IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; fazlaya ilişkin maddi tazminat haklarının doğması durumunda talepte bulunma ve tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, Mahkemenin manevi tazminat takdir ederken hak ve nesafet ilkelerinden ayrılarak çok düşük miktarda bir tazminata hükmettiğini, davacının maluliyet oranı, tarafların kusur durumu, kaza sebebiyle davacının çekmiş olduğu elem, keder ve üzüntü, uzun yargılama ve taraflar arasındaki ekonomik duruma ilişkin dengesizlik, davalı tarafın zengin bir firma olması ve davacının geçimini vücut gücüyle kazanması ve sair hususlar değerlendirilerek manevi tazminat bakımından talepleri gibi karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından hatalı biçimde fahiş oranda kusur izafesi yapıldığını, konuya itirazlarının ilk derece mahkemesi tarafından göz ardı edildiğini, hatalı bilirkişi raporuna esas verilen hükmün bozulması gerektiğini, davacının makinanın çalışır halde iken müdahale etmeyeceğini gayet iyi bilmesine ve iş güvenliği eğitimlerinde bu hususta defalarca uyarılmasına rağmen müdahalede bulunması, üstelik bunu yaparken çalışma arkadaşlarına, amirlerine ve özellikle makinayı kullanan makiniste haber vermeden bu işe kalkışmasının olayda tam kusurlu olduğunu gösterdiğini, iş kazasının gerçekleşmesinde işçinin ağır kusuru varsa uygun illiyet bağının kesileceğini ve işverenin sorumluluğunun aranamayacağını, maluliyet oranının da haksız yere fahiş biçimde belirlendiğini, bilirkişi tarafından rapor hazırlanırken pasif dönem hesaba katılarak açıkça yargıtay kararlarının yok sayıldığını ve mahkeme yerine geçerek uyuşmazlık konusu üzerinde hukuki yorumlar yapıldığını, maluliyet oranının %60’ın altında kaldığı hallerde davacının pasif dönemine ilişkin iş göremezlik oranına bağlı olarak emsallerine göre fazla efor harcamak suretiyle de olsa, çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün bulunduğundan 60 yaş sonrası pasif dönem için zarar hesabı yapılmaması gerektiğini, davacıya iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin gerekli tüm bilgi ve eğitimler verilmiş olup ilgili belgeler dosyaya sunulmuş olmasına rağmen yazılı deliller dikkate alınmaksızın müvekkili aleyhine hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının haksız taleplerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Davacının iş kazası nedeniyle oluşan maluliyet oranı sağlık kurulu raporuna göre %28 olarak tespit edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından, kazanın oluşumunda davalı işverenliğin kusurunun olup olmadığı varsa oranın belirlenmesi yönünden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, aldırılan ve hükme dayanak yapılan 02.12.2019 tarihli kusur heyet raporunda davalı %80, davacı %20 oranındaki kusuru bulunduğu tespit edilmiş, raporun kazanın oluşumuna uygun düştüğü anlaşılmakla davalının kusur raporuna ve kusur oranına yönelik istinafının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Hesap raporunun doğru tespitler içerdiği, hesaplamaların dosya kapsamına ve Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu, Mahkemece bu rapor esas alınarak değerlendirme yapılmasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Taraf vekilleri hükmedilen manevi tazminat miktarı konusunda istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Borçlar Kanunu’nun 56 ncı maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önüne alarak hükmedeceği manevi tazminatın adalete uygun olması, zenginleşme aracı olmaması, özendirici nitelikte bulunmaması gerekir. Tazminatın amacı zarara uğrayanda bir huzur duygusu doğurmaktır. Hükmedilecek para zarara uğrayanda manevi huzur doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır ve bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin bir zararın giderilmesini de amaç edinmemiştir (YİBK.22.06.1966-7/7). Sayılan bu ana özellikleri nedeniyle de manevi tazminatın bir taraf için zenginleşme diğer taraf için de fakirleşme aracı olarak görülmemesi gerekir. Manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur durumu, sıfatı, işgal ettiği makam, diğer sosyal ve ekonomik durumlarının dikkate alınması, bunun yanında da olaya göre değişebilecek hal ve şartların bulunacağının gözetilmesi, sonuçta takdir hakkının tüm bu unsurlar nazara alınarak kullanılması gereği de unutulmamalıdır. Manevi tazminat, beden gücü kaybı nedeniyle bozulan ruh huzurunun, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nispetinde iadesini amaçladığından hâkim, MK’nın 4 üncü maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2003 gün 2033/21-368-355 ve 23.06.2004 gün 2004/13-291-370 sayılı kararları). Somut olayda; kaza tarihi itibarı ile davacının yaşı, maluliyet oranı, davacının kaza ve sonrası tedavi sürecinde duyabileceği elem ve ızdırap, sosyal ve ekonomik durumu, kaza tarihi itibarı ile paranın alım gücü, kaza tarihi ile davanın açıldığı tarih hep birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece takdir olunan 35.000 TL manevi tazminat miktarının düşük olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun kabulü ile dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davacının manevi tazminat alacağına 100.000 TL olarak hükmedilmesi cihetine gidildiği ..."gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.