IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanık olarak dinlenen aynı zamanda davalının annesi olan ...'nın 07.11.2018 tarihli bilirkişi raporundan sonra 12.03.2021 tarihinde alınan beyanlarının rapora uygun olarak verildiğini, bu tanığın ilk yargılamada alınan beyanlarına soru sorma hakkı varken davalı tarafın itiraz etmeyerek o aşamadaki beyanlarının kabul edildiğini, takıların sürekli davalının tasarrufunda olduğu hususunun davalı tarafça inkar edilmediğini, banka kasasının ne amaçla açıldığının da belirtilmediği gibi ziynet eşyaları için açıldığını da inkar etmediğini, kasanın açılış tarihinin evlenme tarihinden kısa bir süre önce olduğunu, davalının bankacı olduğu ve kasa anahtarının yetkisinin kendisinde olduğu da gözetildiğinde davacı beyanlarının doğruluğunun ortaya çıktığını, davalı lehine değerlendirilmeyen bir delil söz konusu olmadığını, duyuma dayalı tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağını, davalı beyanlarına göre altınların kutu içerisinde evde olduğu kabul edilecek olsa bile, davalının, davacıyı döverek işe bıraktığı, evin kapısının üst kilidini kilitleyerek davacının eve girmesine engel olduğu gözetildiğinde altınlara tasarruf yetkisinin yine davalıda olduğunun sabit olduğunu, davalının evden olağanüstü bir sebeple ve darp edilerek ayrıldığını, sadece iş kıyafetleriyle annesinin evine gittiğini, eve eşyalarını almak için gittiğinde içeriye de giremediğini, böylece altınların tasarruf yetkisinin davalıda olmasına rağmen Mahkemece davacının uğradığı darp olayı yok sayılarak davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğunu ileri sürerek reddedilen davası yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın tümden reddine karar verilmesine, davacının ıslah dilekçesiyle harcını da yatırarak dava değerini artırmasına rağmen müvekkili yararına nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücreti takdir edilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek vekâlet ücreti yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda başlıkta belirtilen tarih ve esas ve karar sayılı kararıyla; "tarafların 17.09.2016 tarihinde evlendikleri, Milas Vakıfbank şubesinin 28.05.2018 havale tarihli yazı cevabına göre; davalı tarafından 05.10.2016 tarihinde kiralık kasa açıldığı, kasa üzerinde ortaklık veya vekâlet bulunmadığı, kasanın 12.10.2016 tarihinde sahibi tarafından ziyaret edildiği, dosyaya davalı tarafından ibraz edilen, üzerinde 15.07.2017 tarihi bulunan tarafların dans ettikleri davacı kadının kolunda bileziklerin bulunduğu 2 adet fotoğraf mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı kadın dava konusu ziynetlerin davalı erkek tarafından kasaya konulduğunu, bu nedenle davalının tasarrufunda bulunduğunu iddia etmiş ve kasanın tarafların evlenmesinden çok kısa bir süre sonra açılmış olması nedeniyle kasaya konulmuş olmaları hayatın olağan akışına uygun kabul edilebilir ise de; kasanın ilk ve son kez 12.10.2016 tarihinde ziyaret edildiği, bu tarihten sonra başkaca ziyaret olmadığı, davalı tarafından sunulan ve itiraz edilmeyen fotoğraflara göre davacı kadının 15/07/2017 tarihinde kasanın açılmasından çok sonra bileziklerle bir düğüne katıldığı gözönüne alındığında davacının bu tarihten sonra bileziklerin davalı tarafından kasaya konulduğuna ilişkin iddiasına katılma olanağı bulunmamaktadır.
