IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına ve ek karara karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu borç belgesindeki imza açısından bilimsel mütalaa alarak dosyaya sunduklarını, mütalaada borç belgesinde yer alan imzanın eski tarihli düzenlenen belge üzerine murisin demans hastalığı etkisi altında iken geçmişe dönük olarak tarih atılmak suretiyle kısıtlı iken imzalatıldığının belirtildiğini, Mahkemenin dosyaya sunulan bilimsel mütalaayı dikkate alınmadan karar verdiğini, 6100 sayılı Kanun'un 293 üncü maddesi uyarınca Mahkemece, uzman görüşünün dikkate alınması gerektiğini, bu yönde emsal Yargıtay kararları bulunduğunu, Mahkemece dosyadaki raporlar ile sunulan mütalaalar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, gerekçeli kararda belge üzerindeki imzanın murise ait olduğu yönündeki tespitin müvekkillerinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini, uzman raporunda belge üzerindeki imza murise ait olup belge üzerinde belirtilen tarihten sonra, demans hastalığı etkisindeyken atıldığını, bu yönüyle Mahkeme kararının gerekçesinin hatalı olduğunu, yine Mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı verildiğini, murisin mal varlığı ile davalının mal varlığı birlikte değerlendirildiğinde davalının murise böyle bir borç verecek ekonomik gücünün olmadığını, 2008 yılında anılan tutarın alım gücü dikkate alındığında bu bedelin davalı tarafça murise elden teslim edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, murisin ekonomik durumu nazara alındığında bu miktarda borçlanmasını gerektirecek bir durumunun bulunmadığını, bu kadar yüksek meblağlı bir paranın 27 kilogramlık kağıttan oluşacağını ve murise elden ödenmesinin mümkün olmadığını, menfi tespit davası bakımından ispat yükü üzerinde olan davalının iddiasını ispat edemediğini, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları ile 2005 yılından itibaren murisin demans hastalığı etkisinde olduğunun sabit olduğunu, uzman mütaalaları ile de bu durumun tespit edildiğini, Adli Tıp Kurumu raporları murisin akıl sağlığının bulunup bulunmadığının tespit edilemediği yönünde olup murisin işlem tarihinde akıl sağlığı bulunduğuna dair dosyada herhangi bir delil olmadığını, feragata rağmen ortada tahsil imkanı olan bir alacak olmadığından davanın konusuz kaldığından reddi gerektiğini, davaya konu edilen icra takibine yapılan itiraz neticesinde takibin durduğu, takip alacaklısı ... tarafından, icra takibine yapılan itirazın kaldırılması talebiyle açılan davanın Bursa 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 20.12.2016 tarih (önceki esası 2012/139) 2015/249 E., 2016/1112 K. sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiğini ve icra takibinim ortadan kalktığını, takibin durdurulması amacıyla dosyaya sunulan 31.07.2012 düzenleme tarihli 4.967.454,13 TL’lik teminat mektubunun dosya içerisinde bir önemi kalmadığını, 03.12.2020 tarihinde dosyaya sunulan teminat mektubunun dosya borçlusu görünen muris mirasçılarına iade edilerek icra takibinin kapatıldığını, ... tarafından itirazın iptali davası da açılmadığını, alacaklı olduğunu iddia eden ...'ın ancak yeni bir dava açarak alacağının varlığını yargılama aşamasında ispat ederek en önemlisi borcun kaynağını ispat ederek alacağını alabileceğini, icra takibi olmayan bir dosyada bu davanın konusuz kaldığını Mahkemenin bu hususu resen gözetmesi gerektiğini, bu durumda belirlenen vekalet ücretinin nisbi değil maktu olabileceğini ileri sürerek dava konusu karar gerekçesi yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ek karar ile kötü niyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceğine ve gerekçeli kararın içeriğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 304, 305/A-1, 306 ncı ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1-Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin, davanın konusuz kaldığına, asıl kararın içeriğine ve vekalet ücretine dair sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemece, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi üzerine 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca 28.09.2022 tarihli 2019/338 E., 2022/339 K. sayılı gerekçeli kararının 1 inci maddesine müteakiben; "2-) Davalı vekilinin 28/09/2022 tarihli oturumda İİK' nın 72/4 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile 2.350.000,00 TL asıl alacağın %20'si olan 470.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," maddesinin eklenmesine karar verilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un "Hükmün tamamlanması" başlıklı 305/A maddesinde "... Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir...." hükmü düzenlenmiştir.
Yine aynı Kanun'un "Tavzih ve tamamlama talebi ile usulü" başlıklı 306 ncı maddesinde ise tavzih veya tamamlamanın, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebileceği, dilekçenin bir nüshasının, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edileceği, cevabın, tavzih veya tamamlama talebinde bulunan tarafa tebliğ olunacağı, cevap verilmemiş olsa bile Mahkemece, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebileceği, ancak gerekli görülürse iki tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebileceği ve tavzih veya tamamlama talebi yerinde görüldüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapılacağı öngörülmüştür.
Mahkemece anılan hükümler nazara alınıp davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilip cevap hakkı tanınmadan yazılı şekilde ek karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Kaldı ki yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2012/682 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş ve anılan kararda davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Anılan kararın yalnızca davacılar vekilince temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli 2016/19766 E., 2018/3394 K. sayılı ilamı ile karar davacı ... vasileri yararına bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme talebi de Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 17.07.2019 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Mahkemece de söz konusu bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyulmakla, bozma ilamı lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu durumda Mahkemece bozmaya uyulmakla oluşan usulü kazanılmış hak da bertaraf edilmek suretiyle 29.11.2022 tarihli ek karar ile tavzih talebinin kabulüne karar verilerek davalı yararına kötü niyet tazminatı hükmedilmesi de doğru görülmemiş ek kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.