V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve ... Belediye Başkanlığı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, itirazlarının Bölge Adliye Mahkemesi kararında irdelenmediğini, davanın kendileri yönünden zamanaşımına uğradığını, bu hususun üzerinde durulmadığını, davacı kendi çalışanları olmadığından kendileri yönünden iş kazası teşkil edebilecek bir durumun olmadığını, kendileri yönünden iş kazası olmayan olaydan dolayı iş sağlığı ve güvenliği hükümlerine göre sorumlu tutulmaları ve ona göre maddi-manevi tazminata muhatap kılınmalarının hukuka aykırı olduğunu, kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, davacının işvereni olan ... hakkındaki davanın neden reddedildiğinin kararda tartışılmadığını, tazminat hesaplamasının da hukuka aykırı olduğunu, ücret tespitinin yerinde olmadığını, manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin kusuru olmamakla birlikte kendilerine verilen %10 kusur oranına karşın tazminatın tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dava konusu olayın bir iş kazası olarak nitelendirilmesinin imkansız olduğunu, kendilerine husumet yönetilmesinin doğru olmadığını, davacının mağduriyetinin bizzat kendi kusurlu hareketi ve diğer davalıların müterafik kusurlarıyla oluştuğunu, bu nedenlerle kendileri hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini aksi yönde verilen kararın isabetsiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114'üncü maddesinin birinci fıkrasının d bendi, 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417'inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 inci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31'inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, ... 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, ... 2000, s.288).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir
Somut olayda, dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtlarından asıl dava dosyasının açıldığı tarih olan 06.05.2013 tarihinden kısa bir süre sonra davalı ... Menteşe ve Mob. Aks. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin TTK'nın geçici 7'nci maddesi gereğince ticaret sicilinden 24.09.2013 tarihinde resen terkin edilip keyfiyetin 24.09.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği anlaşıldığında göre, taraf teşkili sağlanmaksızın karar tarihi itibariyle tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyeti bulunmayan davalı ... Menteşe ve Mob. Aks. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden hüküm kurulmuş olması hatalıdır.
Mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa davalı ... Menteşe ve Mob. Aks. San. ve Tic. Ltd. Şti.'yi iş bu dava nedeniyle ihya etmesi için önel vermek, ihya davası açıldığı takdirde bu davanın sonucunu beklemek, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.