Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · E. 2023/2827 · K. 2024/5544
11. Hukuk Dairesi 2023/2827 E. , 2024/5544 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1262 Esas, 2023/231 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2016/473 E., 2019/372 K. Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.07.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... Mutlu ile davalı vekili Av. ... Koçman dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu M/V Sound of Sea isimli gemi ile davalıya ait 4.118,875 metrikton sülfürik asit yükünün İtalya'dan Ceyhan Yumurtalık Limanına taşınması konusunda anlaşma yapıldığını, anlaşma uyarınca gemi yükleme limanına vardığında hazırlık ihbarı verildiğini, gözetleme şirketi olan Bureau Veritas tarafından görevlendirilen uzman tarafından gerekli incelemelerin yapıldığını, yükün gemiye yüklenmesinde ve taşınmasında engel bir durum olmadığının saptandığını, dolayısıyla bu kapsamda düzenlenen raporda gemide yükün bozulmasına yol açacak herhangi bir eksiklik ve kirlilik bulunmadığının belirtildiğini, yükleme işlemleri tamamlandıktan sonra gemi kaptanı tarafından konişmento düzenlenerek geminin sefere başladığını, gemi Yumurtalık Limanına geldiğinde Likit Kimya'ya tahliye için hazırlık ihbarının yapıldığını, bu aşamada Likit Kimya'nın yükte bozulma olduğu iddiasını ileri sürerek yükü tahliye etmekten imtina edip, zararlarının ödenmesini talep ettiğini, müvekkili tarafından geminin başka bir sefere gönderilmesi gerektiğinden hadisenin sulh yolu ile çözümü için Likit Kimya ile görüşmelere başlandığını, Likit Kimya'nın yükün tamamına yakınının zayi olduğunu ileri sürerek zararın 150.000,00 ABD Doları olduğunu iddia ve beyan ettiğini, müvekkilinin bu iddia ve beyanın gerçek olduğunu düşünerek ayrıca geminin bir sonraki sefere yetişmesini sağlamak düşüncesiyle 30.09.2015 tarihinde davalı ile sulh - ibra protokolü imzaladığını, bu sayede yükün gemiden tahliye edildiğini, protokol gereğince müvekkilinin yaptığı bu taşıma nedeniyle doğan 119.447,38 ABD Doları navlun alacağını davalıdan tahsil edemediğini, daha sonra müvekkiline esasen yükte ciddi bir bozulma olmadığı, yükün Likit Kimya tarafından piyasaya satılmaya başlandığının haber verildiğini, bunun üzerine Ceyhan 1 Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat edilerek 2015/77 D.İş sayılı dosyada yük üzerinde tespit talebinde bulunulduğunu, mahkemece atanan bilirkişiler tarafından yükten numuneler alındığını, Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümünde numuneler üzerinde yapılan incelemeler sonucu bozulmanın %1-2 gibi düşük bir seviyede olduğunun tespit edildiğini, yine bilirkişiler tarafından yükteki bozulmaya bağlı değer kaybının %10 ila % 20 arasında olacağının belirtildiğini, dolayısıyla tespit raporu ve yapılan analizler çerçevesinde davalı şirketin yükle ilgili iddialarının doğru olmadığını, sulh ve ibra protokolünün imza edilmesi aşamasında müvekkilinin aldatıldığı kanaatine varıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla en yüksek had olan %20 seviyesinde bozulma olduğu kabul edilse dahi zarar miktarının 30.927,00 euroyu geçmeyeceğini, bu çerçevede öncelikle davalının ticari defter kayıtları ile serbest bölge kayıtları incelenerek gerçek zarar tespitinin yapılabileceğini, şayet müvekkilinin davalı tarafından yükün bozulduğu yönündeki iddialar ile aldatılmış olması idi 30.09.2015 tarihli sulh ve ibra protokolünü imzalamayacağını, müvekkilinin protokolün düzenlendiği aşamada iradesinin sakatlanmış olduğundan delil tespiti neticesinde tanzim edilen bilirkişi raporu ile haberdar olduğunu, dolayısıyla protokol hükümlerinin mahkemece saptanacak gerçek zarar miktarına göre düzeltilmesi ile sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi gerektiğini ileri sürerek taraflar arasında imzalanan 30.09.2015 tarihli sulh ve ibra protokolünün geçersizliğinin müvekkilinin protokol ile bağlı olmadığının tespiti ile bu çerçevede protokolün iptaline, gerçek zarar miktarının saptanmasına, protokolün gerçek zarar miktarına göre yeniden tashihine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 119.447,38 USD tutarındaki navlun alacağının 22.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.