VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; önemli miktarda şirket varlığının toptan satış yetkisi genel kurula ait olduğundan bu yetkinin hiçbir şekilde devredilemez olduğunun Kanun’da açık ve emredici şekilde hüküm altına alınmış olduğunu; sicil kayıtlarının üçüncü kişiler hakkında tescil ilan edildiği günden itibaren sonuçlarını doğuracağını, üçüncü kişilerin kayıtları bilmediği iddialarının dinlenmeyeceği; taşınmazların tümünün satışı ile geride şirketin hiçbir taşınmazının kalmamasının tasfiye mahiyetinde olması nedeniyle 6102 sayılı Kanun'un 538 ve 408/2-f gereğince şirketin taşınmazlarının tümünü satabilmesi için genel kurulun toplanarak bu yönde karar alınmasının zorunlu olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirket hisselerinin %40'ının dava dışı ...'a, %40'ının dava dışı ...'e, %10'unun davacı ...'a, %10'unun da davacı ...'e ait olduğu, münferiden şirketi temsile yetkili müdür ...’ün davalı şirkete ait taşınmazları davalı ...’a satış yoluyla tapudan devrettiği uyuşmazlık konusu olmayan eldeki davada devre konu taşınmazların şirketin tüm taşınmazları olup olmadığının veya tüm taşınmazları olmamakla birlikte şirketin aslî faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve tasfiyesine yol açacak ölçüde bir yekün oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği, gerektiği kanısına varılacak olursa yapılacak şirketin tüm taşınmazlarının veya faaliyetini yapmasını engelleyecek ölçüde taşınmazının satıldığının tespiti hâlinde ise söz konusu satışla şirketin dolaylı olarak tasfiyesinin yapılmış olduğu, tasfiye aşamasında dahi aktiflerin toptan satım yetkisinin sadece genel kurulda olduğu dikkate alınarak davanın kabulü ile satış işleminin yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6102 sayılı Kanun'un 371, 408/2-f, 529, 538/2, 573, 616, 629/1, 643 ve 644. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Limited şirketlerin kanunen kurulması zorunlu organları ortaklar genel kurulu ve müdürlerdir. Müdürler limited şirketin iç işlerinde yönetim organı, dış ilişkilerinde ise temsil organı olarak görev yaparlar. Müdürün temsil yetkisi, şirketin üçüncü kişilere karşı borçlanmasını yahut üçüncü kişilerden alacaklı olmasını ifade eden yazılı ve sözlü her tür hukuki işlemin akdedilmesi ve takibini ifade eder. Bu anlamda temsil yetkisini haiz limited şirket müdürünün organ sıfatıyla ve şirketi temsilen üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmeler, şirketi bağlayıcı olacaktır. Bu kapsamda limited şirket müdürlerinin organ sıfatını haiz olmaları, şirketin sözleşmeye dayalı ve haksız fiil sorumluluğu bakımından önem taşımakta olup müdür tarafından akdedilen sözleşmenin ifa edilmemesinden bizzat şirket sorumlu olur. Bunun yanında müdürün organ olarak şirket görevlerini ifası sırasında işlediği haksız fiillerden de kural olarak şirket sorumludur (Işık Özer, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt IV, Ankara 2023, s. 4625).
3. Limited şirket müdürünün temsil yetkisinin sınırları ise 6102 sayılı Kanun'un 629/1. maddesinde yapılan yollamayla kıyas yoluyla uygulanan aynı Kanun'un anonim şirketlerde temsil yetkisinin kapsam ve sınırlarına ilişkin 371. maddesine göre belirlenecektir. Buna göre temsile yetkili olanların şirketin amaç ve konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri şirket adına yapmak ve şirket ünvanını kullanmak hakkına sahip oldukları öngörülmüştür. Ancak şirketin kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler nedeniyle rücu hakkı bulunmaktadır. Buna göre işletme konusu, şirket yöneticisinin temsil yetkisinin sınırlarını oluşturmaktadır (Setenay Yağmur, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara 2023, s. 1814).
