III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü:
Davacının manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede; davacı ...'ın Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme, Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçlarından İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 E. 2016/37 sayılı dosyasında beraatine karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 21/10/2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dava CMK'nın 141. maddesine göre açılan tazminat davası olup davanın CMK'nın 142/1. maddesindeki yasal süre içerisinde açıldığı ve davaya konu olayda CMK'nın 141. maddesindeki tazminat koşullarının gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Manevi tazminat yönünden mahkemece yapılan incelemede;
Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltı süresi, tazminat davasına konu teşkil eden davanın niteliği ve süreci, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak, zenginleşme sonucu doğurmayacak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun olarak tayin edilmesi gerektiği,
Davacının soruşturma ve kovuşturma aşamasında hukuka aykırı işlemlere maruz kalmış bu bağlamda evinde arama ve elkoyma işlemlerinin yapıldığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tazminat istemini düzenleyen 141. maddesinin ilk fıkrasının (i) bendinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında "Hakkında arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilenler" için de tazminat ödenmesinin kabul edildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik uygulamalarına göre, yalnızca ölçüsüz olarak gerçekleştirilen değil açıkça hukuka aykırı olarak verilen arama kararları nedeniyle de tazminat isteminde bulunulabileceği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2013/9105 E. 2013/30731 K. sayılı ilamında arama kararı nedeniyle tazminat talebinin değerlendirilmesinde öncelikle "makul şüphe" kavramı üzerinde durulduğu, nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 24 Mayıs 2011 tarihli bir kararında arama kararında müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin alaka ve yeterliliği ile orantılılık ilkelerini karşılaması gerektiğinin belirtildiği,
AİHM, daha sonra ihtilaflı müdahalenin, pratikte, izlenen amaçla orantılı olup olmadığını belirlemek için her davanın özel koşullarını incelemesi gerektiği, bunu yaparken de aramayı gerektiren suçun ciddiyeti, arama emrinin çıkarılma koşulları ve ne şekilde çıkarıldığı, özellikle aramadan önce elde bulunan diğer delil unsurları, yine özellikle arama yapılacak yerin niteliği ve müdahalenin mantık dışı etkileri olmaması amacıyla alınan önlemler bakımından arama emrinin içeriği ve kapsamı ve son olarak da aramanın hedef aldığı kişinin itibarı üzerindeki olası yankıları gibi kıstasların dikkate alındığı, (Almanya aleyhine Buck davası, no 41604/98, prg. 45, CEDH 2005‑IV, ve Smirnov, ilgili bölüm, prg. 44). Aynı kararda AİHM, arama emrinin içerik ve kapsamı ile ilgili olarak, belgenin kesin olmayan ifadelerle kaleme alındığını, hâkimin arama emrini verirken, hiçbir konuda sınırlama koymadığını, sadece tarihini ve bunun bir defaya mahsus olduğunu belirttiğini, aramanın gerekçesi ve neyin arandığı hakkında hiçbir bilgi içermeyen emirin, bu şekliyle polislere oldukça geniş bir yetki tanıdığını, oysaki bir arama emrinin, aramayı yürüten polislerin belirlenen araştırma alanına uyum gösterip göstermedikleri konusunda kontrol imkânı sağlayan asgari bilgiler içermesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu doğrultuda Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2013/9105 E. 2013/30731 K. sayılı ilamında "hakkında yapılmakta olan bir soruşturma ve kovuşturmanın bulunması veya suç ihbarı üzerine işin esası araştırılıp şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin bulunduğu hususunda “makul şüphe” değerlendirmesi ve başka suretle delil elde edilme imkanının bulunup bulunmadığı ve buna ait somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, yukarıda belirtilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararındaki ölçütler de nazara alınarak, arama kararı verilmesi gerektiği" ifade edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; İzmir Emniyet Müdürlüğü ihbar hattına 10/08/2010 ABD'den gelen ve gerçekliği hususunda herhangi bir araştırma yapılmaksızın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen talimata ilişkin yapılan aramanın ihbarın içeriği ve doğruluğu araştırılmaksızın soyut nedenlere dayanarak görünürde haklılık ve orantılılık ilkesini aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Mahkemece manevi tazminat miktarının belirlenmesinde davacının haksız işlemlerin yapıldığı tarihteki rütbesi, sosyal statüsü, meslekten ihraç edilmesi ve toplum içindeki saygınlığının yanı sıra haksız koruma tedbirleri nedeniyle maruz kaldığı hak ihlalleri de göz önünde bulundurulmuştur.
Davacının sanık olarak yargılandığı İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve kamuoyunda "Casusluk Davası" olarak bilinen dava, basın-yayın araçları ile soruşturmanın gizliliği kuralına da riayet edilmeden bütün teferruatıyla kamuoyuna sunulduğu, mahkemece manevi tazminatın belirlenmesinde bu hususun da göz önünde bulundurulduğu,
Yargıtayın yerleşik içtihatları ve benzer mahiyetteki İstanbul'da görülen başka bir "Casusluk Davası" ile ilgili olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi'nin 24/05/2017 tarih ve 2017/530 E. 2017/1739 K. sayılı ilamı ile 26/04/2017 tarih ve 2017/704 E. 2017/1491 K. sayılı ilamları da göz önünde bulundurularak, maruz kalınan koruma tedbiri ve bunların davacı üzerindeki olumsuz etkileri ile davacının yargılandığı ve beraat ettiği suçun ve davanın niteliği ile dava süreci, davanın kamu oyunda sıkça yer alması nedeniyle davacıda yarattığı etki, kendisine atılı suç nedeniyle toplum nazarında aleyhine oluşan önyargılar, sosyal ve ekonomik durumu, yaşadığı ruhsal sıkıntılar, mesleğinden ihraç edilmesi nedeniyle duyduğu üzüntü ve itibar kaybı, ailesine ve çevresine uzak olması nedeniyle duyduğu acı ve üzüntüler ile manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi bir bütün olarak dikkate alınarak takdiren 7.500,00 TL manevi tazminatın davacının haksız arama ve elkoyma tarihi olan 12.07.2012 tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte davalı hazineden tahsiline karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü:
İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.