İçtihatYargıtay3. Ceza Dairesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi · E. 2023/22330 · K. 2024/650
- Esas No
- 2023/22330
- Karar No
- 2024/650
- Karar Tarihi
- 15.01.2024
Karar Metni
3. Ceza Dairesi 2023/22330 E. , 2024/650 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/210 E, 2023/15 K.
SUÇ : Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma
HÜKÜM :TCK’nın 302/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddeleri ile TCK’nın 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararı
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İTİRAZA KONU KARAR : Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.09.2023 tarih ve 2023/10718 E,
2023/6117 K sayılı bozma kararı
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.09.2023 tarih ve 2023/10718 Esas, 2023/6117 sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde 17.11.2023 tarihinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu özetle, 3713 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre terör örgütlerinin amacı doğrultusunda işlendiğinde terör suçu sayılacağı konusunda şüphe bulunmayan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cebir ve tehditle ve örgüt adına örgütsel faaliyet çerçevesinde işlenmiş olması halinde yani eylemin TCK'nın 109/2 maddesine temas eder nitelikte olması halinde amaç suç bakımından elverişlilik ve vahamet arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, örgüt faaliyet çerçevesinde bu eylemi gerçekleştiren kişinin artık silahlı terör örgütü üyeliğinden değil fakat amaç suçu düzenleyen TCK'nın 302. maddesi gereğince devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma suçundan cezalandırılması gerektiğinden bahisle bozma ilamının kaldırılmasına ve sanık müdafiilerinin temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Ayrıntıları itiraza konu ilamda açıklandığı üzere;
5237 sayılı Kanun'un 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçunun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur.
Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9.CD 26.06.2012T. 2012/2855-8069 sy. k, 15.01.2014 T. 2013/12441-2014/614 sy. k., 30.03.2010 T. 2009/8654-2010/3632 sy. k. 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 karar sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur.
Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 T. 2009/6277-7540 sy. k.vb.).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde;
Şırnak İl Jandarma Komutanlığı, İl Emniyet Müdürlüğü ve MİT tarafından ortak icra edilen Cudi Dağı Bölgesinde faaliyet gösteren PKK/KCK silahlı terör örgütü mensuplarının ele geçirilmesi yönünde yapılan çalışmalar kapsamında,18.11.2019 günü Şırnak İli Silopi İlçesi ... Köyü bölgesinde bulunan hayvan ağılları bölgesine Andok (K) ..., ... (K) ... ve ... (K) ... isimli örgüt mensuplarının geleceği konusunda edinilen bilgi üzerine bölgenin İHA vasıtası ile izlenmeye başlandığının, yakalama tutanağına göre 18.11.2019 günü saat 23:00 sıralarında söz konusu ağılların bulunduğu ve örgüt mensuplarının bulunduğu evin önünde bulunan ... plakalı aracın bulunduğu bölgeden hareket ettiği ve söz konusu aracın kesintisiz takip sonucunda Silopi-Cizre yol kavşağında durdurulduğu, aracı süren kişinin sanık ... olduğunun tespit edildiğinin, örgüt mensuplarının bulunduğu değerlendirilen evde bulunan müşteki ... ve torunu mağdur ...'ın güvenlik güçleri olay yerine vardıktan sonra evden çıkarıldıkları, örgüt mensuplarının teslim olması amacıyla yapılan çağrıya ateşle karşılık verilmesi neticesinde silahlı çatışmanın yaşandığı ve evde bulunan üç örgüt mensubunun kendilerini el bombaları ile patlatmaları sonucunda ölü olarak ele geçirildiğinin, müşteki beyanlarına göre saat 21:00 sıralarında tanımadıkları silahlı dört kişinin gelerek tehdit ile içeri girdikleri, ..., ... (K) ... ve ... (K) ... isimli bu üç terörist ile birlikte gelen ve ismini sonradan öğrendiği sanık ...'ın doktor dediği biriyle görüştüğü bir süre oturduktan sonra diğerlerine "ben yarın sabah doktoru getiririm, sonra da gideriz" dediği, ve geldiği araca binerek saat 23.00 sıralarında gittiği, bu şahısların eve zorla girdikleri ve müştekileri alıkoyduklarının kabul edildiği olayda;
Olay mahalli olan mağdurların evine indirilerek olayda kullanılan veya kullanılmadan ele geçirilen, 19.11.2019 tarihli raporda nitelikleri gösterilen mühimmatın nitelik ve nicelik itibariyle önceden planlanmış somut çatışmada kullanılacağını bilerek naklettiği ve güvenlik güçleri ile çatışmaya giren diğer örgüt mensuplarının iş bu vahim nitelikteki eylemine iştirak ettiği ispat edilemeyen ve fakat örgütün milis yapılanması içerisinde de yer aldığında kuşku bulunmayan sanığın eyleminin, fiilin niteliği, somut tehlike bakımından fonksiyonel tesiri/katkısı, işleniş biçimi, yeri ve işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı itibariyle müsnet suçu değil ve fakat silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı, temel cezanın olayın özelliği ve meydana gelen tehlikenin ağırlığı nazara alınarak asgari hadden makul derecede ayrılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulan Daire ilamında düzeltilmesi gereken bir husus bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.09.2023 tarih ve 2023/10718 Esas, 2023/6117 sayılı bozma Kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2024 tarihinde karar verildi.