V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararda asıl dava tarihini yanlış yazıldığını, maddi tazminatın tamamına kaza tarihinden faiz işletilmesi gerekirken bedel artırımı ile artırılan kısmına bu tarihten itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, birleşen davadaki manevi tazminat talebinin artan maluliyet için istenildiği bu durumun yeni bir olgu olduğu dikkate alınarak hesapta gözetilmesi gerekirken yazılı şekilde birleşen davadaki manevi tazminat isteminin reddinin hatalı olduğunu
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, kusur raporları arasında çelişkinin giderilmediğini, davacının kendi beyanı ile 350 TL ücret aldığı anlaşılmakla bu beyan aşılarak TÜİK verilerinin esas alınmasının hatalı olduğunu, davacının sıva ustası - sanatkar olduğuna dair dosyada bir belge olmadığını, kaldı ki davacı, soruşturmasındaki beyanlarında kendisini "amele" olarak tanımladığını, sürekli iş göremezlik oranına itirazın karşılanmadığını, Bilirkişi ... ... Biçer tarafından düzenlenen 07.01.2021 tarihli kök raporu ile ... Sefa Bezci tarafından düzenlenen 03.10.2022 tarihli kök ve 09.01.2023 tarihli ek bilirkişi raporları arasında hem hesaplama unsur ve verilerin tespiti açısından hem de hesap rakamları açısından açıkça çelişki olduğunu, işlemiş devre tazminat hesabının yer aldığı tabloda 2022 yılı ikinci yarısında davacının net kazancı 43.819,00 TL kabul edilmişken devamında "ekli 1" tabloda gösterildiği üzere hemen sonrasındaki dönemde yıllık net kazancının 142.407,96 TL olarak belirlemiş olmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Temyiz incelemesi açısından 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleridir. "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi hükümleridir. "Olayın iş kazası olarak kabulü ile sosyal güvenlik hakları açısından sonuçları yönünden" iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 11, 12, 22, 23 ve 26 ncı maddeleri, usuli kazanılmış hak yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A) Davalı ... vekilinin tedavi giderine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi, tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu Geçici 3 üncü maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci maddesi hükmü gereğidir.
2. Öte yandan yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde 02.02.2023 tarihinde verilen karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kesinlik sınırının 12.950,00 TL olup, Mahkemece davacı lehine hüküm altına alınan 164,79 TL'lik tedavi giderinin anılan kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Davacı vekilinin maddi ve manevi tazminatlara davalı ... vekilinin ise maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, bozmaya uyuşmakla taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak teşkil eden hususlara ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı ... vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. Yargılama sırasında yürürlüğe giren ve mevcut davaya uygulanma imkanı olan 6100 sayılı HMK'nun 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
3. Bilindiği üzere HMK'nun 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
4.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)"
5.01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 inci maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Adalet Komisyonu'nun 55 inci madde gerekçesinde ise “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafık kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” açıklamalarına yer verilmiştir.
6. Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2 nci maddesine göre “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
7. Bağlanacak gelirin tespiti noktasında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, işverenin sorumluluğunun belirlenmesinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı belirtilmiştir.
8.Somut olayda, sigortalının tazminini talep ettiği maddi zararın hesap bilirkişi marifetiyle hesaplanmasının bir yönüyle teknik hesap ilkelerini gerektirici bir konu olduğu ve Mahkemece de bu kapsamda hesap bilirkişiden rapor alınması yoluna gidilmesi doğru olmuş ise de tazminat alacaklarının tespitine yönelik hesap bilirkişiden alınan 07.01.2021 tarihli hesap raporu üzerine davacı vekilinin sunduğu 01.02.2021 tarihli itiraz dilekçesinde; maddi tazminat alacağından tenzili gereken gelir noktasında itirazının bulunduğu, diğer hesap verilerine yönelik itirazı olmadığı halde; Mahkemece bakiye ömür tablosu, ücret ve işlemiş devrenin sona erdiği tarihin tespiti noktasında davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakları ihlal eder nitelikte düzenlenmiş olan 09.01.2023 tarihli hesap bilirkişi raporuna itibarla karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olmuştur.
9. O halde Mahkemece yapılacak iş, 07.01.2021 tarihli hesap raporuna davacı vekili itirazlarını dikkate alarak sürekli iş göremezlik oranının %34,2'den %25'e azalması nedeniyle bağlanan gelir miktarındaki azalmayı da gözeterek %34,2'den fiilen ödenen miktar ile azalma tarihinden itibaren %25 üzerinden bağlanması gereken ilk peşin sermaye değeri yönünden SGK'dan bildirilen değerlerin yerinde olup olmadığı bilirkişiden alınacak raporla denetlenip davacı itirazı bu şekilde karşılanmak giderek, davacının tazminat alacağının gelirin rücu edilebilir kısmı ile karşılanıp karşılanmadığını tespit etmek, karşılandığının tespiti halinde maddi tazminat alacağını iş bu rapora itibarla reddetmek, karşılanmadığının tespiti halinde ise tespit edilecek bu maddi tazminat alacağı miktarını gözeterek hüküm altına almaktan ibarettir.
10. Ayrıca davacı tarafça açılan asıl dava tarihinin 14.08.2006 tarihi olduğu halde gerekçeli kararda bu tarihin 09.07.2012 olarak gösterilmesi, kabule göre de 24.05.2019 tarih ve 2017/8 - 2019/3 K sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı kapsamında; bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceğinin kabul edilmiş olması karşısında birleşen davada hüküm altına alınan maddi tazminat alacaklarına dava dilekçelerinde talep edildiği gibi kaza tarihinden faiz işletilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde dava dilekçesinde istenen miktara dava tarihinden, artırılan miktarlara ise artırım tarihlerinden itibaren faiz işletilmesine dair hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
11. O halde, davacı ve davalı ... vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Mahkemece verilen karar bozulmalıdır .
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı ... vekilinin tedavi giderine yönelik temyiz itirazının miktardan REDDİNE
2. HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince temyiz eden taraf vekillerinin temyiz itirazları nedeniyle Mahkeme kararının BOZULMASINA,
3. Temyiz edenler tarafından peşin olarak yatırılan temyiz harçlarının istek halinde ilgililere iadesine,
4. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ... kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile iş bu davalıya verilmesine,
5. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
30.04.2024 tarihinde karar verildi.