Yargıtay 6. Hukuk Dairesi · E. 2023/3494 · K. 2024/4741
6. Hukuk Dairesi 2023/3494 E. , 2024/4741 K. "İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic. Mah. Sıf.) SAYISI : 2023/113 E., 2023/195 K. HÜKÜM/KARAR : Ret İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.12.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat ..... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemi istemine ilişkindir. Davacı, taraflar arasında “Burdur ili Bucak ilçesi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi Hizmeti Alımı” işi kapsamında 10.07.2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşmeye göre müvekkilinin yaklaşık 13,00 hektar yüzölçümlü bölgede yaşayan hak sahiplerine Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanında konut/işyeri yapımı yöntemi ile mevcut çarpık yerleşim alanlarının tasfiye edilerek çağdaş standartlarda kentsel bir alan oluşturulmasını sağlayacak kentsel yenileme işi ile ilgili çalışmaların yapımını üstlendiğini, davalının ise bu hizmetin bedeli olan 650.000,00 TL’yi ödeme edimini üstlendiğini, müvekkil firmanın sözleşme tarihi itibarı ile hizmete başladığını, taraflar arasında sözleşmenin 20. maddesinin uygulanmadığını, ilk olarak 31.12.2015 tarihli, 452.530,00 TL bedelli fatura keşide edildiğini, bu faturanın ödemesinin yapıldığını, bu ödeme yapılırken de sözleşmenin 20. maddesinin uygulanmadığını, taraflar arasında sözleşmenin ilgili maddesinde belirtilen usuller izlenmeden ödeme yapılmasının taraflar arasında şifai olarak kabul edildiğini, ödemenin örf ve adete göre yapıldığını, fakat bu hizmetlerin devamında “mimari kesin projeler” hazırlandığını, bu hizmet kapsamında da 27.07.2016 tarihli ve 599995 seri numaralı 138.060,00 TL bedelli fatura ile 11.11.2016 tarih ve 600131 seri numaralı 69.030,00 TL bedelli faturalar keşide edildiğini, faturaların ödenmediğini, iki adet fatura bedellerinin ödenmemesi üzerine Bucak İcra Dairesinin 2017/1752 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun icra takibine süresinde itiraz ettiğini belirterek, başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve davalı aleyhine yasal alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının sözleşme hükümlerini yerine getirmemiş olması nedeniyle ödeme yapılmamış olduğunu, özel teknik şartnamenin 11. maddesinde işlerin tamamlanıp idareye teslimi, idarenin ve TOKİ'nin kontrolü ve onayından sonra belirtilen iş kalemlerindeki puantaj oranlarına göre hakediş ödemeleri yapılacağının düzenlenmiş olduğunu, TOKİ tarafından yapılan iş ve işlemlerin onaylanmamış olduğunu, davacının TOKİ onayından geçmeyen iş ve işlemlere dayalı olarak alacak talebinde bulunduğunu, idarenin davacıya daha önce birtakım ödemeler yapmasının davacının haklı olduğu anlamına gelmediği gibi davacının sorumluluğunu da ortadan kaldırmadığını belirterek haksız ve kötü niyetli icra takibi başlatıldığını, bu nedenlerle haksız ve yersiz davanın reddine, davacı aleyhine haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle takip miktarı üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; davacı tarafından yapılan iş ve hizmetlerle ilgili TOKİ onayı alınmasının almak, davacı yükümlülüğünde olmaması nedeniyle davacıya kusur atfedilemeyeceği gibi TOKİ onayı gerçekleşmediği gerekçesi ile davacıya ödeme yapılmamasının hakkaniyete uygun olmadığı, davalı belediyenin dava konusu faturalara ve faturaya konu iş ve hizmetlere TTK hükümlerine göre itiraz etmediğinden fatura tutarının kesinleşmiş olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 11. ve 12. maddesinde davacı tarafça düzenlenecek faturaların hangi süre içinde ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yapılmamış olduğu, ödemelerin Belediye imkanları dahilinde yapılacağının kabul edilmiş olması nedeniyle Bucak İcra Müdürlüğünün 2017/1752 Esas sayılı icra takibine yapılan, 207.090,00 TL alacak yönünden davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden ticari faizi (reeskont avans) ve fer'ileriyle birlikte aynı koşullarla kaldığı yerden devamına, 25.669,71 TL işlemiş faiz yönünden itirazın