V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar ...vekili ile davalılar ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Bir kısım davalılar ... vekili; kısmi davada verilen kararın Yargıtay tarafından bilirkişilerce davaya konu parsele 243.652,00 TL değer biçildiği sanılarak zuhulen düzeltilerek onanıp kesinleştiğini, Mahkemenin Yargıtayın yerleşmiş içtihadına uygun olarak düzenlenmiş rapora göre değil, taşınmazın değerini fahiş derecede yüksek tespit eden 13.712.113,00 TL'lik rapora itibar ederek karar verdiğini, davacılar davayı ıslah etmedikleri için bu durumun hüküm kısmında fark edilmediğini, düzeltilerek onama kararının gerekçesi yorumlandığında Yargıtayın taşınmazda davacıların payına düşen miktarı 13.712.113,00 TL olarak değil, 243.652,00 TL olarak kabul ettiğini, bu nedenle kabul anlamına gelmemek üzere davacıların açılan bu ek davada talep edebilecekleri bakiye alacak miktarının 123.652,00 TL olabileceğini, taşınmazın kısmi dosyadaki 06.02.2012 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen değeri üzerinden davacıların zararının hesaplanması ve tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacıların talep edebilecekleri miktarın taşınmazın kamulaştırıldığı tarihte bölgede kamulaştırılan diğer taşınmazlara biçilen emsal değerler üzerinden uyarlama yapılarak denkleştirici adalet prensibi uyarınca hakkaniyetli bir biçimde belirlenmesi gerektiğini, taşınmazın kısmi davanın açıldığı tarihte ne davalılar murisi... ne de taşınmazı sonradan satın alan ...in mülkiyetinde olmadığını, davacıların dava dilekçesinde ...in bedel artırım davası açmamış olduğunu ileri sürdüklerini ancak o tarihte taşınmazın davalılar murisinin mülkiyetinde olmadığı için hukuken bu davanın açılması da mümkün olmadığını, taşınmazın Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından 1986 yılında kamulaştırıldığını, taşınmaz şayet davacıların mülkünde bulunsaydı bile yine o tarihlerde kamulaştırılacağını, zenginleşme sonucu iade edilmesi gereken tutarın sadece kamulaştırma sonucu ödenen ikame değerden ibaret olması gerektiğini, Mahkemece davaya konu parselin kamulaştırıldığı tarihteki değerinin tespiti için bölgedeki komşu parseller hakkında açılmış bedel arttırım davalarında hükmedilen 1.500,00' er TL ile 2.500,00' er TL (0,0015 TL - 0,0025 TL) arasında değişen m² birim değerleri dikkate alınmak suretiyle, dava konusu taşınmazın kamulaştırıldığı tarihteki rayiç m² birim bedelinin bulunması ile munzam zarar kalemi olarak bu bedelin Yargıtay emsal bozma ilamlarındaki parametrelerin uyarlanması noktasında bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekirken, kısmi dosyadaki hatalı bilirkişi raporlarında tespit edilen 600.000'er TL/m2 (0,60 TL) bedel üzerinden karar verilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadan kısmi dosyadaki denetime elverişsiz bilirkişi raporları doğrultusunda hüküm tesisinin hatalı olduğunu, Mahkemece emsal dosyadaki Yargıtay ilamlarının ve zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince davalılardan fazladan harç alındığını, yine davalılar aleyhine hükmedilen bakiye karar harcının da yanlış ve yüksek olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararında dava konusu alacağın tamamı yönünden tahakkuk edecek bakiye karar ve ilam harcından davalıların her birinin ayrı ayrı sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, davacı tarafın; müvekkillerin murisinin tezyidi bedel davası dahi açmadan kamulaştırma bedellerini tahsil ettiğine yönelik iddialarının gerçek dışı olduğunu, kamulaştırma bedelinin müvekkillerinin murisine ödendiğine ilişkin herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığını, davacıların taleplerini bu bedeli tahsil eden üçüncü kişiye yöneltmeleri gerektiğini, kök dosyadaki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davanın taşınmazın 1/2 hissesini muris ...ten iktisap eden dava dışı.........., (ve varislerine) karşı da ikame edilme edilmesi gerektiğini, usulsüz vekalete ilişkin işlemin bir diğer tarafının da muris...'in eşi ... olduğunu, ...'