Her ne kadar davacı tanığı Berna bir gün bir düğünden tarafların kendi evlerine geçtiklerini, damadının bu sırada kızına "altınları ver çantaya bırakayım, geç oldu, sabah bununla uğraşmayalım, yarın bankaya kasaya bırakırım" dediğini, kızının da yanlarında bilezikleri çıkararak damadının çantasına koyduklarını, daha sonra eve gittiklerini, yaklaşık 1 ay sonra aralarında tartıştıklarını, bir sabah kızı ve damadının kavgalı olarak işe geldiklerini, damadının oradan gittiğini, kendisinin de kızını akşam yanında eve götürdüğünü söylemiş ise de, en son düğünde takıldığını gördüğü bileziklerin o günden sonra davalı tarafından kasaya konulduğuna ilişkin görgüsü bulunmamaktadır. Bu nedenle tanığın beyanlarıyla da ziynetlerin bankada ki kasaya konulduğu ispat edilememiştir. Dolayısıyla kasanın son ziyaret tarihi ve daha sonra ziynetlerin düğünde takıldığı hususu bir ara da değerlendirildiğinde, ziynetlerin düğünden sonra kasaya konulmayarak tarafların müşterek konutunda bulunduğunun kabulü gerekir. Bir kısım davalı tanıkları; tarafların işe gitmek üzere evden ayrıldıktan sonra akşam davacının müşterek konuta dönmediğini, ertesi gün evden eşya almak için gittiğinde kapının üst kilidinin kilitlenmesi nedeniyle içeri giremediklerini ifade etmiş iseler de; davalı tanıkları Hamide ve Alaattin'in davacı kadının evden ayrıldıktan sonra davalının da Marmaris'e gittiğini, her ikisinin aynı gün eve dönmediklerini, ertesi gün davacı, eniştesi ve teyzesinin eşya almak için eve geldiğini, ancak kapının üstü de kilitli olduğu için içeri giremediklerini, ertesi gün davalının teyzesinin Marmaris'ten anahtarı getirerek kendilerine verdiğini, o gün bu kez davacı ve eniştesinin birlikte geldiklerini, kapıyı açtıklarını, içeriye tanık olarak Hamide ve sadece davacı kadının girdiğini, davacının da giysileriyle yüklüğün altına koyduğu kutu içerisinde bulunan 17 bileziği alarak valize koyup evden ayrıldığını ifade etmiştir. Davalı tanığı Nergiz'de davalının teyzesi olduğunu ancak davacı kadın ile aynı işyerinde çalıştıklarını, davacının bir gün kendisine davalıyla tartıştıklarını, annesinin evine gideceğini söylediğini, bir kaç gün sonra yanına gelip müşterek konutun kapısını açamadığını söyleyince davalı olan yeğeninden anahtarı göndermesini istediğini, anahtarı diğer kız kardeşinin getirdiğini, davacının da müşterek konuta girerek eşyaları ve altınlarını aldığını bizzat davacı kadından duyduğunu, davacının düğünlerde altınları takarken gördüğünü, davacının iş yerinde "Turgay'ı daha da rezil edeceğim, her şeyini alacağım, ona dava açacağım" dediğini belirtmiştir.
Diğer taraftan, davacı kadın 12 adet bilezik dışında 2.500,00 TL para ve 7 adet 0,250'lik altının takıldığını bildirmiş, dosyaya sunulan düğün fotoğrafları ve kuyumcu bilirkişi raporuna göre 7 adet altın ve 11 adet bileziğin, bir miktar paranın varlığı ve düğünde takıldığı ispat edilmiştir. Ancak, davacı tanığı olan annesi Berna, düğünde kızına 11 adana burması ve 7 tane 0,250'lik altın takı seti takıldığını, 7 tane 0,250'lik altından 6'sının bozularak bilezik yapıldığını, toplam 21 tane adana burması bileziğinin olduğunu, bunların düğünden kendi evine (tanığın) geldikten sonra kasaya konulmak üzere davalıya teslim edildiğini söylemiştir. Davalı tanığı olarak dinlenen annesi Hamide'de 12/03/2021 tarihli ifadesinde kendisinin düğünde davacıya 11 tane bilezik taktığını, taraflardan duyduğu kadarıyla düğünde takılan takıların bozdurulmasıyla 6 bilezik daha alındığını, davacının toplam 17 bileziği olduğunu, 6 bileziğin yine kendisinin düğünde taktığı 7 tane cumhuriyet altını bozdurularak yapıldığını beyan etmiştir. Her iki tanığın beyanlarından davacı kadının talep ettiği 7 adet altının daha sonra bozdurulmak suretiyle bileziğe dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacının annesi 7 altından 6 tanesi ile 10 bilezik alındığını, davalının annesi de 7 altın ile 6 bilezik alındığını belirttiklerinden bozdurulan altın ve yeni alınan bilezik sayıları farklılık arz etmekte ise de; kuyumcu bilirkişi raporuna göre 7 adet altın 10 adet çeyrek altına denk gelmektedir. 10 adet çeyrek altınla ise 10 adet adana burması bileziğin alınması hayatın olağan akışına uygun görülmediğinden mahkemece bu konuda davalı tanık beyanına itibar edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Nitekim, davalı tarafından dosyaya sunulan 15.07.2017 tarihli fotoğraf incelendiğinde davalının kolunda 21 adet bilezik olmayıp 18 bilezik görünmektedir.
