V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, bünyesel faktörden işverenin sorumlu tutulamayacağını, bu nedenle %90 bünysel faktörün %60’ından da müvekkilinin sorumlu tutulmasının doğru olmadığını, ücretin hatalı tespit edildiğini, bilirkişi raporunda yeniden evlenme olasılığının dikkate alınmadığını, hesap raporunda müteveffanın gelirinin hatalı paylaştırıldığını, Kurum inceleme raporunda müteveffanın kalp krizi geçirerek ölümünün iş sağılığı ve güvenliği mevzuatına aykırılık teşkil eden işlemlerden kaynaklanmadığı belirtilmişken bu idari rapora davacının itiraz etmediği ve bu yönüyle kusur durumunun kesinleştiği hususunun dikkate alınmadığını, davacılar lehine hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
a.Davalı vekilinin davacıların manevi tazminat istemleri ile davacı çocukların maddi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin davacı eş ... için 264.092,04 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, çocuk ... için 17.474,44 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, çocuk ... için 25.617,32 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, çocuk ... için 47.859,36 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesi'nin temyiz incelemesine konu kararında davacı eşin ve davacı çocuk ...'in maddi tazminat istemlerinin kabulüne, çocuk ... lehine 8.499,99 TL maddi, çocuk ... lehine 13.645,49 TL maddi, eş lehine 30.000,00 TL, çocuklar lehine 15.000,00’er TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği gözetildiğinde, tüm davacılar lehine hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları ile davacı çocuklar lehine hüküm altına alınan maddi tazminat tutarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin ayrı ayrı altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir.
b.Davalı vekilinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371'inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417'inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21'inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8'inci ve 31'inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, 04.11.2019 tarihli bilirkişi kusur raporunda davalının %10 oranında kusurlu olduğu, iş kazasının meydana gelişinde müteveffanın bünyesinden kaynaklanan faktörlerin %90 oranında etkili olduğu yönünde görüş bildirildiği, İlk Derece Mahkemesince bu kusur raporu hükme dayanak kılınmak suretiyle temyiz incelemesine konu kararı verdiği ne var ki hükme esas 20.02.2020 tarihli bilirkişi hesap raporunda %90 oranındaki bünyesel faktörün %60'ından da işverenin sorumlu olacağı kabulünden hareketle hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu biraz açmak gerekirse; buradaki önlenemezliğin olayla ilgisi yoktur. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına yada sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.
Olayın kaçınılmazlıktan kaynaklanması hâlinde sorumluluğun işçi ve işveren arasında % 50'şer oranında paylaştırılması uygun gibi görünebilirse de, işçinin işverene karşı daha güçsüz oluşu, nimet - külfet dengesi, işçiyi koruma ve sosyal devlet ilkesi gibi nedenler karşısında işverene daha fazla sorumluluk verilmesi hakkaniyet gereğidir.
Sonuç itibariyle kaçınılmazlığın etkili olduğu durumlarda, hakim tarafından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesi çerçevesinde tazminat belirlenirken hakkaniyet ilkeleri gözetilerek işverenin kendi kusur oranına ek olarak kaçınılmazlık oranının %60'ından da sorumlu olduğunun kabulü adil bir çözüm olacaktır.
Bu açıklamalardan olarak somut olayda iş kazasının oluşumunda davalının %10 oranında kusurlu olduğu, müteveffanın bünyesinden kaynaklanan faktörlerin ise %90 oranında etkili olduğu yönündeki tespit yerinde ise de İlk Derece Mahkemesince bünyesel faktör ile kaçınılmazlığın aynı anlama gelmediği, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gözden kaçırılarak davalı işverenin kendi kusuruna ek olarak tespit edilen bünyesel faktörün %60'ından da hakkaniyet gereğince sorumlu olduğu kabulünden hareketle düzenlenen bilirkişi hesap raporuna göre karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, %90 oranındaki bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını dikkate alarak davacı eşin maddi zararının tespiti noktasında davalı işverenin %10 kusuruna isabet eden tutarı hesaplatmak üzere hesap raporu almak, hesap raporunda davacılar vekili tarafından itiraza uğramayan 26.09.2016 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin kullanılması gerektiğini gözetmek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.