Davalılar vekili; müvekkilinin sağlık sektöründe hizmet veren bir ticari şirket olduğunu, dava konusunun ticari iş mahiyetinde olduğunu, bu nedenle iş bölümü itirazında bulunduklarını, görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğunu, ayrıca her iki davalı yönünden dava dilekçesinde belirtilen hususların yerinde olmadığına ilişkin açıklamalar yaparak haksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
VI. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davacı vekili; müvekkilinin doğum sonrası rutin görmesi gereken adet dönemi kanamalarını her ayın yaklaşık 15-20 günü arası ve bazen daha uzun süreler gördüğünü, halen de aynı sıklıkta bu adet kanamalarının devam ettiğini, davadışı birçok özel kadın doğum uzmanına muayene olduğunu ancak tıbben bir netice elde edemediğini, gittiği herbir uzman doktorun, bu durumun nadir de olsa karşılaşılabilen bir olay olduğunu ve bunun doktorun hatalı doğum yaptırmasından kaynaklandığını, bundan sonra da eğer bir başka hamilelik yaşanacak ise büyük bir risk olduğunu, hastalığının ancak rahminin alınması ile sonlanacağını sözlü şekilde ifade ettiklerini, öncelikle ne doğum öncesi ne de sonrasında sezaryen sonrası böyle bir tıbbi olgunun oluşabileceğinin davacıya söylenmediğini, davalı hekim ve diğer davalı hastane tarafından bu konu hakkında gerek sözlü gerekse yazılı bir bilgilendirme yapılmadığını, doğumdan sonra davalı hekime gittiği son kontrolde dahi bu konuda herhangi bir bulgudan söz edilmediğini, tıbbi bilirkişi tarafından raporda açıkça izah edilen skar dokusu denilen skar insizisyonunun, doğum sonrası oluşan basit bulgu olmadığını, bu skar dokusunun çok ciddi sonuçları olan ve tamamen hekimin kusuruna bağlı bir hastalık olduğunu, davalı hekimin doğum sonrasında bu bulguyu tespit dahi edemediğini, tespit yapılsaydı sonrasında tedavi yöntemleri uygulanarak iyileşmenin sağlanabileceğini, ancak davalıların bu hatası neticesinde davacıda kalıcı bir hastalığın nüksettiğini ve gecikmiş olunmasından dolayı da tedavisinin mümkün olmadığını, hekimin göstermesi gereken özen ve hassasiyet gösterilmemiş olduğundan hem hastane hem de doğumu yapan davalı hekimin açıkça bu kusurdan sorumlu olduğunu, eylem, kusur ve zarar arasındaki illiyet bağının olup olmadığının irdelenmediğini, raporda hiçbir gerekçe gösterilmeden hekimin sorumluluğunu ortadan kaldıran ifadelerde bulunulmasının ve tedavisinin doğum sonrası ilk aylarda yapılabildiğinin açıkça bilinmesine rağmen bu kusurdan kaynaklı hastalığın nasıl teşhis edilemediğinin sorgulanmamasının, yapılacak tedaviden de bahsedilmemesinin raporun açıkça eksik ve hatalı olduğunu ortaya koymaya yettiğini, dolayısıyla eksik ve çelişkili, hatta ameliyat sonrası böylesi bir bulgunun ortaya çıkabileceğini söyleyerek kusuru kabul edip sonrasında ne hastane ne de doğumu gerçekleştiren doktor hakkında kusur atfedilecek bir olay sözkonusu değildir demenin kusuru görmezden gelmek, üstünü örtmek ve basite indirgemekten başka bir anlam taşımadığını, davaya esas teşkil eden hatalı, bir o kadar da meslektaşını koruma tarzı yazılan bu raporun hem hukuken hem de vicdanen kabul edilebilir olmadığını ileri sürerek; kararın düzeltilmesini ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1- Davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (BK 386-390)(TBK 502.506)
2- Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
3- Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 (BK 394/1) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
3. Değerlendirme
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu olayda davalı doktorun kusurlu bir davranışının olmadığının tespit edilmiş olmasına, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve bozma kararlarının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin davacı vekilince ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.