VI. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde ve aşamada ileri sürdüğü iddialarını yineleyip meclis kararının iptaline ilişkin karar her ne kadar 16.06.2016 tarihinde kesinleşmiş ise de iptal kararı tarihinin 31.05.2010 olduğunu, dava konusu taşınmaz davalılardan ...'a ihale edildikten sonra taşınmazın gördüğü bütün satışların bu tarihten sonra yapıldığını, bu süreçte taşınmazın üç kez el değiştirdiğini, davacıların iyiniyetli olmadıklarının söylenebilmesi için iptal kararının kesinleşmesinin gerekmediğini, davalıların dava konusu taşınmazı iptal kararını bertaraf etmek amacıyla aralarında satış gibi göstererek kötü niyetli bir şekilde devir ve tescil ettiklerini, davalıların İdare Mahkemesinin iptal kararından haberdar olmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nitekim ...'in 27.07.2010 tarihli haberinde arsa satışlarının İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiği hususunun yer aldığını, bununla birlikte ... Haber'in 31.08.2016 tarihli yazısında müvekkili Belediyenin sattığı arsalara ilişkin Meclis Kararının Mahkemece iptal edildiğinin belirtildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 705 inci, 1022 nci, 1023 üncü, 1024 üncü ve1025/1-2 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; kök 190 ada 9 parsel sayılı taşınmazın Büyükçavuşlu Belediyesi adına kayıtlı iken 10.07.2009 tarihli tüzel kişiliklerin ünvan değişikliği işlemi ile Silivri Belediyesi adına kayıtlı hale geldiği, daha sonra (Belediye Meclisinin 06.07.2009 tarihli ve 53 sayılı kararına istinaden Belediye Encümenince yapılan ihale sonucunda) Silivri Belediyesini temsilen ... tarafından 07.01.2010 tarihli satış işlemi ile taşınmazın davalı ...’a temlik edildiği, 03.02.2010 tarihli ifraz işlemi ile 190 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 190 ada 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20 ve 21 parsellere ifraz edildiği, davaya konu edilen 20 parselin davalı ... tarafından 14.01.2011 tarihinde davalı ...’a, onun tarafından 20.06.2011 tarihinde davalı ...’a, onun tarafından da 08.03.2013 tarihinde son kayıt maliki olan davalı ...’a satış yolu ile devredildiği, davalı ...’in yargılama aşamasında 17.12.2017 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarının davaya dahil edildiği, Belediye Meclisinin 06.07.2009 tarihli ve 53 sayılı Kararının İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 2009/1410 E., 2010/942 K. sayılı kararıyla iptal edildiği, söz konusu kararın Danıştay denetiminden geçmek suretiyle 16.06.2016 tarihinde kesinleştiği, davalı ...’ın 08.03.2013 tarihinde Türkiye ... Bankasından kredi çektiği, bu krediye ilişkin banka dekontu, kredi ödeme planının dosyaya celp edildiği, dava konusu 20 parsel sayılı taşınmaz üzerine aynı tarihte Türkiye ... Bankası lehine 100.000 TL’lik ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır.
2.Bilindiği üzere, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğünün meydana geleceği 09.05.1960 tarih 21/9 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğidir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayabileceğimiz bu hal, usul hukukunun vazgeçilmez temellerinden birisi olup kamu düzeni ile ilgilidir. Ne var ki, usuli kazanılmış hak kuralının istisnalarından birisi de yanılgıya dayalı bozma kararına uyulmuş olmasıdır.
Bu kapsamda vurgulanmalıdır ki, maddi hataya dayalı olan bir bozma kararına uyulmuş olunması halinde usuli kazanılmış hakka değer verilmesi mümkün değildir. Maddi hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olması itibariyle kazanılmış hakkın bulunmadığından söz edilebilmesi için ancak Yargıtay Dairesinin vardığı sonuç her türlü değer yargısının dışında, hiçbir suretle başka biçimde yorumlanamayacak, tartışmasız ve açık bir maddi hata olarak belirlenmelidir.
Hemen belirtilmelidir ki, hükmüne uyulan önceki tarihli bozma kararında; son kayıt maliki olan davalı ...’ın taşınmazı ediniminde kötüniyetli olduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığı, davalının çekişme konusu taşınmazı bedeli karşılığında ve iyiniyetli olarak satın aldığı kabul edilmiş ise de, dosya kapsamına yansıyan delillere göre bu değerlendirmenin maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
3. Somut olaya gelince; tüm dosya kapsamından, dava konusu taşınmazın ihale yoluyla satışına dayanak olan Belediye Meclis Kararının idarî yargı merciinde iptal edildiği ve kararın deracattan geçerek kesinleştiği, ilk el davalı ... adına oluşan tescilin yolsuz hale geldiği, taşınmazın ilk el ... tarafından davalı ...'a, adı geçen tarafından davalı ...'a, ... tarafından da davalı ...'a kısa aralıklarla devredildiği, ilgili meclis kararının yerel ve ulusal basında haber konusu yapıldığı, kamuoyunun bilgi sahibi olduğu, yatırım amacıyla taşınmaz satın alan kişinin sarf edeceği basit bir araştırmayla yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilebilecek durumda olduğu, bu durumda iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı, bankadan genel kredi kullanılması ve taşınmazın ipotek ettirilmesinin rayiç değerin ödendiğini ispata elverişli olmadığı, hiçbir davalının para alışverişini gösterir bir delil sunamadıkları, iyiniyetli kabul edilemeyecekleri açıktır.
4. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmiş olması doğru değildir.