IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tapu iptalini gerektirecek tüm delillerin dosyada mevcut olduğunu ve toplanan deliller ışığında davanın tapu iptali ve tescil yönünden kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin murisin tek mirasçısı olduğunu, murisin üzerine kayıtlı tüm malvarlığını değişik hukuki işlemler adı altında davalılara kaçırdığını, müvekkilini miras hakkından mahrum etme amaç ve gayesi olduğunu, öncelikle tapu iptali ve tescil yönünden karar verilmesi gerekirken tenkis yönünden hesaplama yapılarak kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, murisin bakıma muhtaç olması nedeniyle devirlerin yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, murisin bakımının müvekkili ve müvekkilinin ailesi tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin İstanbul'da çalıştığını ve yaşadığını, sürekli Giresun iline gelerek murisin bakımıyla ilgilendiğini, ancak murisin son zamanlarında, akrabalarınca yapılan telkin ve baskılardan dolayı muris tarafından önce mahkeme yoluyla evlatlıktan çıkarılma işleminin denendiğini bu yöntemin başarılı olmaması üzerine işbu dava konusu kazandırmaların gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle öncelikle tapu iptali ve tescil kararı verilmesi, aksi halde tenkis yönünden hüküm kurulması gerektiğini, ayrıca tenkis bedelinin eksik hesaplandığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı akitlerden olduğundan tenkis hükümlerinin uygulanamayacağını, davacının muvazaa iddiasını ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayandırdığını, ancak davacı tarafın evlatlık ilişkisi kurulduğu tarihten beri murisi arayıp sormadığı gibi muris ölene kadar rahim kanseri tedavisi görmüş olmasına rağmen bu süreçte dahi murisin yanında olmadığını ve ilgilenmediğini, bu hususun davacının kendi beyanından ve tanık beyanlarından anlaşıldığını, bu nedenle murisin dava konusu 1325 ada 82 parselde kayıtlı olan hisselerini ölünceye kadar bakma sözleşmesi karşılığında müvekkilinin babası olan ... ...'ya devrettiğini, tedavi sürecinde murisin tedavisi, ameliyat ödemeleri, bakımı, hastaneye götürüp getirilmesi, evinde özel bakım ihtiyaçlarının karşılanması gibi bakım ve gözetiminin müvekkili Köksal ile müvekkilinin babası ...'in yerine getirdiğini, bu nedenle davacının muvazaa iddiasının doğru olmadığını, davalı ...'nin, babası ...'in üzerine olan 1325 ada 82 parsel numaralı taşınmazı babasından satın aldığını, satışı yapılan taşınmaz hissesinin içerisinde babası ...'in mirasçılarından gelen hak ve hisselerin de mevcut olduğunu, murisin toplanan hastane evraklarından kanser hastası olduğu, dinlenen davacı ve davalı tanık beyanlarından bakıma muhtaç olduğu ve taşınmazın devredildiği bakım borçlusu ... tarafından ölünceye kadar bakıldığının anlaşılacağını, taşınmaz devrinin mal kaçırma amacıyla yapılmadığını, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı akitlerden olup bu tür temliklerde tenkis hükümlerinin de uygulanamayacağı açıkken Mahkemenin davacının 1325 ada 82 parsel numaralı taşınmaz yönünden tenkis talebini kabul ederek verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca tenkis hesabı yapılırken hazırlanan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, bu rapora yaptıkları itirazlar değerlendirilmeksizin usul ve yasaya aykırı karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.05.2023 tarihli ve 2023/290 Esas, 2023/758 Karar sayılı kararıyla; murisin 2000 yılında davacıyı evlat edindiği, 2013 yılından itibaren de kanser hastası olduğu, yaşından dolayı bu tarih öncesinde de sağlık sorunları yaşadığının dosyadaki hastane raporlarından anlaşıldığı, murisin son zamanlarda yatalak duruma düştüğü, murise kardeşi olan dava dışı ..., eşi ... ... ve oğulları davalı ...'nın baktığı, davacının, bu zorlu dönemlerinde murise maddi-manevi yardımcı olmadığı, murisin geçimine yetecek kadar bir gelirinin olmadığı, davalı ...'