D E Ğ İ Ş İ K G E R E K Ç E
İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı 02.08.2005-19.08.2015 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde ... makinası bakım ve onarım ustası olarak çalıştığını, ... sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik haklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının talep ettiği alacakların arabuluculuk faaliyetine konu edildiğini, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varıldığını ve arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğini, anlaşılan konularda dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince davacının kalifiye eleman olması, kıdemi, eğitim durumu ve tecrübesi dikkate aldığında arabuluculuk faaliyetinin anlamını ve önemini anlayabilecek kapasitede olduğu, arabulucu A.B'nin H.Ü. Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olması karşısında arabuluculuk tutanağındaki hususlarla ilgili aydınlatılmamış olmasının düşünülemeyeceği, iradesinin sakatlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu; kaldı ki tutanağın imzalandığı tarih itibarıyla bir yıllık hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davacının iradesinin sakatlandığı konusundaki iddiasını kanıtlayamadığı, sırf aynı arabulucu tarafından gerçekleştirilen başka bir anlaşma tutanağına itibar edilmemesinin bu davada da aynı sonuca varılmasına sebep teşkil etmediği belirtilmek suretiyle davacının istinaf başvurusu vekâlet ücreti yönünden kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dairemizce ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı konuya ilişkin alacak veya işe iade davasında bir ön sorun olarak değerlendirilemeyeceği, somut olayda mahkemece davacı tarafa ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti konusunda ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesi, verilen süre içinde dava açılması hâlinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitine ilişkin davanın sonucunun alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Ülkemizde ... hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık ... yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.....2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanun olmak üzere bazı kanunlarla dava şartı arabuluculuk ihdas edilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde arabuluculuk, “Kanuna, ... veya toplu ... sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar” bakımından dava şartı olarak düzenlenmiştir.
6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmü yer almakta ise de anlaşma belgesi maddi anlamda bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dairemizce temyiz incelemesi yapılan bir kısım dosyalarda, bu sözleşmenin irade sakatlığı ya da arabuluculuk faaliyetine ilişkin sürecin usule uygun yapılmadığı iddiasıyla geçersizliği ileri sürülerek alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir (9. Hukuk Dairesinin 05.12.2022 tarihli ve 2021/14055 Esas, 2022/15998 Karar; 23.12.2022 tarihli ve 2022/16466 Esas, 2023/126 Karar; 17.10.2022 tarihli ve 2022/8404 Esas, 2022/12594 Karar; 15.....2022 tarihli ve 2022/6918 Esas, 2022/7792 Karar sayılı kararları). Öğretide de Kanun’daki “dava açılamaz” ifadesinin mutlak bir yasak olmadığı ve anlaşma belgesinin irade fesadı, sahtelik gibi nedenlerle geçersizliğinin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir (Ömer ..., Muhammet Özekes, Murat Atalı, Vural Seven, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, ..., İkinci Baskı, Kasım 2019, s. 263, 266; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, ..., 2020, s.124; ... Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.3, 22; Hasan Kayırgan, “... Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Tutanaklarının İrade Fesadı Bağlamında Değerlendirilmesi, Arabuluculuğun Geleceği Sempozyumu, 14 Kasım 2020, s. 69-70; Yusuf Yiğit/M. Can Özkır, “... Hukuku Açısından Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk Uygulamasına Başvurunun Hukuki Sonuçları”, Uluslararası Bilimlerde Yenilikçi Yaklaşımlar Dergisi, 2020, V. 4(3), s.86; Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.70). Bu kabul ve uygulama karşısında “arabuluculuk tutanağı iptal edilmedikçe alacak davası açılamaz” şeklindeki görüşten hareketle anlaşma belgesinin/tutanağın geçersizliğinin tespiti için ayrı bir dava açma zorunluluğundan söz edilemez.
Uygulamada genellikle arabulucu aracılığıyla yapılan anlaşma belgesinin ya da son tutanağın serbest irade ürünü olmadığı yahut arabuluculuk sürecinin Kanun’da öngörülen usule uygun yapılmadığı, alacak davasında davacı tarafça ön sorun olarak ileri sürülebildiği gibi anlaşma belgesinin/son tutanağının iptali istemi ayrı bir dava konusu da yapılabilmektedir.
Somut olayda Mahkemece, davalının cevap dilekçesi ekinde sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi yargılama sırasında ortaya çıkan davaya ilişkin bir ön sorun olarak ele alınmış ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair hüküm kurulmuştur.
Dairemiz bozma kararının temel dayanağı alacak, tazminat veya işe iade davası ile arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliği yahut iptali istemli davaların iki ayrı dava olduğuna yönelik kabuldür. Oysa alacak veya işe iade davasına ilişkin yargılama sırasında uyuşmazlığın ihtiyari arabuluculuğa konu edildiği ve taraflarca anlaşmaya varıldığı ileri sürüldüğünde, anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı hususu bir ön sorun olarak ele alınabilmeli; anlaşma belgesinin geçerliliği veya geçersizliği, aynı mahkemedeki yargılama faaliyeti içerisinde çözümlenebilmelidir. 6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan anlaşılan konularda dava açılamayacağına yönelik düzenleme, anlaşılan konular bakımından tarafları bağlar. Davacının tutanağın geçersizliğinin tespiti ve işçilik alacaklarının tahsili istemi ile dava açması 6100 sayılı Kanun’un 163 üncü maddesi bağlamında taraflar arasında anlaşma bulunmadığı şeklindeki ön sorunun ileri sürülmesi iken davalının savunmasında anlaşma belgesi sunarak anlaşmanın varlığını ileri sürmesi de aynı şekilde bir ön sorunun ileri sürülmesidir. Bu durumda mahkemece anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı Kanun’un 164 üncü maddesi uyarınca ön sorun olarak incelenebilmesi gerekir.
İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığının denetiminin alacak veya işe iade davasına bakan mahkemece yapılmasına yasal herhangi bir engel bulunmadığı gibi aksine ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğine yönelik değerlendirmenin, o belgenin geçersizliği yahut geçerliliğine bağlanan hukuki sonuçların konu edildiği davada ele alınması öncelikle tercih edilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki burada 6100 sayılı Kanun’un 165 inci maddesi bağlamında bir bekletici sorun olduğunun kabulü de somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Bekletici mesele kavramı, bir davada hüküm verilebilmesinin başka bir davaya bağlı olması hâlinde ortaya çıkar; tamamen asıl davaya özgülenmiş bir sorun olarak kabul edilemez. Oysa anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ayrı bir dava konusu olmadığı gibi geçersizliğin tespiti, mevcut yargılamayı sürdüren mahkemeden bir başka mahkemenin görevine de girmez. Üstelik anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı sorunu tamamen alacak, tazminat veya işe iade davasını ilgilendirmekte olup bu davadan ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Özellikle alacak davasında anlaşmanın ya da arabuluculuk tutanağının geçersizliği tespit edildiğinde, yeni bir arabuluculuk sürecinin başlatılmasının gerekmediğine ilişkin Dairemizin uygulaması da dikkate alındığında, davacıya geçersizliğin tespiti için ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesinin gereksizliği açıktır.
Sayın çoğunluğun görüşü benimsendiğinde, alacak davasına yahut işe iade davasına bakan mahkemece, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile ilgili olarak herhangi bir inceleme yapılması mümkün olmayacak aksine ... mahkemesinin görevli olduğu bir uyuşmazlığın çözümünde bir başka ... mahkemesinde dava açması için davacıya süre verilerek yargılama süreci gereksiz şekilde uzatılacaktır. Bekletici meselenin, zaman, emek ve masraf açısından usul ekonomisine aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda kanunda açıkça zorunlu kılınmadığı hâlde, anlaşma belgesinin geçersizliğine ilişkin davanın ayrı bir dava şeklinde görülmesi ve alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiğinin kabulü usul kuralları bakımından zorlayıcı bir yorum olur. Kaldı ki, 6100 sayılı Kanun’un 208 inci maddesinin üçüncü fıkrasında bir belgenin sahteliğini iddia eden kimsenin, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi bu konuda ayrı bir dava da açabileceği ifade edilmektedir. Sahtelik iddiasının dahi aynı dava içinde bir ön sorun olarak incelenebilmesi mümkün iken davalı tarafından sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine karşılık davacıya, aynı dava içinde bu belgenin geçersizliğini ileri sürebilme imkânı tanınmaması temel hak ve hürriyetler açısından oldukça kısıtlayıcı bir sonuçtur.
Arabuluculuk anlaşma belgesinin/son tutanağının geçerli olup olmadığının alacak davasında ön sorun olarak incelenemeyeceği kabul edilir ise, özellikle iradesi sakatlanmış olan işçinin iki ayrı dava açmak zorunda kalması nedeniyle ağır bir külfete katlanması söz konusu olacaktır. Zira böyle bir durumda anlaşma belgesinin/son tutanağın geçersizliğinin tespiti için dava açılıp bu davanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılacaktır. Böylece işçi iki davanın yargılama sürecinden sonra alacağına kavuşmuş olacaktır. İradesi sakatlanmış olan bir işçiyi mevcut şartlarda en az 8-10 yıl sonra alacağına kavuşturmak adalet kavramı ile izah edilemez. Ayrıca işçinin yargılama gideri riski nedeniyle kısmi dava açması halinde talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı tehlikesi de ortaya çıkacak ve belki de işçi alacağının önemli bir kısmına kavuşamayacaktır. Keza uyuşmazlık birden fazla dava ile hem daha fazla masraf yapılarak hem de mahkemelerin ... yükü artırılarak çözümlenecek ki bunun usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu da açıktır.
Anayasa’nın 13 üncü maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Bu anayasal hükme göre temel bir hakkı sınırlandıran kanun hükmü geniş yorumlanamaz veya kanunun belirlediği sınırın dışına çıkılamaz. Dava şartı arabuluculuğa ilişkin kanuni düzenleme ile mahkemeye erişim hakkı belirli ölçüde sınırlanmıştır. Bununla birlikte, geçersizlik tespitinin ön sorun olarak incelenmesine kanunen bir engel bulunmadığı hâlde, davacı işçiyi alacağına kavuşması için iki ayrı dava açmak zorunda bırakmak, mahkemeye erişim hakkını kanunun öngördüğü düzenlemenin ötesinde sınırlamak anlamına gelir. Diğer yandan, yukarıda belirtildiği üzere işçinin iki davanın yargılama giderini karşılamak zorunda kalması, makul yargılama süresinin aşılması ve alacağın zamanaşımına uğraması gibi durumlar nedeniyle usul ekonomisi ilkesi, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
Somut olayda Mahkemece davalının sunduğu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin varlığı ön sorun olarak değerlendirilmiş ve anlaşma belgesinin geçerli olduğu sonucuna varılarak alacak davası reddedilmiştir. Davalı tarafın savunması üzerine arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğini, alacak davası içinde bir ön sorun olarak ele alıp inceleyen Mahkemenin kararı yukarıda açıkladığım gerekçelerle yerindedir. Ancak davacı taraf arabulucululuk faaliyetinin hiç yapılmadığı ve iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmesine rağmen bu iddiaya ilişkin delillerin toplanmadığı ve eksik inceleme ile karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu sebeple kararın davacı tarafın bildirdiği delillerin toplanması ve tanıkların dinlenmesi için bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti için davacıya süre verilmesi ve söz konusu davanın alacak davası bakımından bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.