Yargıtay 8. Hukuk Dairesi · E. 2023/818 · K. 2025/136
Hukuk Genel Kurulu 2023/818 E. , 2025/136 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/289 E., 2021/431 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.03.2017 tarihli ve 2015/1765 Esas, 2017/3428 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasında tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin karar davacı ... Hazinesi vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı ... Hazinesi vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi 4. Davacı ... Hazinesi vekili dava dilekçesinde; eski 800 parsel sayılı taşınmazın 1957 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında şahıslar adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın koruma imar planında birinci derece doğal sit alanında kaldığını ve aynı zamanda bataklık, sazlık niteliğinde olup, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunduğunu, miktar fazlasının müvekkili adına tescili gerektiğini, taşınmazın imar görerek 6113 ada 1, 6114 ada 5, 6115 ada 3, 6152 ada 16, 6153 ada 5 numaralı parsellerin oluştuğunu ileri sürerek belirtilen taşınmazların tapularının iptal ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Bir kısım davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 12/3 maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, müvekkillerinin tapu siciline güvenerek taşınmazı satın almaları nedeniyle iyiniyetli malik olduklarını, dava konusu taşınmazların imar uygulaması sonucu oluşturulması ve imar işlemlerinin iptali yönünde alınmış bir karar bulunmaması nedeniyle açılan davanın yasal dayanağının bulunmadığını, taşınmazın sit alanı içerisinde kaldığı iddiasının ise doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesi Birinci Kararı 6. Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2009 tarihli ve 2006/125 Esas, 2009/120 Karar sayılı kararı ile; davalılardan ..., ..., ... ve ...'ın dava konusu taşınmazlarda hissedar olmadıkları gerekçesiyle bu davalılar hakkında açılan davaların pasif husumet yokluğu nedeni ile reddi; diğer davalılar yönünden ise dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının 1957 yılında yapılan tapulama çalışmaları neticesinde oluşturulduğu ve tapulama tutanağının 21.03.1958 tarihinde kesinleştiği, bu tarihten itibaren dava tarihine kadar 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davacının iddiasının ise tapulamadan önceki hukuki sebeplere dayandığı, esasen 800 parsel sayılı taşınmazdan imar uygulamasıyla ifrazen oluşturulan imar parsellerinin bulunduğu alanın doğal sit alanı ve Yamansaz Bataklığı içerisinde kalmadığı, bu durumun düzenlenen bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu, 800 parsel sayılı taşınmazın imar uygulamasına girmeyen 21420 m2’lik kısmının doğal sit alanı ve bataklık olduğu tespit edilmişse de bu kısım yönünden de hak düşürücü sürenin dolduğu, ayrıca imar parsellerinin de 800 parsel sayılı taşınmazdan oluşturulması sebebiyle tüm taşınmazlar yönünden on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... Hazinesi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.06.2010 tarihli ve 2010/3604 Esas, 2010/7223 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesine ilave yolu ile bazı düzenlemeler getiren 5841 Sayılı Yasa gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bu yöne değinen hazinenin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Ancak, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297). Hal böyle olunca; yapılan uygulama neticesinde dava tarihinde davacı hazinenin davasında haklı olduğu gözetilerek yargılama giderleri ile avukatlık ücretinden ve maktu harçtan davalı tarafın sorumlu tutulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesi İkinci Kararı 9. Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.06.2011 tarihli ve 2011/9 Esas, 2011/150 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyulmuş ve davanın reddine, harç, yargılama gideri ve davacı vekili için takdir edilen vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı süresi içinde davacı ... Hazinesi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 13.03.2017 tarihli ve 2015/1765 Esas, 2017/3428 Karar sayılı kararı ile; “…Hemen belirtilmelidir ki, Mahkemenin kararı 5841 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2. ve 3.maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2.maddesi ile 3402 Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen cümlede: "Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer Kamu Tüzel Kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3.maddesi ile aynı Kanuna eklenen geçici l0.maddesinde ise; “Bu Kanunun 12.maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazine'nin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, Yerel Mahkeme kararının temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33.maddesinde yer alan “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümezse de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda; iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin eksiksiz toplanmak suretiyle incelenerek değerlendirilmesi, dava konusu parselin ifrazen gittiği parsellere ait tapu kayıtları ve tedavülleri ile bağlı tüm dosyalar getirtilerek bu tapu kayıtlarının da iptali istenildiğine göre taraf teşkili tamamlandıktan sonra, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi, ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi gerekmektedir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 12. Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2021 tarihli ve 2019/289 Esas, 2021/431 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesine ilâveten; her ne kadar Anayasa Mahkemesi iptal kararının usulî kazanılmış hakkın istisnası olduğu gerekçesi ile karar bozulmuş ise de ilk derece mahkemesinin kararı ile davalı vatandaşların mülkiyet haklarının da korunduğu, dolayısıyla vatandaşın lehine bir durum ortada çıkmışken Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürütülmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı, mahkemece ilk bozma kararına uyma ile uyma kararı lehine olan taraf açısından usulî kazanılmış bir hak doğduğu gibi bozma gerekçesi dışında kalan davanın reddine dair hususun da kesinleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 13. Direnme kararı süresi içinde davacı ... Hazinesi vekili tarafından temyiz edilmiştir.