V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, mülkiyet değişikliğinin sınır değişikliği olarak kabul edilemeyeceğini, eksik inceleme ile hatalı karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali-tescil ve kıyı kenar çizgisinin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
10.04.1992 tarihli 1991/7-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713 üncü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK) 294 üncü, 297 inci, 298 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Muğla ili, Milas ilçesi, ... köyü 115 ada 28 parsel sayılı 46.252,66m2 miktarlı taşlık nitelikli taşınmazın 31.03.2000 tarihinde yapılan kadastro tespitinde 29.01.1999 tarih 1 sıra nolu tapu kaydına istinaden ... adına kayıtlı olduğu, taşınmaz üzerine 1960 tarihinden itibaren muhtelif tarihlerde 650 adet zeytin ağacı, 111 adet meyve ağacı, 195 adet palmiye, okaliptüs,feniks,kıbrıs akasyası, karabiber ağacı, 9 adet kargir bina, 1 adet su deposu, 1 adet elektrik trafosu ... oğlu ... tarafından dikilip inşa edildiğinin beyanlar hanesinde gösterildiği, tespite karşı dava açıldığından kesinleşmediği, Kadastro Mahkemesinin 19.07.2004 tarih 2002/127 E., 2004/97 K. sayılı kararı ile; dava dışı 3. kişiler tarafından Hazine aleyhine tespite itiraz edildiği, davanın reddine karar verildiği, ancak taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisinde kaldığı gerekçesiyle 45.610,56 m2 olarak Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın 20.04.2005 tarihinde kesinleştiği, hükmen 30.06.2005 tarihinde davalı adına tescil edildiği, 07.03.2014 tarihinde yenileme sonucu 46.611,39 m2 miktarlı 453 ada 18 parsel olduğu, tespite esas 1999 tarih 1 sayılı tapu kaydından taşınmazın 116 nolu zeytincilik parselinin idari tescili sonucu oluştuğu, davacı şirketin maliki olduğu 115 ada 30 parsel sayılı 66.154,94 m2 miktarlı zeytinlik nitelikli taşınmazın kadastro çalışmalarında 11.07.1996 tarih 8 sıra nolu tapu kaydına istinaden adına tespit edildiği, tespitin dava açılmadığından 16.05.2002 tarihinde kesinleştiği, 07.03.2014 tarihinde yenileme sonucu 66.157,28 m2 miktarlı 453 ada 17 parsel olduğu, dayanak 1996 tarih 8 nolu tapu kaydına göre 71.720 m2 miktarlı taşınmazın ... adına kayıtlı iken Milas İcra Müdürlüğünün 11.07.1996 tarih ve 1991/154 T. sayılı satış kararı gereği davacı şirket adına tapulandığı, geldiği 26.11.1971 tarih 102 nolu tapu kaydında ise 71.720 m2 miktarlı taşınmazın ... tarafından ...’ya satışından tescil edildiği, geldiği 23.10.1968 tarih 59(58) sıra nolu zeytincilik kaydının ise 71.720 dekar 112 ve 113 parsel nolu ... oğlu ... adına 03.08.1968 tarihli olduğu anlaşılmaktadır.
2.Hemen belirtilmelidir ki, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 sayılı HMK'nın 298 inci maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu 6100 sayılı HMK'nın 297/2 inci maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
3. Ne var ki, uygulamada 6100 sayılı HMK'nın 294 üncü maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
4. Tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın l4l inci maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargının, hakimin ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
5.Somut olayda, kısa kararda, “Açılan davanın bilirkişi raporu doğrultusunda kısmen kabulüne” şeklinde hüküm kurulduğu halde, gerekçeli kararda “1-Açılan davanın bilirkişi raporu doğrultusunda kısmen kabulü ile Muğla İli Milas İlçesi ... Köyü ... Mevkiinde kain tapunun 1877. sayfasında davacı ... Yaptırım Tic. San. A.Ş. adına kayıtlı 66.154,94 m² miktarındaki tapudaki yüzölçümünün 70.807,67 m² olarak düzeltilmesine ve bu şekilde yüzölçümünün tapu kayıtlarına tesciline.2-Kıyı kenar çizgisinin iptali istemi talebinin ise dava dilekçesinin yargı yolu farklılığı nedeniyle görev yönünden reddi ile mahkememizin görevsizliğine, davacının idari yargı mahkemelerinde ayrı bir dava açmakta muhtariyetine.” denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
6.Öte yandan, davacı dava dilekçesinde ve talebin açıklanmasına ilişkin dilekçelerinde açıkça tapu kaydının iptali ile maliki olduğu taşınmaza eklenmesini istediği anlaşılmakla, talebin tapu iptali ve tescil isteği olduğu, alınan bilirkişi raporunda tespit edilen zeytincilik haritasına ilişkin sınırların dava dışı 453 ada 16 ve 19 parsel sayılı taşınmazları da içine aldığı, davacı tarafından Milas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/506 Esas sayılı dava ile belirtilen taşınmaz malikleri aleyhine dava açıldığı anlaşılmakla, eldeki dava ile birleştirilerek birlikte görülmesi gerektiği açıktır.
7.Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, davanın kabulü halinde alınması gereken karar ve ilam harcının kabul edilen taşınmazın keşfen saptanan dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplanması gerekirken maktu karar ve ilam harcı alınması da isabetsizdir.