ın kusur ve işlemin geçersizliğine etkisinin de dikkate alınmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Bir kısım davalılar........,.......,......., vekili; davanın taşınmazın son maliki dava dışı ...e açılması gerektiğinden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, yine davanın ... ve varislerine karşı da yöneltilmesi gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadığını, Yargıtay İlamı ve dosyadaki tezyidi bedel davalarında hükmedilen kamulaştırma bedelleri dikkate alınmadan yapılan hesaplamaya göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, kısmi dosyaya sunulan ve taşınmazın dava tarihindeki değeri yönünden hesap yapılan 06.02.2012 tarihli bilirkişi raporu dikkate alınarak davacılar hissesine isabet eden kısmi dosyadaki 120.000,00 TL'nin mahsubuyla 13.592.113,00 TL'nin davacılara ödenmesine karar verilerek hatalı hüküm tesis edildiğini, dava konusu taşınmazın kısmi davanın açıldığı tarihte ne davalılar murisi... ne de taşınmazı sonradan satın alan ...in mülkiyetinde olduğunu, taşınmazın Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından 24.04.1986 tarihinde kamulaştırıldığını, kabul manasına gelmemekle beraber bu durumda davacıların talep edebileceği tek bedelin kamulaştırma sonucu ödenen ikame değer olabileceği, kısmi dosyadaki raporların çelişkili olduğunu ve çelişki giderilmeden karar verildiğini, davalıların murisinin tahsil etmediği kamulaştırma bedelinin davalılardan istenmesinin mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın malikinin kamulaştırma tarihinde ......., olduğunu ve bu kişi ya da mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, idarenin istimlak bedelini Mehmet adına bloke ettiğine dair dekont olduğunu, kamulaştırma bedelinin davalıların murisince tahsil edildiğine dair belge bulunmadığını, davacıların ve murislerinin kötü niyetli ve kusurlu olduklarını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların kök murisi...'e ait olup muvazaalı olarak yapılan tapu devri iptal edilmesine rağmen ilam infaz edilmeden taşınmazın kamulaştırılması ve kamulaştırma bedelinin muvazaalı devir edildiği kişiye ödendiği iddiası ile kısmi davada belirlenen bakiye munzam zarar alacağının davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 105 nci maddesi,
2. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 ile 04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları,
3. Aynı uyuşmazlık hakkında Dairemizce verilen 19.11.2007 tarihli ve 2007/10507 E., 2007/17434 K., 16.02.2015 tarihli ve 2014/19019 E., 2015/2189 K. sayılı ilamlar.
3. Değerlendirme
1. Munzam zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarardır. Munzam zararın bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilememesine, bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamasına, 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılacak ayrı bir dava ile de munzam zararın istenmesinin mümkün olmasına, birleştirilerek görülen kısmi davaların açıldığı tarihler ile bu ek davanın açıldığı tarih arasında on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığının anlaşılmasına göre, davalılar vekillerinin zamanaşımı ve husumete ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Kök muris...'in bir kısım mirasçıları tarafından aynı vakıalara dayanılarak davalılar aleyhine açılan dava hakkında verilen kararın temyiz incelemesini gerçekleştiren Dairemizin 19.11.2007 tarihli ve 2007/10507 E., 2007/17434 K. sayılı ilamın ilgili bölümü şöyledir; "...Ancak, davada; davacılar, davalıların kusurlu davranışı sonucu kamulaştırma bedelini zamanında alamadıklarını, kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması halinde de zararlarının karşılanmayacağını idida ederek; BK.nun 105. maddesi gereğince munzam zararlarının tespiti ile tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüd sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüd faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüd ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Bu nedenle, on yıllık zamanaşımı süresi içinde her zaman dava açılarak istenmesi mümkündür.
Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını isbat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Somut olayımızda, davalılar; kamulaştırılan taşınmazı haksız eylemleriyle uhdelerinde tutarak, davacıların kamulaştırma bedelini almalarına mani olmuşlardır. Dolayısıyla kusurludurlar. Davacılar, kamulaştırma bedelini faiziyle isteyebilirler. Bundan ayrı, bu davada olduğu gibi; temerrüd faizini aşan ve davalıların kusurlarıyla sebebiyet verdikleri zararlarını da talep edebilirler. Kamulaştırma tarihinde taşınmazın tapu kaydı davalılar üzerinde bulunduğundan, davacıların kamulaştırma bedelinin artırılmasını talep etme ve dava açma durumu da söz konusu olmamıştır. Bu nedenle, davacıların; munzam zarar alacağı olarak, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki kaim değeri ve bu değerin alım gücünün denkleştirici adalet ilkesi gereğince, dava tarihindeki ulaştığı miktarı bulunup, bu miktardan kamulaştırma bedeli ve dava tarihine kadar işlemiş yasal faiz miktarı toplamı mahsup edildikten sonra kalan miktarı almalarının, hakkaniyete uygun çözüm yolu olduğu kabul edilmelidir. Mahkemece, taşınmazın dava tarihindeki değeri esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiş olması; açıklanan nedenlerle doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...".
