V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde; tarafların serbest iradeleri ile mal ortaklığı rejimi sözleşmesi imzaladığını, aksinin sözleşme özgürlüğünün ihlali olduğunu, sözleşmenin geçmişe uygulanmasının ne ahla ne kamu düzeni ne de emredici hukuk kurallarını ihlal etmediğini, 4722 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin kanunun yürürlüğe girmeden önceki evliliklere yönelik olduğunu, mal ortaklığı sözleşmesinin 3 üncü maddesi uyarınca taşınmazın ortaklık malı olduğunu, kararın hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mal ortaklığı sözleşmesinin geçmişe etkili düzenlenip düzenlemeyeceği, sözleşme serbestliği ilkesi, taraflar arasındaki geçerli mal rejimi, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı ayın istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davası istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesi, 33 üncü maddesi, 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi, 179 uncu maddesi, 202 nci maddesi, 203 üncü maddesi, 204 üncü maddesi, 205 inci maddesi, 218 ve devamı maddeleri, 256 ve devamı maddeleri, 716 ncı maddesi; 4722 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26 ncı maddesi, T.C. Anayasası 48 inci maddesi; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1953 tarih ve 1953/8 Esas, 1953/7 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 4721 sayılı Kanun'un 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında mal rejimi sözleşmesinin evlenmeden önce veya sonra yapılabileceği, tarafların istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilecekleri, kaldırabilecekleri veya değiştirebilecekleri; aynı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında da boşanma halinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir.
3. 4722 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinde ise 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin evlilik tarihinden itibaren geçerli olacağı iki istisna hali düzenlenmiştir.
4. Somut olayda, eşler, 13.11.2006 tarihinde evlenmiş, 28.04.2010 tarih ve 08198 yevmiye numarası ile Düzenleme Şeklinde Mal Ortaklığı Sözleşmesi ile mal rejimi sözleşmesi imzaladıkları, 10.07.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 22.11.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (4721 sayılı Kanun md. 225/2). Tasfiye konusu 1196 ada 3 parsel 9 nolu bağımsız bölüm 13.04.2010 tarihinde davalı erkek adına satın alınmıştır.
5. Tüm bu açıklamalara göre, öncelikle 4721 sayılı Kanun'un 203 üncü maddesi uyarınca eşlerin ancak kanunda yazılı sınırlar içerisinde mal rejimini düzenleyebileceklerinden geçmişe etkili olacak şekilde 4722 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesindeki istisnalar dışında mal rejimi sözleşmesi düzenleyemezler. O halde, taraflar arasında 28.04.2010 tarih ve 08198 yevmiye numarası ile Düzenleme Şeklinde Mal Ortaklığı Sözleşmesi ile mal rejimi sözleşmesinin geçmişe etkili olacağına ilişkin maddeleri geçerli olmayıp işbu sözleşme yapıldığı tarihten itibaren geçerlidir.
6. Diğer yandan, mal ortaklığı rejiminde 4721 sayılı Kanun'un 257 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca eşler ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahiptir, diğer bir ifadeyle işbu düzenleme uyarınca mal ortaklığı sözleşmesindeki eşler arasında bulunan elbirliği mülkiyetinin aynı olarak tasfiyesi söz konusudur. Ancak tasfiye konusu taşınmaz eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı eş adına tescil edilmiş olup işbu taşınmaz yönünden edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir.
7. Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde kural olarak, mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda değer artış payı ve artık değere katılma alacağı hakları doğar. Eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp kişisel alacak hakkıdır (4721 sayılı Kanun md. 227/1, 231, 236/1).
8. 4721 sayılı Kanun'un 239 uncu maddesinin birinci fıkrası "... Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…” şeklinde düzenlenmiş olup aynı Kanun'un 226 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında ise "... Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler. ..." hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir.
9. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp kişisel alacak hakkı olduğuna yönelik kuralın istisnaları 4721 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması ve aynı Kanun'un 240 ncı maddesinde düzenlenen aile konutu veya eşyanın söz konusu olması halinde tahdidi olarak belirtilmiş olup temyize konu davadaki somut olayda, açıklanan istisnai durumlar da mevcut değildir.
10. Ne var ki sonuç olarak, Bölge Adliye Mahkemesince mal ortaklığı sözleşmesinin tasfiyesinde ayın istenemeyeceğine yönelik kabulü hatalı ise de, tasfiye konusu taşınmaz yönünden edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğinden, somut olayda davacının dava dilekçesinde sadece ayni hak talebi bulunduğundan ve yukarıda açıklanan ayni hak istenemeyeceği kuralının istinasları da bulunmadığından bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereğidir.