V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ...Ş. temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davacıya kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, hesap raporuna esas alınan ücretin düşük tespit edildiğini, manevi tazminatın az olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı ...Ş. vekili; davacının Aksa Enerji Üretim A.Ş. çalışanı olmadığını, davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, kusuru bulunmadığını, illiyet bağının davacının ve 3. kişilerin kusurlu eylemi ile kesildiğini, %20 kusurlu olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 281 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 51, 52, 54, 55, 195, 202 ve 417 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesidir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri,
3. Değerlendirme
Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı Medeni Usul Hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada, davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil, esasına yönelik bir karar niteliğindedir. Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan red kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir. Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ncı maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124 üncü maddesine göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.
Somut olayda; dava dilekçesinde davalı olarak Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin gösterildiği, Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekili tarafından, Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. ile Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin birbirinden farklı şirketler olduğu yönünde itirazda bulunulduğu, davacının kaza tarihinde çalışmalarının davalılardan Okul Endüstri..Ltd. Şti. iş yerinden Kuruma bildirildiği, Sosyal Güvenlik Kurumunca termik santral inşaatı işinde asıl işverenin Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. Olarak tescil edildiği ve Okul Endüstri Ltd. Şti.'nin 21 numaralı aracı/alt işveren olarak gösterildiği, SGK denetim raporunda, asıl işveren olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'nin belirtildiği ve SGK Başkanlığı tarafından açılan rücuan tazminat davasında davalı olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'ye husumet yöneltildiği, dosya kapsamında bulunan Aksa Bolu Göynük Termik Santrali Kömür Hazırlama İnşaat Yapım İşleri taşeron sözleşmesi başlıklı 30.09.2013 ile 30.3.2014 süresine ilişkin kömür hazırlama inşaat işleri konulu sözleşmede; Aksa Göynük Üretim Enerji AŞ 'nin işveren, E7 İnşaat Malz.Yapı..Ltd. Şti müteahhit ve Okul Endüstri.. Ltd. Şti.'nin taşeron olarak belirtildiği, Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ'nin ticaret sicil kayıtlarının dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, husumet itirazı ve yukarıda yer verilen tespitler kapsamında, öncelikle davalı ve dava dışı Aksa Göynük Üretim Enerji A.Ş. şirketinin ana sözleşmesini dosya kapsamında dahil ederek, yapılan işe ilişkin sözleşmeler de incelenmek ve dava dışı Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ ile diğer davalılar arasındaki ilişki irdelemek suretiyle, işverenlik sıfatının hangisi yada hangilerine ait olduğu ortaya koymak, davalının dava dilekçesinde yanlış olarak gösterildiğinin anlaşılması durumunda HMK 124 üncü maddesi kapsamında davacının dava dışı işverene husumet yöneltmesi için mehil verilerek, husumet yöneltildiğinde, işverenin göstereceği deliller toplanarak sonucuna göre karar vermektir.
O halde, davacı ve davalılardan Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.