3. Yine kök muris...'in bir kısım mirasçıları tarafından aynı vakıalara dayanılarak davalılar aleyhine açılan diğer bir dava hakkında verilen kararın temyiz incelemesini gerçekleştiren Dairemizin 16.02.2015 tarihli ve 2014/19019 E., 2015/2189 K. sayılı ilamın ilgili bölümü şöyledir; "...Ancak, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava konusu taşınmazın kamulaştırma tarihi itibariyle rayiç değeri tespit edilirken, taşınmazın bulunduğu bölgede kamulaştırılan diğer taşınmazlar nedeniyle açılan kamulaştırma bedelinin artırılması davalarında tespit edilen bedellerin dikkate alınmaması ve bölgenin fiili durumu ve özelliklerinin çok iyi bilindiğinden bahisle subjektif ölçülere göre rayiç bedelin tespit edilmesi doğru değildir.
Bundan ayrı, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki rayiç değerinin; denkleştirici adalet ilkesi uyarınca dava tarihinde ulaştığı alım gücünün; enflasyon, ÜFE, TÜFE, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vb. ekonomik etkenlerin tamamının dikkate alınması suretiyle hesaplanması gerekirken, bu etkenlerden sadece altın, ÜFE ve döviz kurları esas alınarak alım gücünün hesaplanması doğru olmadığı gibi, belirlenen bu miktardan kamulaştırma bedeli ve dava tarihine kadar işlemiş yasal faiz miktarı toplamının mahsup edilmemesi de doğru görülmemiştir...".
4. Kök muris...'in bir kısım mirasçıları olan davacılar tarafından aynı vakıalara dayanılarak davalılar aleyhine açılan ve birleştirilen kısmi davalarda, munzam zarar alacağı; yargılama sürecinde alınan 27.09.2010 tarihli rapor ile 243.652,00 TL, 27.06.2011 tarihli ek rapor ile 12.062.892,00 TL ve 06.02.2012 tarihli ikinci ek rapor ile 13.712.113,11 TL olarak belirlenmiş ve davanın görüldüğü Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 10.02.2014 tarihli ve 2013/398 E., 2014/81 K. sayılı kararla; taleple bağlı kalınarak asıl ve birleşen davaların kabulüne, toplam 120.000,00 TL munzam zarar alacağının dava tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline hükmedilmiştir. Söz konusu kararın davalılar tarafından temyizi üzerine, Dairemizce verilen 09.12.2014 tarihli ve 2014/10748 E., 2014/16138 K. sayılı ilamla; "...Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; aynı taşınmaz ile ilgili diğer hissedarlar tarafından açılan dava dosyalarının bozma ilamlarında açıklanan yönteme uygun olarak hesaplanmak suretiyle, davacıların miras hisseleri karşılığı alabilecekleri miktarın 243,652 TL olduğu açıklanmış, davacıların ıslah talebi olmadığından, mahkemece; talep gibi karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, Mahkemenin bozma ilamından önce 11.05.2012 tarihli kararında hükmedilen 120.000 TL'ya faiz işletilmemesine rağmen hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi sonucu Dairemizin 07.03.2013 tarih, 2012/2070 E.-2013/3967 K. sayılı bozma ilamından sonra kurulan 10.02.2014 tarihli yeni kararında "dava tarihinden itibaren yasal faize" karar verilmesi davalılar lehine oluşan kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olduğundan..." gerekçesiyle, kararın bu yönden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, davalıların karar düzeltme istemi ise reddedilmiştir.
5. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; eldeki davanın daha önce görülüp temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen kısmi davaların eki niteliğinde olduğu, kısmi davalarda taleple bağlı kalınarak toplam 120.000,00 TL'nin hüküm altına alındığı, kararın temyizi üzerine yukarıda yer verilen Dairemiz ilamı ile aynı taşınmaz ile ilgili diğer hissedarlar tarafından açılan dava dosyalarının bozma ilamlarında açıklanan yönteme uygun olarak hesaplanmak suretiyle, davacıların miras hisseleri karşılığı alabilecekleri miktarın ( 27.09.2010 tarihli rapor ile) 243,652,00 TL olarak belirlendiği belirtilerek, davalıların sair temyiz itirazları reddedilmiştir. Diğer bir anlatımla, kısmi davalarda verilen kararın temyiz incelemesini gerçekleştiren Dairemizce; davacıların munzam zarar alacağı, diğer mirasçılar tarafından aynı taşınmaz ile ilgili olarak açılan davalarda uygulanan (ve yukarıda 2 ile 3 numaralı bentlerde yer verilen ilamlarda açıklanan) hesap yöntemi gözetilmek suretiyle, toplam 243.652,00 TL olarak tespit edilmiştir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; kısmi davalarda verilen kararların temyiz incelemesi sonucunda davalıların sorumlu olduğu tutara ilişkin bu tespit bölümüyle bağlı kalınarak, 243.652,00 TL munzam zarar alacağından, kısmi davalarda hüküm altına alınan toplam 120.000,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 123.652,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.