V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; verilen bozma kararının açık ve net olduğunu, davalı ...'ın davalı borçlunun ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğunun kabul edilemeyeceğini, bozma ilamında belirtildiği üzere taşınmaz satışında fazla ödeme ve fahiş fark olup olmadığının incelenmesi gerektiğini, bozma kararı doğrultusunda yaptırılan bilirkişi incelemelerinin dikkate alınmadığını, bilirkişi raporlarında İİK 278. madde hükmü gereğince fahiş farkın olmadığının net bir şekilde ortaya konulduğunu, Mahkemece verilen kararda her iki rapordaki rakamlara da itibar edilmeyerek, nereden geldiği, nasıl hesaplandığı anlaşılamayan başka ve anlamsız rakamlarla hüküm tesis etme cihetine gidildiğini, fahiş farkın kabul edilebilmesi için taşınmazın satış tarihindeki değeri ile satış bedeli arasında artı ya da eksi yönde en az bir misli fark olması gerektiğini, bozma ilamında tesis edilen ipoteğin sonucu bu taşınmazın ipotek alacaklısı şirketin yönetim kurulu üyesine satılması ve ipotek alacaklısı tarafından her zaman ipoteğin paraya çevrilmesinin istenebileceği karşısında mutad ödeme olduğu gerekçesine yer verildiğini, bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirme çerçevesinde davalı ...'in üstlendiği ancak henüz ödemediği ...Gıda borcu nazara alındığında miktarın 4.649.237,70 TL'ye tekabül ettiğini ve neticeten gayrimenkulün değerinin 4.276,000 TL olarak belirlendiğini, bu durumda da Yargıtay tarafından aranan fahiş (misli) farkın söz konusu olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2022 tarihli ve 2022/(17)4-568 Esas, 2022/952 Karar
sayılı ilamı ile; "...16. Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi).
17. Başka bir deyişle mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirmesi veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
18. Somut olayda ise; ipotek alacağı miktarı olan 2.400.000 TL yönünden inceleme yapmak üzere bozmaya uyulmasına, fazlaya ilişkin kısım için önceki kararda ısrar edilmesine yönünde ara karar kurularak, bozma kararı sonrası alınan bilirkişi raporu ve inceleme gereğince hüküm kurulmuş, kısmen uyma kararı verildiği belirtilerek direnme konusu hakkında da inceleme yapılmış ve bozma kararları doğrultusunda ilk kararda yer almayan icra takip dosyasına ikinci kararda yer verilerek karar verilmiştir.
19. Bu itibarla, mahkemece bozma ilamında belirtilen hususların değerlendirilerek yerine getirilmesi hâli, bozma kararına eylemli olarak uyma niteliğinde olup, direnme kararının varlığından söz edilemeyeceğinden yerel mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu karar yeni hüküm niteliğindedir.
20. Hâl böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir." gerekçesi ile dosya Dairemize gönderilmiştir.
D. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
İİK'nun 279 maddesi hükmüne göre tasarruf, borcunu ödemeyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa batıldır. Maddenin ikinci bendinde para veya mutad ödeme vasıtalarından gayri bir suretle yapılan ödemelerin iptal edileceği belirtilmiştir. Mahkemece, bilirkişiler tarafından davalının yetkilisi olduğu ...Gıda şirketinin dava konusu taşınmazın üzerinde 1.774.129,08 TL ipotek alacağı olduğunu tespit ettikleri, bu alacağın 530.027,46 TL'sinin ipotek konulduğu tarihte var olan alacak olduğu, sadece bu miktar yönünden yapılan ödemenin mutad ödeme olarak kabul edilebileceği belirtilmişse de; davaya konu taşınmazın üzerinde 13.10.2010 tarihinde ...Gıda San. ve Tic. A.Ş.'den alınan 1.600.000,00 TL karşılığında şirket lehine ipotek tesis edildiği, yine 26.01.2011 tarihinde taşınmaz üzerine......Gıda San. ve Tic. A.Ş.'den alınan 800.000,00 TL bedel karşılığında şirket lehine ipotek tesis edildiği, taşınmazı devralan davalı 3.kişi ...'ın davaya konu taşınmaz üzerine lehlerine ipotek tesis edilen bu şirketlerin yönetim kurulu üyesi olduğu, bozma ilamı kapsamında alınan bilirkişi raporlarında belirlendiği üzere ipotek alacaklıları olan ...Gıda San. ve Tic. A.