V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın türünün, belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklamada bulunmaları için süre verilmediği gibi, talep artırım veya ıslah için de süre verilmediğinden verilen kararın bozulmasını, bir iş yerinde aynı işi yapan aynı ücreti alır kuralı kapsamında tanıklarının davacı ve kendisinin makineci olarak 2.000 TL aylık aldığını beyan etmeleri karşısında bu miktar üzerinden yapılan hesaba göre karar verilmesi gerekirken diğer hesap seçeneğine itibarla karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Belirsiz Alacak ve Kısmi Dava" yönünden 107 ve 109 uncu maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri "olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
1.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107.maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
2.Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir.Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
3.Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
4.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
5. Öte yandan 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişik 107/2 nci maddesine göre; karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. Düzenlemesi yer almaktadır.
6. Ayrıca HMK'nın 33 üncü maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
7.Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı maddi tazminat istemi içeren davalarda; davacı tarafın alacağın tamamınını kendisinin belirleyerek açıkça kısmi istemli dava açtığının anlaşılabilir olduğu hal ile bakiye alacak davası niteliğinde (yani önceki yargılama sırasında belirlenen alacaktan eda hükmü altına alınmayan kısımla ilgili kısmi eda hükmü talebine ilişkin dava) hali haricinde, maddi tazminat alacağının tespitinin yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillerle ve giderek alınacak hesap raporuna göre belirlenerek tespit edilebileceği açıktır. Bu cümleden olarak hakimin HMK'nın 26 ncı maddesi kapsamında taraf talepleri ile bağlı olmakla beraber, HMK'nın 33 üncü maddesi kapsamında tarafların dilekçelerinde açıkladıkları hukuki sebeplerle ve giderek dava türü ile de bağlı olmayacağı de göz önünde bulundurulmalıdır.
8. Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davayı açtığı tarih itibariyle iş göremezliğe dayalı maddi tazminat alacağını kendisinin belirleyebilecek durumda olmadığı gibi bu belirlemenin açıkça tahkikat sonucuna bağlı olduğu anlaşılmaktadır. O halde, davanın maddi tazminat istemi yönünden 6100 sayılı HMK’nın 107 nci maddesine dayalı bir "belirsiz alacak davası" olduğu değerlendirilerek yargılama yapılması, aynı zamanda Mahkemece yargılama sırasında yürürlükte bulunan aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında davacı vekiline maddi tazminat istemiyle ilgili olarak talep artırımda bulunmak üzere süre verilmesi gerekmektedir. Ne var ki davacı vekilinin adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle harçtan muaf olduğu ve 21.08.2022 tarihli hesap raporu üzerine mahkemeye sunduğu 03.09.2022 tarihli dilekçesinde de açıkça "bilirkişi hesap raporunun ilk seçeneğinde hesaplanan 799.499,75 TL üzerinden karar verilmesini talep ettiği" de anlaşılmaktadır.
9. Bu durum karşısında davanın maddi tazminat istemi yönünden belirsiz alacak davası olduğu ve 03.09.2022 tarihli dilekçesinin de maddi isteminin bedelinin artırılmasına ilişkin dilekçesi olduğu değerlendirilerek sonucuna göre bu bedel artırım istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
10.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
11. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar usulden bozulmalıdır .
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin temyiz itirazları nedeniyle, sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,
3. Davacı adli yardımdan yararlanmakla beraber davacıdan tahsil edilen peşin temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
4. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.