V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur raporundaki tespitlerin hatalı olduğunu, davalı ...Ş.'nin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu, zira her ne kadar trafo hattı dava dışı ...'a ait olduğu kabul edilse bile davalı ...Ş.'nin her ay düzenli fatura tanzim etmek suretiyle bu hattı kontrol ettiği, bu hat üzerinden abonelere elektrik sattığı, bedelini tahsil ettiği, bu hattın mevzuata uygun olarak imal edildiğini denetleme yükümlülüğü olduğu, 3 üncü kişiler aleyhine doğacak zararın giderilmesinde ... EDAŞ'ın sorumlu olduğunun kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek iş bu davalı yönünden verilen husumetten ret kararının bozulmasını, manevi tazminatların da tam kabulüne hükmedilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemler ile yansıma suretiyle eş ve çocuklarının manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366 yollamasıyla uygulanan 348 inci maddesi ve 369, 370 ve 371 inci maddeleri ile "Taraf ve Dava ehliyeti" açısından aynı Kanun'un 50 ve 51 inci maddeleri "Dava şartları ve incelemesi" açısından aynı Kanun'un 114 ve 115 inci maddeleridir.
3. Değerlendirme
1. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
2.Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, ( o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
3.Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Şu halde yapılması gereken iş; anılan HGK kararı çerçevesinde, tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin ihyası için tasfiye memurluğu ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bu davanın sonucu beklenmeli, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar verilmelidir.
4.Somut olayda, internet ortamından da ulaşılabilen Türk Ticaret Sicili Gazetesinin 09.05.2017 tarihli nüshasında Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünden yapılan ilana göre davalı ... İnş. Dekor. Balık. San. ve Tic. Ltd.Şti'nin tasfiye halinde olup ticaret siciline 04.05.2017 tarihinde tescil edilenm 02.05.2017 tarihli genel kurul kararı gereğince tasfiyenin kapatılarak şirket kaydının Ticaret Sicilinden terkin edildiği anlaşılmıştır.
5. O halde Mahkemece, davalı şirketin bağlı olduğu Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünden davalı şirketle ilgili anılan terkin kaydının var olup olmadığı usulünce araştırılıp, söz konusu durumun varlığı halinde yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı tarafa iş bu davalı ... ihya etmesi için dava açmak üzere önel vermek, iş bu ihya davası sonucuna göre anılan davalı yönünden usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanarak yargılama yapılması gerekirken, yazılı şekilde davalı şirketin usulüne uygun olarak temsili sağlanmaksızın, davalı ... temsile yetkili olup olmadığı anlaşılamayan ...'un verdiği vekalete istinaden, anılan davalı ... temsilen bu vekil huzuruyla yargılama yapılarak karar tesisi, giderek anılan vekilin davalı şirketten aldığı vekalet dosya kapsamında bulunmamasına karşın şirket vekili olarak karar başlığında gösterilmesi hatalı olmuştur.
6. İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
7. O halde, HMK'nun 369/1 inci maddesi kapsamında kanunun emredici hükmüne aykırı görülen yukarıda işaret olunan hususlar dikkate alınarak temyiz eden davacılar vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.