VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı kadın eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre erkek eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166 ve 185. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.
4. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay içtihatları uyarınca bu hüküm tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlanmaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulu'nun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
5. Boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerekmektedir. Yargıtay 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
6. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (4721 sayılı Kanun md. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (4721 sayılı Kanun md. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin 2. fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim "ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı" kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir.
7. Eldeki davaya gelince; İlk Derece Mahkemesince eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu, buna karşılık davalı kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan reddedilmiştir. Davacı vekilinin kararı temyizi üzerine Özel Daire, kadının eşine "hakaret ettiği" gerekçesiyle taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında ise "şerefsiz" kelimesinin tepki niteliğinde davranış olduğu ve bu durumun evlilik birliğini temelinden sarsacak düzeyde süreklilik arz etmediği gerekçelerine yer verilmiştir.
8. Kanun'un 185. maddesi uyarınca; evlenmeyle, eşler arasında evlilik birliğinin kurulduğu kabul edilmiştir. Eşler, bu birliğin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Taraflar birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bu birliktelik; duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel tüm birliktelikleri kapsar. Belirtilen hususlar, yasal düzenleme bulunmasa dahi evliliğin doğasından kaynaklanan en tabii sonuçlardandır. Belirtilen madde kapsamında eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri değerlendirilirken "içten bağlılık" ilkesi gözetilmelidir. Bu ilkeye göre "eşine içten bağlı kişinin yapmayacağı davranışlar" evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin ihlali olarak kabul edilir.
9. Somut olayda; tarafların 25.05.2013 tarihinde evlendikleri, 05.07.2017 doğumlu ... isimli çocuklarının dünyaya geldiği, özellikle cevap dilekçesi ve davalı tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere evliliğin ilk gününden itibaren eşler arasında huzursuzluğun mevcut olduğu, Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2018 tarihli ve 2018/648 Esas, 2018/785 Karar sayılı dosyasına konu 28.05.2018 günü yaşanan son olayda "eşler arasında çıkan sözlü tartışma sırasında erkeğin eşini darp ettiği" gerekçesi ile davacının cezalandırılmasına karar verildiği, ne var ki olay anında kadının eşine karşı sarf ettiği "sen aşağılık adamsın, şerefsizsin" şeklindeki sözlerinin sanık bakımından tahrik olarak kabul edilerek cezasında indirim yapıldığı, eldeki davada tanık olarak dinlenen ... ve ...'ün aynı tarihli olay hakkında bizzat görgüye dayalı anlatımlarına göre de kadının eşine karşı "şerefsiz, adam mı, insan mı" şeklinde hakaret ettiği ve sinkaflı konuştuğu anlaşılmaktadır.
10. Tüm bu anlatılanların ışığı altında, eşine karşı uyguladığı fiziksel şiddet nedeniyle ağır kusurlu davacı karşısında, yaşanan tartışma anında ve sonrasında eşine hakaret eden ve sinkaflı sözler söyleyen davalı kadın az da olsa kusurludur. Yukarıda belirtildiği üzere, 4721 sayılı Kanun'un 166/2. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, böyle bir durumda az kusurlu eşin davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle davalıya bu yolla bir itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Gerçekten de 4721 sayılı Kanun'un l66/2. maddesinin son cümlesine göre yapılan itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilmelidir.
11. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakımına, eğitimine ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü olan tarafların gerçekleşen olaylara göre bu yükümlülüklerini ihlâl ettikleri tartışmasızdır. Davalının görmüş olduğu fiziksel şiddet nedeniyle eşine ve kayın validesine yönelik hakaret ve sinkaf içerikli sözler söylemesi şeklinde gerçekleşen kusurlu eyleminin, tepki niteliğinde davranışı aşar boyutta olduğu kabul edilmelidir. Özellikle olay tarihinde henüz bir yaşında bile olmayan ortak bebeğin yanında gerçekleştiği anlaşılan son olay gözetildiğinde; mevcut evlilik birliğinin devam etmesinin davalı ve ortak çocuk bakımından korunmaya değer bir yararının kalmadığı anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda davacının ağır buna karşılık davalının ise az kusurlu olduğu, ne var ki somut olay bazında davalının boşanmaya karşı çıkmasının tek başına boşanma kararı verilmesini engellemeyeceği, hâl böyle olunca taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizliğin var olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu ve bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmadığı açıktır.
12. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
13. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.