4. Bu kapsamda şirketin amaç ve konusu içerisinde şirkete ait mal varlığına dahil değerlerin müdürlerce münferiden tasarruflara konu edilerek devredilmesi mümkündür. Ancak şirketin sahip olduğu mal varlığı ile faaliyetini önemli düzeyde etkileyebilecek tasarrufların, şirketin mal varlığının korunmasına dair amaç kapsamında şirket yöneticilerinin yetki alanı dışına alınıp genel kurulun yetkisine dâhil edilmesi gerekliliği doktrin ve yargı kararlarında değerlendirilmiştir (Özlem Akıncı Albayrak, Anonim Şirketler Hukukunda Şirket Malvarlığının Korunması, İstanbul 2022, s. 488).
5. Bu bağlamda yöneticilerin yetkileri, şirketin amaç ve konusu çerçevesinde gerçekleştirilecek olağan işlerle sınırlı olup şirketin fiilen tasfiye aşamasına girmesine neden olacak düzeyde şirket mal varlığının devrinin şirket yöneticilerinin yetkisi kapsamında olduğu söylenemez. Zira şirket yöneticilerinin yetkileri, işletme konusunun elde edilmesi için gereken olağan işlemlerle sınırlı olup şirketin hayatiyeti ile alakalı olan olağanüstü işlemlerde karar yetkisi genel kurula aittir. Belirtilen türdeki bir tasarruf, şirketin mevcudiyeti ve devamlılığına etkisi bakımından hayati önemi haiz olağanüstü bir işlem olduğundan bu türdeki bir işlemin genel kurulun yetkisi kapsamında olması gerekir. Zira genel kurul, şirketlerde önemli kararların alındığı bir organ olup şirketin sona ermesi sonucunu doğuracak nitelikteki kararlar, münhasıran genel kurul tarafından alınabilir (6102 sayılı Kanun'un 643. maddesi yollamasıyla aynı Kanun md. 529). Bu durum aynı zamanda, şirketin sağlıklı işleyebilmesi için organlar arasında tesis edilmesi gereken dengenin gereğidir.
6. Buradan hareketle limited şirket müdürlerinin, şirketi fiilen tasfiye aşamasına sokacak nitelikte bir mal varlığı devri için şirket ortaklar kurulundan özel bir yetki almaları gerekir. Bu çerçevede limited şirketlerde tasfiyenin icrası yönünden 6102 sayılı Kanun'un 643. maddesi atfıyla kıyasen uygulanacak olan aynı Kanun’un 538/2 hükmünün, tasfiye aşamasında olmamakla birlikte şirketin faaliyetini sona erdirip fiilen tasfiyesine neden olacak nitelikte bir mal varlığı devri sırasında limited şirketlerde de uygulanması mümkündür. Dolayısıyla şirketin üzerinde faaliyetini devam ettirdiği önemli miktarda mal varlığını oluşturan taşınmazın devrinde yetkinin genel kurula ait olduğu kabul edilmelidir.
7. Önemle vurgulamak gerekir ki 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendine göre anonim ortaklıklarda önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına karar vermek yetkisinin genel kurulun devredilmez yetkileri arasındadır. Buna karşılık limited ortaklık genel kurulunun devredilmez yetkilerini düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinde önemli miktarda şirket varlığının devrine ilişkin bir düzenleme olmadığı gibi, 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinde yer alan hükmün limited ortaklıklara uygulanacak anonim ortaklık hükümlerini düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644. maddesinde bu maddeye yapılan bir atıf bulunmamaktadır. Ancak şirketin varlık ve faaliyetlerinin sürdürülebilmesini etkileyecek nitelikte önemli miktarda mal varlığının satılması, salt müdürlerin verebileceği bir karar sayılmamalı ve bu yetkinin genel kurula ait olduğu kabul edilmelidir (Özer, s. 4663 vd.).