ın 734 ada 16 parsel sayılı taşınmazı alabilecek maddi gücünün olduğunun araştırma tutanağından ve tanık ifadelerinden anlaşıldığı, bunun sonucunda davalı ...'a yapılan satışın gerçek bir satış olduğu, davacı tanıklarının bu satışın karşısında para alınıp/alınmadığını bilmedikleri, davacının da yemin deliline başvurmadığı ancak davalı tanıklarının bu taşınmazın para karşılığında satıldığını bildikleri, davalı tanığı ...'in bizzat muristen bu satıştan para aldığını duyduğu şeklindeki beyanları, ayrıca dava konusu 734 ada 16 parselin 159.69 m² olduğu ve satış tarihi olan 05.05.2011 itibariyle dava konusu 1325 ada 82 parselin (7.615,50 m²) murisin bünyesinde olduğu, muvazaa kastı olsaydı yüzölçümü kat ve kat fazla olan diğer taşınmazını da geçirebileceği, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde murisin sürekli bir gelirinin olmadığı, sağlık sorunları sebebiyle paraya ihtiyacı olduğu gözetilerek ivazlı şekilde yapılan bu devrin muvazaa ile yapıldığının davacı tarafça ispatlanmadığı, bu satışın gerçek bir satış olduğu kanaatine varıldığı, sağlararası kazandırmaların tenkise tabi olması için kanunda yazılan şekillerden biriyle gerçekleşmesi gerektiği, 734 ada 16 parsel açısından gerçek bir satışın söz konusu olduğu, bu satış karşılığında alınan ivazın tenkise tabi tutulmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin 734 ada 16 parsel açısından muvazaa olmadığı yönündeki kararı yerinde olmakla birlikte tenkis talebi hakkında talebin reddine karar verilmesi gerekirken, devrin tenkise tabi tutularak tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu; 1325 ada 82 parsel yönünden ise murisin sözleşmenin yapıldığı tarihte 75 yaşında olduğu, 2020 yılında da öldüğü, sözleşmenin yapıldığı tarihte tek mirasçı olan davacı ... ile murisin aralarının bozuk olduğu, şöyle ki murisin 02.05.2017 tarihinde dava açarak davacı ...'ın evlatlığından düşürülmesini talep ettiği, Mahkemenin ise görevsizlik kararı verdiği, bundan ayrı olarak murisin 26.03.2019 tarihinde yine davacıyı evlatlıktan çıkarmak amacıyla dava açtığı, Giresun Aile Mahkemesinin 2019/188 Esas, 2019/656 Karar numaralı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın İstinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek 20.02.2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, yine dava konusu edilen bu taşınmazın 2015 yılındaki vasiyetnameye de konu edildiğinin anlaşıldığı, murisin açtığı ilk davadan hemen sonra (3 gün sonra) evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası devam ederken kendisinin de sağlık durumu günden güne kötüleştiği için ölümünden sonra terekesi Gökhan'a geçeceğinden 05.05.2017 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak tek malvarlığı olan arazisini elinden çıkardığı, kaldı ki ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile taşınmazı elde eden davadışı ... ...'nın yaklaşık 2 ay gibi kısa bir sürede (12.07.2017) 1325 ada 82 parsel sayılı taşınmazı kızı olan ve bu durumları bilebilecek durumdaki davalı ...'ye satmasının da murisin bu muvazaalı işlemi gizlemeye çalıştığını gösterdiği, dolayısıyla her ne kadar murise bakım/gözetim sağlanmışsa da bu sözleşmenin aslında bakıp gözetilme koşulu ağırlıklı değil, mirasçıdan mal kaçırmak düşüncesi ile yapıldığı, muvazaa ile illetli olduğunun açık olduğu, ayrıca murisin 02.05.2017 tarihinden itibaren davacının evlatlıktan çıkarılması yönünde ölümüne kadar (12.02.2020) kararlılıkta olduğunun görüldüğü, tüm bu işlemler ve oluş tarihleri nazara alındığında murisin tüm mal varlığını davadışı ... ...'ya aktarma kararlılığında olduğu, bunun tespit edilmemesi için davadışı ...'in taşınmazı kızı olan davalı ...'ye devrettiği, bunun aslında ölünceye kadar bakımın amaçlanmadığını, mirasçıdan mal kaçırma amacı güdüldüğünü gösterdiği, ayrıca ilk işlem olan satış ve ikinci işlem olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi arasında 6 sene gibi uzun bir sürenin olması karşısında ilk işlemin yapıldığı tarihte murisin taşınmazları elden çıkarma kastı olsaydı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devrettiği taşınmazı da devredebileceği, bu işlem için 6 sene gibi zaman aralığı bırakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, o halde, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile temlik edilen taşınmaz yönünden muvazaa iddiasının gerçekleştiği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceğinden İlk Derece Mahkemesi'nin muvazaayı reddedip, tenkis talebini kabul etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, kaldı ki muvazaa iddiası ispatlanamamış olsaydı dahi Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ivazlı olduğu kanısına varılırsa tenkis talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği, davacının istinaf talebinin bu yönüyle kabulüne karar verilmesi gerektiği, bu itibarla davanın kısmen kabulüne/reddine karar verilmesi gerekirken tümüyle kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle her iki taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle dava konusu 734 ada 16 parsele ilişkin muris muvazaası ve tenkis davasının reddine, 1325 ada 82 parsele ilişkin olarak davanın kabulüne karar verilmiştir.