacı anne ve babanın desteği sigortalı ...'un kaya delme operatörü olarak çalıştığı dosya kapsamında alınan 05.03.2019 tarihli hesap raporunda ücret noktasında seçenekli bir hesap yapılarak SGK kayıtları ile banka kayıtlarına göre 1,16 kat ve sendika kaydına göre 1,95 kat üzeriden hesap yapıldığı davacı vekilinin anılan rapora ücretin miktarı yönünden itiraz ettiği mahkemece bu itiraz dikkate alınmaksızın 7251 sayılı Kanunun ile değiştirilen 6100 sayılı HMK'nun 107/2 nci maddesindeki değişiklik yürürlüğe girmeden önce 02.07.2019 tarihli celsede talep artırım dilekçesi sunmak üzere davacıya verilen kesin süre verildiği, davacı vekilinin 08.07.2019 tarihli dilekçesiyle talep artırım yapmak zorunda kaldığı, mahkemece de anılan talep artırım dilekçesine itibarla karar verildiği anlaşılmaktadır.
15. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davacının yaptığı işe göre alabileceği ücreti TÜİK, Çevre Şehircilik ve meslek odalarından (sendikalı ise bağlı olduğu sendikadan getirtilecek Toplu İş Sözleşmesine göre) belirlemek, kararın davalı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle asgari ücretin 1,95 katı üzerinden davacının usuli kazanılmış hakkını göz önünde bulundurmak, yapılacak hesaptan davalı tarafça yapılan ödemeyi davacı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakka göre hesapta belirtildiği üzere yalın şekilde tenzil ederek davacı anne ve babanın netice maddi tazminat alacaklarını hesaplamak, öte yandan davacı anne ve baba tarafından Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden kendilerine sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesine göre maddi delillerle hesaplanabilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığının dosya kapsamında kanıtlanmamış olması nedeniyle Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca davacı anne ve babanın diğer çocuklardan görecekleri destek de göz önünde bulundurularak hakkaniyete uygun ve makul miktarda belirlenecek maddi tazminatları taleple bağlılık ilkesini de göz önünde bulundurmak şartıyla hüküm altına almaktan ibarettir.
d. Vekalet ücretinin takdiri yönünden;
1.Davacılar birden çok olsa da aynı uyuşmazlığa ve hukuki sebebe dayalı olarak ve tek bir başvurma harcı ile dava açılmıştır. Uyuşmazlık; birlikte dava açan ve tek vekille temsil edilen davacıların davasının kabulüne veya kısmen kabulüne karar verilmesi halinde, vekalet ücretinin ne şeklilde tayin edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
2.Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde uyuşmazlık konusu hakkında bir düzenleme bulunmamakla birlikte, tarifenin 3/1 inci maddesinde; avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulacağı; aynı maddenin 2.fıkrasında ise, müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek; ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise, her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin amacına ve içtihatı birleştirme kararına hakim olan ilke birlikte gözetildiğinde, birden fazla davacının birlikte dava açması ve tek vekille temsil edilmeleri halinde, davanın kabul edilen bölümü üzerinden davacılar yararına tek , reddolan bölümü üzerinden davacılar aleyhine tek vekalet ücretine hükmedilmelidir.
3. Somut olayda; tek bir vekille temsil edilen davacı anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin kısmen reddolan kısmı yönünden davacı anne ve babanın ayrı ayrı vekalet ücretiyle yükümlü kılınması doğru olmamıştır.
4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
5.O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
A) Davacılar vekilinin müvekkillerinden ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için kısmen reddolan manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
B) 1. Davacılar vekilinin müvekkillerinden ... ve ...'un maddi ve manevi tazminat istemleri ile ..., ..., ..., ..., ..., ...'un maddi tazminat istemleri yönünden verilen hükümlere yönelik temyiz itirazları nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılara iadesine,
3. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı ... ve ... kendilerini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince tespit olunan 17.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalı ... Elektrik Üretim Madencilik San ve Tic A.Ş.'den tahsili ile iş bu davacılara verilmesine,
4. Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.