V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 08.10.2020 tarih, 2019/912 E. ve 2020/3962 K. sayılı kararıyla somut olayda taşınmazın önceki maliki şirketin ortakları olan davacıların dava konusu gayrimenkulün şirket müdürü tarafından muvazaalı olarak davalıya devredildiği, yapılan devir işleminin batıl olduğu iddiası ile işbu davayı açtıklarının anlaşılması karşısında, iddianın ileri sürülüş şekli itibariyle davacıların dava açmakta hukuki menfaatleri olduğu gibi, aktif husumet ehliyetlerinin de bulunduğu göz önünde bulundurularak işin esasının incelenmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tapu iptali ve tescil talebinin, iki hukuki sebebe dayandığı, bunlardan birincisinin davalı şirkete yapılan taşınmaz devrinin muvazaalı olduğu, gerçek bir satış olmadığı iddiası; ikincisi ise satışı yapan şirket yetkilisinin, bu taşınmazın satışını yapma yetkisinin bulunmadığı iddiası olduğu, şirket yetkilisinin satış yapma konusunda yetkisiz olduğu iddiasının da iki sebebe dayandığı, bunlardan birincisinin şirket yetkilisinin usulüne uygun şekilde seçilmediği, çünkü kanun gereği en az bir şirket ortağının da müdür olarak seçilmesi gerekliliğinin yerine getirilmediği; ikincisinin ise satıma konu 22 parsel sayılı taşınmazın şirketin tek faaliyet konusu olan petrol istasyonu işletmesinin bir eklentisi olduğu, istasyon işletmesiyle birlikte kullanıldığı, bu kadar önemli bir mal varlığının ancak bir genel kurul kararıyla satılabileceği, müdürün kendi başına böyle bir satış yapamayacağı iddiası olduğu, ilk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda alınan 11.09.2017 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda dava konusu taşınmazın davalıya satış tarihi olan 01.07.2016 tarihi itibariyle gerçek piyasa değerinin 880.000,00 TL olduğunun belirlendiği, davaya konu taşınmazın satış bedeli olan 950.000,00 TL'nin her iki şirket kayıtlarında da yer aldığı, satım bedelinin, davacıların ortağı olduğu satıcı ... şirketinin hesaplarına ve ticari kayıtlarına intikal ettirildiği, ...'in bilanço verilerine göre borçlarını ödeyebilmek için taşınmazı satmasına gerek olmadığı, satım bedelinin şirket kayıtlarında işlem gördüğü ve paranın şirket varlıklarının artışına sebebiyet verdiği, davalı şirketin kayıtlarında bu satın alma işleminin kayıtlı olduğu, taşınmaz bedeli ödendiği tarihlerde davalı şirket ortaklarınca şirketin banka hesaplarına para yatırdığı, emsal taşınmazlar da değerlendirilmek suretiyle, davaya konu 22 parsel sayılı taşınmazın, davalıya satış tarihi olan 01.07.2016 tarihi itibariyle, üzerindeki tüm bina ve muhtesatıyla birlikte değerinin 882.016,02 TL olduğu tespitinin yapıldığı, davaya konu 22 no.lu parselin, ... tarafından işletilen ve 20 no.lu parsel üzerinde bulunan petrol istasyonu ile araç yıkama ünitesi olarak kullanıldığı, ortada bir muvazaanın bulunmadığı, satıcı ... şirketi yetkilisi ...'ün bu satışı yapmaya yetkili olmadığına dair iddiaların incelenmesinde ise; ticari sicil kayıtlarına göre, şirket adına satışı yapan şirket müdürü ...'ün şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu, bu yetkisi kapsamında 01.07.2016 tarihinde 950.000,00 TL bedelle dava konusu taşınmazı davalı şirkete sattığı, Abidin Öztürk'ün 21.05.2015 tarihli genel kurul kararıyla şirket müdürlüğüne seçildiği, tek başına temsil ve ilzam yetkisi verildiği, Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/147 Esas -2016/613 Karar sayılı 15.06.2016 tarihli kararıyla bu genel kurul kararının iptaline karar verilmiş ise de, bu kararın 30.06.2020 tarihinde kesinleştiği, gerek ihtiyati tedbir kararının gerekse ...'ün seçimine dair genel kurul kararının iptaline dair mahkeme kararının, resmi satışın yapıldığı 07.01.2016 tarihinden sonra olduğu, dolayısıyla satış tarihi itibariyle ...'ün şirketin yetkili temsilcisi olduğu, genel kurul kararının iptaline dair mahkeme kararının ileriye etkili olduğu, geçmişe etkili sonuç doğurmadığı, bu durumda iptal kararından önce yapılan tasarruf işlemlerinin geçerliliğini koruduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 623 üncü maddesi gözetilmeksizin şirket yönetiminin seçilmesine dair genel kurul kararının yok hükmünde olmayıp iptale tabi bir karar olduğu, iptal kararının etkisinin de ileriye dönük olduğu, önemli miktardaki mal varlığının devri için şirket genel kurul kararının alınması gerektiği, somut olayda, 22 no.lu parselin önemli miktardaki aktif olmadığı, zira dosya kapsamıyla sabit olduğu üzere, davacıların ortağı olduğu ...'in ana sözleşmesine göre faaliyet konularından biri taşınmaz ticareti olduğu, şirketinş davaya konu 22 parsel dışında başka pek çok taşınmazlarının da bulunduğu, bu nedenle, bu taşınmazın devrinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 inci maddesinin ikinci fıkrası anlamında önemli miktardaki aktifin toptan satışı niteliğinde olmadığı, bilirkişi kurulunca davaya konu 22 parselin, şirketin petrol istasyonunun bulunduğu 20 parselle bağlantılı olarak kullanıldığı belirtilmiş ise de taşınmazın oto yıkama alanı olarak petrol istasyonuyla birlikte kullanıldığı, salt bu nedenle bu taşınmazın devrinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 inci maddesinin ikinci fıkrasına tabi olmadığı, yani devir için genel kurul kararının gerekmediği, davaya konu işlemi de kapsayan iddialarla Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6911 (2022/1101 Yeni) Soruşturma sayılı dosyasının mevcut olduğu, yapılan yazışma sonuçlarına ve tarafların duruşma tutanağına geçen beyanlarına göre, anılan soruşturma dosyasında davalı şirketin tek ortağı ve yetkilisi ... hakkındaki suçlamalar bakımından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, yine aynı soruşturma kapsamında şüpheliler arasında bulunan ve davacıların ortağı olduğu ...'in yetkilisi sıfatıyla satış işlemini yapan ...'ün de ölmüş olması nedeniyle onun hakkındaki soruşturmanın da düştüğü, bu durumda, dava dosyasının çözümü açısından ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek kalmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.