iptali ve takibin devamı talebinin reddi ile bu miktar yönünden icra inkar tazminatı talebinin reddine, alacağın likit ve hesabı gerektirir şekilde belirlenebilir olmaması nedeniyle tarafların birbirlerinden karşılıklı olarak talep ettikleri %20 oranındaki icra inkar tazminatı talebinin ayrı ayrı reddine dair verilen karar, taraf vekillerince istinaf edilmiş, istinaf üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda; TBK'nın 117. maddesindeki düzenleme dikkate alınarak, takip tarihinden önce davalı borçlunun temerrüde düşürüldüğünün usulünce ispatlanamamış olması nedeniyle takip tarihine kadar işlemiş faiz talebi ve alacağın likit nitelikte olmadığı anlaşılmakla icra inkar tazminatı talebi yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmaması sebebiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun haklı ve yerinde olmamasına, işin fen ve sanat kurallarına uygun yapılıp teslim edildiğinin ispat yükünün yükleniciye (davacıya), eser bedelinin ödendiğini ispat yükünün ise bunu savunan iş sahibine (davalıya) ait olması, davalının itiraz ve cevap dilekçesi içeriklerinden fatura konusu işleri teslim aldığının açıkça anlaşılmasına karşın takibin dayanağı faturalara dayalı iş bedellerinin ödendiğinin usulünce ispatlanamamış olması, Özel Teknik Şartnamenin 11. maddesindeki düzenlemenin iş bedelinin ödenmesine engel nitelikte bulunmaması sebebiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun da haklı ve yerinde olmamasına göre taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine yapılan incelemede; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2023 tarih, 2022/5 Esas, 2023/165 Karar sayılı ilamı ile davacının tüm temyiz itirazları reddedilerek taraflar arasındaki sözleşmenin "Sözleşmenin Ekleri" başlıklı maddelerine göre Özel Teknik Şartname sözleşmenin eki olup adı geçen şartnamenin İşin Bedelinin Ödenmesi başlıklı 11. maddesinde "Sözleşmeye bağlanan işin bedeli bu şartnamenin 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. maddelerinin alt bentlerindeki işlemlerin tamamlanıp, İdareye teslimi, İdarenin ve TOKİ'nin kontrolü ve onayından sonra ekte belirtilen iş kalemlerindeki puantaj oranlarına göre hakediş ödemeleri yapılacaktır" düzenlemesinin hüküm altına alındığı, Özel Teknik Şartnamenin 11. maddesine göre ifa edilen bedelin ödenmesi için idareye teslim edilen işlerin idare ve TOKİ'nin kontrolünden geçip idare ve TOKİ tarafından onaylanması şartı getirildiği, dosya kapsamından TOKİ'nin dava konusu işlere onay vermediği ve onay verilmediğinden dava konusu işlerin bedelinin ödenmesi şartının gerçekleşmediği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının açıklanan nedenle kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken "Özel Teknik Şartnamenin 11. maddesindeki düzenlemenin iş bedelinin ödenmesine engel nitelikte bulunmaması" şeklinde hatalı gerekçe ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyan mahkeme için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğünün doğacağı, taraflar arasındaki sözleşmenin "Sözleşmenin Ekleri" başlıklı maddelerine göre Özel Teknik Şartname sözleşmenin eki olup adı geçen şartnamenin İşin Bedelinin Ödenmesi başlıklı 11. maddesinde "Sözleşmeye bağlanan işin bedeli bu şartnamenin 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. maddelerinin alt bentlerindeki işlemlerin tamamlanıp, İdareye teslimi, İdarenin ve TOKİ'nin kontrolü ve onayından sonra ekte belirtilen iş kalemlerindeki puantaj oranlarına göre hakediş ödemeleri yapılacaktır" düzenlemesinin hüküm altına alındığı, Özel Teknik Şartnamenin 11. maddesine göre ifa edilen bedelin ödenmesi için idareye teslim edilen işlerin idare ve TOKİ'nin kontrolünden geçip idare ve TOKİ tarafından onaylanması şartının getirildiği, dosya kapsamından TOKİ'nin dava konusu işlere onay vermediği ve onay verilmediğinden dava konusu işlerin bedelinin ödenmesi şartının gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Usuli kazanılmış hak, 1086 sayılı HUMK'un yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında tanımlanmış olup, içtihadı birleştirme kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hukuka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe giren ilk halinde usuli kazanılmış hakka yer verilmemişse de bu ilkenin uygulanması, Yargıtayın içtihatları ile HMK’nın 177/2. maddesine 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yapılan ek düzenlemeye kadar devam etmiştir. Bu ek düzenleme ile “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” maddesi ile HMK’da hüküm altına alınmış olup, usuli kazanılmış hakların korunacağı bu şekilde hükme bağlanmıştır. