II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; bu davayı davacı değil müflis şirketlerin açması gerektiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, vasinin sadece vesayet altındaki kişiye verdiği zararlardan dolayı sorumlu olabileceğini, temlik sözleşmeleri kapsamında davacı bankanın EPDK'ya yaptığı başvurunun ayrıca piyasa işletmecisi EPİAŞ'a yaptığı başvuruların kabul edilmediğini, kurum kararlarının iptali için davacı bankanın idare mahkemeleri nezdinde açtıkları davaların reddedildiğini, bu haliyle temlik sözleşmelerinin geçerli olmadığını, kayyımların atandıkları şirketleri temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığını, şirketlerin yönetim organlarının yetkilerinin devam ettiğini, kararların yönetim kurulunca alındığını, bu nedenle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 467 nci maddesinin ikinci fıkrasında beliritldiği şekilde vasi gibi sorumlu tutulmalarına olanak bulunmadığını, ayrıca vasinin sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu, kayyımın görevlerinin yönetim kurulu kararlarını denetlemekten öte geçmediğini ve yönetim kurulu kararlarının iyileştirme planı kapsamında değerlendirilmesinden ibaret olduğunu, dava dışı temlik eden şirketler tarafından kayyımlara hiç bir şekilde davacıya ödeme yapılması konusunda bir talep yöneltilmediğini, bir talep olmaksızın kayyımların şirkete ... ve talimat verme yetkisinin de olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 13.07.2015 tarih, 2015/453 E. ve 2015/513 K. sayılı kararı ile iflas erteleme davasında kayyum olarak atanan davalıların sorumluluğuna ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda (2004 sayılı Kanun) ayrıca bir düzenleme mevcut olmadığı ve davalılar hakkında 6100 sayılı Kanun'un bilirkişi ve bilirkişilerin seçilmesine ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu nedenle zarar görmüş olanların 6100 sayılı Kanun'un 285 ... maddesi gereğince zararın tazmini için ancak doğrudan devlete karşı tazminat davası açabileceği, doğrudan bilirkişilere açılan davada dava şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 31.10.2016 tarih, 2015/15437 E. ve 2016/8519 K. sayılı kararıyla Mahkemece, bu tür davaların sadece doğrudan devlet aleyhine açılabileceği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği, ancak, iflas erteleme davası sırasında mahkemece atanan kayyumların 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinde düzenlenen bilirkişi niteliğinde olmadığı, bu kişilerin sorumluluğuyla ilgili 2004 sayılı Kanunda hüküm bulunmaması karşısında, kayyımların sorumluluğunun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 467 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince vasinin sorumluluğuna ilişkin hükümler kapsamında değerlendirileceği, bu durumda işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece 6100 sayılı Kanun'daki bilirkişilere uygulanan hükümler gereğince davanın usulden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile dava dışı Göksu Enerji Üretim A.Ş. arasında 23.12.2010 tarihinde kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin ekinde ayrıca alacağın temliki sözleşmesi akdedildiği, sözleşmeye göre proje finansman kredisi kapsamında, Ayranlı Hes, ... Hes, Sütlüce Hes projeleri kapsamında elektrik enerjisi satışından elde edilecek tüm gelirlerin davacı bankaya temlik edildiği, davacı banka ile dava dışı ... Enerji Üretim A.Ş. arasında 13.10.2010 tarihinde kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin ekinde ayrıca alacağım temliki sözleşmesi akdedildiği, sözleşmeye göre proje finansman kredisi kapsamında, Berke Hes, projesi kapsamında elektrik enerjisi satışından elde edilecek tüm gelirlerin davacı bankaya temlik edildiği, dava dışı Göksu Enerji Üretim A.Ş. ve ... Enerji Üretim A.Ş. şirketleri ile bağlı diğer şirketlerin iflasın ertelenmesi talepli açtıkları davada davalıların 2004 sayılı Kanun'un 179/a maddesi (mülga) gereğince bu şirketlere kayyım olarak atandıkları, yönetim kurulunun tüm kararlarının kayyım onayına tabi tutulmasına karar verildiği, öncelikle alacağın temliki sözleşmelerinin geçerli olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, davacı banka tarafından İdare Mahkemelerinde açılan davalar sonucunda temlik sözleşmelerinin geçersiz olduğunun tespit edildiği, bu kararların Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği, İdare Mahkemelerinin kesinleşen kararları ile temlik sözleşmelerinin geçerli olabilmesi ve temlikler kapsamında dava dışı şirketlerin elektrik üretiminden kaynaklı alacaklarının davacı bankaya ödenebilmesi için elektrik piyasasında işletici konumundaki EPDK ve sonrasında EPİAŞ 'ın onayına tabi olduğu ve kurumların onaya zorlanamayacaklarının anlaşıldığı, kesinleşen mahkeme kararlarının hem kendi mahkemelerini hem de davalı kayyumları bağlayacağı, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davacı bankanın, dava dışı şirketlerle imzaladığı temliğin başkaca bir kurumun onayına tabi olup olmadığını, bu onayın alınmaması ihtimalini de gözeterek hareket etmesi gerektiği ve kurum onayının alınamaması nedeniyle geçersiz hale gelen temliknameye dayalı olarak hak talebinde bulunamayacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 191 nci maddesinin uygulanabilmesi için de herşeyden önce geçerli bir temliğin bulunması gerektiği, oysa somut olayda kurum onayları verilmediği için yapılan temliklerin geçerli hale gelmediği, davalıların sorumluluğunun ayrıca kayyımlık müessesesi açısından da ele alınması gerektiği, 4721 sayılı Kanun'un 467 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kayyımların sorumluluğunun vasinin sorumluluğu hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ancak sorumluluk belirlenirken 2004 sayılı Kanun'un 179/a (mülga) maddesindeki görevlendirmenin özelliklerinin de dikkate alınacağı, davalıların yönetim kayyımın bir türü olan denetim ve gözetim kayyımı olarak atandıkları, davalıların iflas ertelemesi talep eden şirketlerin yöneticisi veya temsilcisi olmadıkları, şirket yöneticilerinin görevlerinin başında olup yöneticilerin aldığı kararların davalı kayyımların denetimine tabi tutulduğu, davalıların denetim görevinin yönetimin aldığı kararların işletme projesine ve şirket menfaatlerine uygun olup olmadığı ile sınırlı olduğu, bu görevin ihmali suretiyle şirketlerin zarar görmesi halinde yansıma yolu ile şirket alacaklıları da zarar görür ise alacaklıların, şirket yöneticilerin sorumluluğunda olduğu gibi kayyımlara karşı sorumluluk davası açmalarının mümkün olacağı, ancak somut olayda kayyımlara yüklenen eylemin temlike konu alacağın davacı bankaya ödenmemesine dayalı olup kayyımların mahkeme kararlarına rağmen şirket yönetimlerinin yerine geçerek temlik edilen alacakların davacı bankaya ödenmesi yönünde karar alamayacakları, yönetimce alınan kararların usulsüzlüğünün iddia edilemeyeceği gözetildiğinde davalı kayyımların kusurlu eylemlerinin olmadığı ve tazminat yükümlülüklerinin de doğmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.