Vakıfbank yazısı, dosyaya sunulan fotoğraflar, davacı iddia ve savunmaları gözetildiğinde davalı tanık beyanları, davacı tanık beyanlarından daha somut ve görgüye dayalı olup mahkemece davalı tanık beyanlarına itibar edilerek 17 bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir yanlışlık görülmemiştir.
Ancak, davacı kadın düğünde söz bileziği ile birlikte toplam 12 adet bilezik takıldığını iddia etmiş, kuyumcu bilirkişi 11 bileziğin tespitini yapmış ve tanıklar düğünde 11 bilezik takıldığından bahsetmiş ise de, davalı cevap dilekçesinde bilezik sayısına karşı çıkmamış dosyaya ibraz edilen 15.07.2017 tarihli fotoğraflarda kadının kolunda 18 bilezik takılı olduğu görülmüş olmakla düğün ve sözde kadına toplam 12 adet bilezik takıldığı ispat edilmiştir. Fakat mahkemece tanık Hamide'nin beyanından hareketle 17 bileziğin davacı tarafından evden giderken götürüldüğü kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş takıldığı ispat edilen 1 adet bilezik yönünden gerekçede değerlendirme yapılmamıştır. Bununla birlikte 1 adet bileziğin de diğer 17 bilezikle birlikte yukarıda açıklanan sebeplerle kasaya konulmadığı sabit olduğuna göre davacı bu bilezik yönünden de iddiasını ispat edememiştir.
Bunlardan ayrı, davacı, ziynetler dışında 2.500,00 TL paranın iadesini istemiş ve mahkemece bu konuda da her hangi bir değerlendirme yapılmamış ise de; paranın akıbeti konusunda tanıkların herhangi bir bilgisi bulunmayıp, davacı, paranın davalı tarafından alınarak kasaya konulduğunu ispat edememiş ya da başka amaçla harcandığını iddia etmemiştir. Hal böyle olunca mahkemece 17 bileziğin davacı kadın tarafından evden alındığı, 1 bilezik ve paranın ise davalı tarafından kasaya konulduğunun ve onun uhdesinde bulunduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi doğru görülmemiş ise de sonuç ret kararı doğrudur.
Yukarıda açıklanan tüm sebeplerle davacı, davasını ibraz ettiği delillerle ispat edememiştir. Davacı ön inceleme duruşmasından sonra verdiği delil listesinde yemin deliline dayanmış ise de, dilekçelerin teatisi aşamasında usulüne uygun olarak yemin deliline dayanmadığından süresinden sonra dayanılan yemin delili dikkate alınamaz.
Açıklanan sebeplerle, davacının para ve 1 adet bilezik yönünden istinaf başvurusunun gerekçeye ilişkin olarak kabulüne, mahkeme gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde düzeltilmesine, davacının sair istinaf itirazlarının esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden;
Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen bir şey olan davalarda vekâlet ücreti, nispi tarifeye göre hesaplanır. Davanın tamamen veya kısmen kazanılması ya da reddedilmesi halinde ise, nispi vekâlet ücreti kabul ya da reddedilen müddeabihin değeri üzerinden hesaplanır.
Somut olayda, Islah edilerek harcı yatırılan dava değeri 76.890,00 TL'dir. Mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesine rağmen 6100 sayılı HMK'nun 326/2 ve devamı maddeleri uyarınca davalı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken davalı ehine 4.080,00 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Açıklanan sebeplerle; davalının istinaf itirazının kabulü ile istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca reddedilen 76.890,00 TL üzerinden hesap edilen 12.302,40 TL nispi vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine" karar verilmiştir.