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1988 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan bahsetmek gerekirse; I-Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerene yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir. II-Yargıtay'ın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usulî kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli İBK'ya göre İBK usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni İBK'ya göre karar verecektir. III-Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir halde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir. IV-Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesi'nce iptâl edilirse iptâl edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesi'nin iptâl kararında olacaktır. V-Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak re'sen nazara alınması gereken kesin hükümdedir. VI-Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu halde kamu düzeninden sayılan hal usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir. VII-Nihayet, son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması halinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması gibi hallerde maddi hatanın varlığı kabul edilerek bu bozmalar usulî kazanılmış hak doğurmayacaktır (Yargıtay (Kapatılan) 15. 20.12.2017 tarih, 2017/1909 Esas ve 2017/4513 Karar sayılı ilâmı). Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Dairemizin hükmüne uyulan 19.01.2023 gün, 2022/5 Esas ve 2023/165 Karar sayılı bozma ilâmınında her ne kadar sözleşmenin eki olan Özel Teknik Şartnamenin 11. maddesine göre ifa edilen bedelin ödenmesi için idareye teslim edilen işlerin idare ve TOKİ'nin kontrolünden geçip idare ve TOKİ tarafından onaylanması şartı getirildiği, dosya kapsamından TOKİ'nin dava konusu işlere onay vermediği ve onay verilmediğinden dava konusu işlerin bedelinin ödenmesi şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de davalı tarafından, işin tam ve eksiksiz olarak teslim edilmediğinin icra ve dava aşamasında iddia ve ispat edilmediği, davacının davalıya gönderdiği iş bedeline yönelik 452.530,00 TL'lik faturanın ödendiği, dava konusu faturaların itirazsız olarak davalı tarafından kabul edildiği, bu durumda davacının sözleşme konusu işin tam ve eksizsiz olarak yerine getirdiğinin kabulü ile sözleşme ve eklerinde onayın kimin tarafından alınacağına dair bir düzenleme bulunmadığı, dosya kapsamında yazılan yazıda onayın davalı tarafından talep edildiği, bununla birlikte onay verilmeme nedeninin davacının yaptığı işlerin eksik ve ayıplı olmasından kaynaklanmadığı, dosya kapsamında bulunan ve ödeme onayının verilmediğinin bildirildiği TOKİ'nin 06.06.2016 tarihli yazısında onay verilmeme nedeninin “projenin gelir-gider dengesi yönünden negatif olduğu, projenin sürdürülebilir olmadığı" şeklinde açıklandığı, bu durumda projenin kendi içerisinde pozitiften negatife dönmesi nedeni ile kabul edilmediği dikkate de alınarak Dairemizce dosyada bulunan TOKİ'nin 06.06.2016 tarihli yazısının gözden kaçırılmasının maddi hata olduğu anlaşılmakla maddi hata içerdiğinin kabulü ile usuli kazanılmış hakkın istisnasının oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, mahkemece kamu düzenine ilişkin olan usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnası göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının yaptığı işlerin bedelini hak ettiği kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.12.2024 gününde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.