8. Sonuç olarak limited şirketin üzerinde faaliyette bulunduğu ve devredilmesi hâlinde şirketin faaliyetini sona erip fiilen tasfiye sürecine girmesine neden olacak düzeyde hayati önemi haiz bir mal varlığı değeri olan taşınmazının şirketin müdürü tarafından bu yönde bir genel kurulu kararı olmaksızın devrine dair hukuki işlem, yukarıda sayılan emredici düzenlemeler gereğince batıldır. Bu sebeple anılan taşınmazın devri sonucunda yapılan tescil geçersiz olup taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişiye intikal ettiği söylenemez. Bu anlamda devralan kişinin iyiniyetli olup olmadığı hususu, devir işleminin geçersizliği ve mülkiyetin muhafazası yönünden herhangi bir önem arz etmemektedir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 2022/11-1004 Esas, 2023/860 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
9. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada davalı şirketin hisselerinin %40'ının dava dışı ...'a, %40'ının dava dışı ...'e, %10'unun davacı ...'a, %10'unun da davacı ...'e ait olduğu, münferiden şirketi temsile yetkili müdür ...’ün davalı şirkete ait taşınmazları 01.06.2015 tarihinde davalı ...’a satış yoluyla tapuda devrettiği anlaşılmaktadır.
10. Bölge Adliye Mahkemesince devre konu taşınmazların şirketin tüm taşınmazları olup olmadığı veya tüm taşınmazları olmamakla birlikte şirketin aslî faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve tasfiyesine yol açacak ölçüde olup olmadığı değerlendirilmemiştir.
11. Bu itibarla; Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak böyle bir araştırma sonrası şirketin tüm taşınmazlarının veya faaliyetini yapmasını engelleyecek ölçüde taşınmazının satıldığının tespiti hâlinde, dava konusu satışlarla şirketin dolaylı olarak tasfiyesinin yapılmış olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 643. maddesi yollamasıyla limited ortaklıklara da kıyasen uygulanması mümkün olan aynı Kanun'un 538/2. maddesine göre tasfiye aşamasında aktiflerin toptan satım yetkisinin sadece genel kurulda olduğu dikkâte alınarak davanın kabulü ile satış işleminin yoklukla malûl olduğunun tespitine karar verilmesi gerekir.
12. Başka bir ifadeyle yukarıda belirtildiği şekilde 6102 sayılı Kanun'da belirtilen hükümler değerlendirilmeden ve dava dışı şirket müdürü tarafından davalı ...'a satılan limited şirkete ait taşınmazların davalı şirketin tüm taşınmazları olup olmadığı veya tüm taşınmazları olmamakla birlikte şirketin aslî faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve tasfiyesine yol açacak ölçüde veya faaliyetini yapmasını engelleyecek ölçüde taşınmazının satılıp satılmadığı araştırılmadan mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendine göre anonim ortaklıklarda önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına karar vermek yetkisinin genel kurulun devredilmez yetkileri arasında olduğu, buna karşılık limited ortaklık genel kurulunun devredilmez yetkilerini düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinde önemli miktarda şirket varlığının devrine ilişkin bir hükmün bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinde yer alan hükmün limited ortaklıklara uygulanacak anonim ortaklık hükümlerini düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644. maddesinde yer almadığı, sadece aynı Kanun'un 643. maddesi yollamasıyla limited ortaklıklara da uygulanma yeteneği kazanan tasfiye hâlindeki limited ortaklıklarda aktifleri satma yetkisine ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 538/2. maddesinin limited ortaklıklara doğrudan uygulandığı, Kanun'da tasfiyeye girmemiş limited ortaklıklarda ise önemli miktarda şirket varlığının satışı konusundaki karar yetkisinin hangi organda olduğuna ilişkin hüküm bulunmadığı, bu itibarla limited şirketlerde taşınmaz satışı için genel kurul kararına gerek olmadığı, uyuşmazlığın iyiniyet, muvazaa ile mal kaçırma/ dürüstlük kuralına aykırılık temelinde çözümlenmesi gerektiği, davalı ...'ın ticaret sicil kayıtlarına ve tapu sicil kayıtlarına güvenerek işlem yapan iyiniyetli üçüncü kişi olduğu, davalı şirketin taşınmazların satış tarihi itibariyle kurtulduğu toplam borç miktarının 1.782.737,52 TL, taşınmazların satış tarihi itibariyle rayiç değerinin ise 1.485.000,00 TL olduğu, yapılan satış işlemlerinin davalı şirketin menfaatine olduğundan direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.