Ş. İle......Gıda Paz.A.Ş.'nin ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda ...Gıda San. ve Tic. A.Ş.'nin davalı borçlunun şirketi olan ...Gıda San. ve Dış. Tic. A.Ş.'den 09.07.2010 - 27.12.2012 tarihleri arası toplam alacağının 1.774.129,08 TL olarak tespit edildiği, her ne kadar ipoteğin tesis edildiği 2010 yılı itibari ile alacağı 530.027,46 TL olarak tespit edilmişse de toplam alacağının ipotek miktarı olan 1.600,000 TL ile yaklaşık olarak uyuştuğu, aynı şekilde......Gıda Paz.A.Ş.'nin de davalı borçlunun şirketi olan ...Gıda San. ve Dış. Tic. A.Ş.'den 912.153,30 TL toplam alacağının olduğu ve yine bu alacak miktarının da ipotek miktarı olan 800.000 TL ile yaklaşık olarak uyuştuğu, yani davalı 3. kişi Ahmet'in yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerin davalı borçlunun şirketlerinden olan ipoteğe konu alacaklarının gerçek olduğu, ayrıca mahkemece......lehine konulan ipoteğin taşınmazı satın alma sözleşmesinde üstlenilmediğinden taşınmaz bedeli ödemesi olarak kabul edilemeyeceği belirtilmişse de, bu ipotek borcu davalılar arasında düzenlenen adi yazılı sözleşmede üstlenilmese bile, sınırlı ayni hak olarak taşınmaz üzerinde bulunduğundan taşınmazın resmi tapu devir senedi ile devredilmesiyle beraber devralan davalı 3.kişi ...'ın doğrudan bu ipotek borcundan sorumlu olduğu da anlaşılmaktadır. Bu durumda tesis edilen bu ipoteklerin sonucu olarak dava konusu taşınmazın, taşınmaz üzerindeki ipotek alacaklısı şirketin yönetim kurulu üyesine satılması ve ipotek alacaklısı tarafından her zaman ipoteğin paraya çevrilmesinin istenebileceği hususu dikkate alındığında bu şekildeki taşınmaz devrinin mutad ödeme olmadığının ve bu nedenle 3.kişinin borçlunun ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğunun kabulü yerinde değildir.
Öte yandan İİK'nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığının incelenmesi, satılan taşınmaz üzerinde, ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığının kabulü, bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekir. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında; davalı borçlunun taşınmazında lehine ipotek tesis edilen şirketin ve davalı borçlunun şirketinin ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenerek ipoteğin tesisine neden olan ticari ilişkinin ne olduğu, defterlerde kayıtlı olup olmadığı belirlendikten sonra taşınmazın değeri, tapudaki ödeme, sözleşme gereği ödeme, ödeme belgeleri, tapu üzerindeki mükellefiyetler ve davalıların dayandığı 09.04.2012 tarihli sözleşme birlikte değerlendirilerek taşınmazın değerinden fazla bir bedelle satın almanın gerçekleşip gerçekleşmediği, değerinden fazla ödeme varsa fahiş fark kabul edilip edilemeyeceği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece; taşınmaz için üstlenilen borç miktarı 6.282.828,25 TL olup tapuda gösterilen satış bedeli ile arasında fahiş fark olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz 11.04.2012 tarihinde tapuda toplam 3.938.000,00 TL bedelle satılmış; bilirkişi tarafından bu taşınmaz için toplam 4.276.000 TL rayiç bedel belirlenmiştir. Davalı 3. kişi ... taşınmaz için toplamda 4.654.334,83 TL ödemeyi taahhüt ettiğini belirtmiştir. Dosyaya sunulan ödeme belgeleri ve alınan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere davalı 3.kişi ...'ın taahhüt ettiği bu miktardan 2.882.825,54 TL'sini davalı borçlunun farklı alacaklılarına sözleşme gereği ödediği, ...Gıda San. ve Tic. A.Ş. ile......Gıda Paz.A.Ş. lehine olan 1.600.000,00 TL ve 800.000,00 TL olan ipotekler taşınmaz üzerinde mükellefiyet olarak durmaya devam ettiğinden bu miktarların da eklenmesiyle oluşan toplam 5.282.825,54 TL'nin Dairemiz uygulamasına göre borçluya taşınmazın alımı için ödenen para olduğu kabul edilerek, bu durumda bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında bedel farkı bulunmadığı, değerinden fazla ödeme varsa bile bunun mislini aşan fahiş fark olmadığı anlaşıldığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.