IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 2018/2933 Esas-2020/1568 Karar sayılı 17.02.2020 tarihli kararı ile; davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile "Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 18.02.2014-18.02.2015 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 04.05.2014 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir.
Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkemece sigortalı muris tarafından bildirilmeyen önceki hastalıkları ile kalp krizi sonucu ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir.
Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.
Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.
Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.
Hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda; poliçenin akdinden önce sigortalıda mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı nedeniyle çeşitli ilaçlar kullandığı, ölüm belgesinde ölüm nedeni olarak kardiyopulmoner arrest olarak belirtildiği, tedavi ve takip bilgilerinin değerlendirilmesinde kalp krizine neden olan koroner kalp hastalığı için herhangi bir ilaç reçete edilmediği, şeker hastalığı ve hipertansiyonun kalp krizi geçirme riskini artırsa da mutlak kalp krizi geçireceği anlamına gelmediği, ölüm nedeni olan kalp krizi ile sigorta sözleşmesinin akdedildiği tarihte mevcut olan hastalıkları arasında illiyet bağı olduğu hususunun ispatlanamadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkeme ise, beyan edilmeyen önceki hastalıklarla ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı, bu nedenle beyan yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilemeyeceği, proporsiyon hesabı yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, zararın teminat kapsamında kaldığını kabul ederek, poliçedeki vefat tazminatının tamamından davalı sigortacının sorumlu olduğunu kabul etmiş ve davanın poliçe teminat miktarı olan 27.300,00 TL yönünden kısmen kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.
Davacılar murisi tarafından imzalanan Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda, herhangi bir rahatsızlığı olmadığı bildirilmiş; poliçeden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı bildirilmemiştir. Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut bu hastalıkları için tedavi gördüğü ve en son 11.02.2014 tarihine kadar ilaç almaya devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sigortalının ölüm belgesinde kardiyopulmoner arrest, hipertansiyon ve diyabet hastalığı belirtildiği; hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörleri arasında hipertansiyon ve şeker hastalığı da yazılı olduğu dikkate alındığında riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda mahkemece öncelikle, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek, dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı değerlendirilmek suretiyle, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile poliçe öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığının kesin olarak tespiti yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de, Adli Tıp Kurumundan alınacak raporda ölüm nedeni ile davacılar murisinin poliçe öncesinde var olan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağının olmadığının tespit edilmesi halinde, TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğunun kabul edildiği, dosya kapsamındaki reçetelere göre sigortalının yaklaşık 4 yıldır tedavisi devam eden ve son reçetesi 11.02.2014 (poliçeden 1 hafta önce) tarihine ait olan hipertansiyon ve şeker hastalığını sigortacıya bildirimde bulunmadığı, Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda "halen tedavi, tetkik, doktor takibi veya ilaç kullanımı gerektiren bir sağlık sorununuz var mı veya kronik bir hastalıktan muzdarip misiniz" sorusuna ve içerisinde yüksek tansiyon ile şeker hastalığının da yazılı olduğu "şimdiye kadar aşağıda belirtilen hastalıklarla ilgili bir şikayetiniz oldu mu veya tedavi gördünüz mü" soruna "hayır" cevabını verdiği düşünüldüğünde, hipertansiyon ve diyabet hastalığı olan kişiyle ilgili risk değerlendirmesini sağlıklı bir kişininkinden farklı yapacak olan sigortacıya eski hastalıkların bildirilmesi gerektiği ve bildirim yapılmayışının da sigortalının ihmali davranışı olduğunun, sigortalı murisin doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre murisin bildirmediği hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığının anlaşılması halinde, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğü kasten ihlal edilmemiş olup davanın tümden reddi gerekmez ise de TTK'nın 1290. maddesi ve 6102 sayılı TTK'nın 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği üzere; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiğinden, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekmektedir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamına uyularak dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı da dikkate alınarak, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile hayat poliçesi öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığı tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderildiği, raporda "04.05.2014 tarihli TÜİK ölüm belgesinde; kişinin Diyabet hastalığı bulunduğu ve 04.05.2014 tarihinde Hipertansiyon (10 yıl) Serebrovasküler Hemoraji (30 dakika) nedeniyle öldüğünün kayıtlı olduğu, ancak ölüm anına ait ölüm sebebi ve mekanizmasını açıklayacak muayene bulgusu, EKG, laboratuvar tetkiki, röntgen tetkiki gibi herhangi bir tıbbi belge bulunmadığı ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmamış olduğundan, mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediğinden, sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı" tespitinin yer aldığı, hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu hususu ispatlanamadığından, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğünün kasten ihlal edilmemiş olduğu kabul edilerek, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1290 ve 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiği, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapıldığı, sigortalı muris ... tarafından bildirilmeyen mevcut hastalık ve rahatsızlıkların, sigorta şirketi tarafından bilinmesi halinde %100 ilave sürprim talep ve tahsil edilebileceği, sigortalı muris ... mirasçıları olan davacılara ödenecek olan tazminat tutarı proportion yöntemiyle, eksik prim oranı olan %50 proporsiyon yöntemiyle hesaplama yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 13.650,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.