VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince bozma kararına karşı direnilmediğini, aksine bozma ilâmına uyularak yeni bir karar tesis edildiğini, bozmaya eylemli uymanın söz konusu olduğunu, davalının iyiniyetli olmadığını, davalının abisinin dava konusu taşınmazın bulunduğu sokakta emlak komisyoncusu olduğunu, kendisinin bu sürecin içerisinde yer aldığını, durumu bildiğini, bilmese dâhi müvekkilinin fiilen ikamet ettiği taşınmazı üçüncü kişilerin satın almasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalı savunmasının çelişkili olduğunu, olayların değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünü belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu Kararı
Dairenin 21.04.2022 tarih, 2022/1676 Esas, 2022/3355 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyulmadığı ancak hile iddiası tartışılarak yeni bir gerekçeyle önceki kararda direnilmesine karar verildiği, bunun yeni bir hüküm niteliğinde olup olmadığı hususunun Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarih, 2022/1-862 Esas, 2023/283 Karar sayılı kararı ile; ilk hükümde ilk temlik yönünden aldatma iddiasının kanıtlanamadığı gerekçe yapılmış ise de bozma üzerine verilen direnme kararının gerekçesinde ilk temlik yönünden aldatma iddiasının kanıtlandığı şeklinde yeni bir gerekçeye yer verildiği, kararın Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi gereken direnme kararı niteliğinde olmadığı, bozmadan sonra yapılan değerlendirme ile yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm bulunduğu gerekçesi ile dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36 ve 39 uncu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının 18.06.2013 tarihinde oğlu olan ...’yı taşınmaz satış yetkisi içeren vekaletname ile vekil tayin ettiği, vekilin davacının maliki olduğu “ahşap üç ev” vasıflı 1205 ada 28 parsel sayılı taşınmazı 30.07.2013 tarihinde ... ’na 446.000 TL bedelle satış suretiyle temlik ettiği, ...'in de taşınmazı 07.11.2013 tarihinde 447.000 TL bedelle davalı ...’e devrettiği, davacının aşamada ölümü üzerine mirasçılarının davaya dahil oldukları anlaşılmaktadır.
2. Hemen belirtmek gerekir ki, İlk Derece Mahkemesince davacının dava konusu taşınmazı satmak istemediği, kızı ve damadının borcunu ödemek ve bu nedenle taşınmazda ipotek tesis ettirerek kredi çekmek istediği, dava dışı ...’nın "finans kurumu" adı altında unvanı belli olmayan hayali bir kuruluş ile kredi temin edeceğini belirterek davacı ve ailesinin güvenini kazandığı ve kredi için taşınmazın devri gerektiği yönünde davacı tarafı ikna ederek taşınmazın adına tescilini sağladığı, hile iddiasının kanıtlandığı belirtilmiş ve bu husus davalı tarafından temyiz edilmemiş olup eldeki davada çözümlenmesi gereken hususun davalı ...’in iyiniyetli olup olmadığı noktasında toplandığı, bir başka ifade ile davalı ...’in dava konusu taşınmazı iyiniyetle edinmiş olması halinde bu kazanımının korunacağı, aksi halde TMK’nın 1024 üncü maddesi gereğince adına yapılan tescilin yolsuz hale geleceği kuşkusuzdur.
3. Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2 nci maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 inci ve 989 uncu, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023 üncü maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nin 1023 üncü maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024 üncü maddenin 1 inci fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
4. Somut olaya gelince; davalının, dava konusu taşınmazı ... isimli şahıstan bedeli karşılığında satın aldığını, davacıyı tanımadığı gibi iddia ettiği olayları da bilmediğini, tapu kaydına güvenen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, ... Şeftalicioğlu ile satışa ilişkin protokol düzenlediklerini, satış bedelini ödedikten sonra ipotek kaydı olduğunu öğrendiğini, taşınmazın adına tescilini sağlamak için ipotek borcunu ödediğini, satış bedeli olarak 447.000 TL ödendiği görülse de ayrıca 125.000 TL davacıya ait kredi borcunu da ödediğini ve toplam 575.000 TL ödeme yaptığını, taşınmazı “Atlas Gayrimenkul” isimli emlak şirketinden ... isimli emlakçıdan satın aldığını, tekstil işi ile iştigal ettiğini, kardeşinin emlakçı olduğunu, taşınmazdan da kardeşinin vasıtası ile emlakçılar arasındaki ilişki ile haberdar olduğunu, taşınmazı devraldıktan sonra kiracılara yasal bildirim yapmak amacı ile kardeşi ile birlikte taşınmaza gittiğini, davacı ve ailesinin davalıyı tehdit ettiğini, binaya sokmadıklarını savunduğu, davalının tanık olarak dinlenen kardeşi ...’in davacıyı tanımadığını, dava konusu taşınmazın bulunduğu Hacıahmet mahallesinde 6 yıldır emlakçılık yaptığını, ... isimli bir emlakçının tapu kaydı ile iş yerine geldiğini, dava konusu taşınmazın satılık olduğunu belirttiğini, kendisine taşınmazı ve binayı dışarıdan gösterdiğini, 500.000 TL satış bedeli istediklerini söylediğini, bunun üzerine 440.000 TL satış bedeli üzerinden emlakçı ... ile anlaştıklarını, daha sonra taşınmazın ipotekli olması nedeniyle bir kısım satış bedelini düştüklerini ve kredi borcunu ödediklerini, dava konusu taşınmazın iş yerine iki yüz metre mesafede olduğunu ifade etmiş olup; dava konusu taşınmazın üzerinde davacı ve ailesinin kullanımında olan 4 katlı, 8 daireli bir apartman bulunduğu, bilirkişi raporuna göre taşınmazın davalıya satış tarihindeki değerinin 1.075.000 TL olduğu, raporda emsal olarak alınan taşınmazlardan birinin de davalının kardeşi ... tarafından satış ilanına koyulan ve dava konusu taşınmaza 25 metre mesafedeki farklı bir taşınmaz olduğu, bu hali ile raporda belirlenen değerin hükme esas alınabileceği ve davalının ödediğini ileri sürdüğü satış bedeli ile taşınmazın keşfen saptanan değeri arasında fahiş fark olduğu, diğer taraftan davalının dava konusu taşınmazı, taşınmazın bulunduğu caddede (Kurtoğlu caddesi) emlak ofisi bulunduğu kendi beyanları ile sabit olan kardeşi ... ile birlikte satın aldığı hususları davalı tanığı ...’in beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde; davalının, davacılar tarafından ileri sürülen olguları bildiği ya da kendisinden beklenen özeni göstermesi halinde bilebilecek konumda bulunduğu, başka bir ifade ile temlikte iyiniyetli sayılamayacağı ve TMK’nın 1023 üncü maddesinden istifade edemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
5. Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.