V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; Mahkemece tanıklar dinlenmeden ve deliller toplanmadan ATK raporu alındığını, ATK kurulunda 1 adet kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bulunduğunu, alınan raporda hiçbir gerekçe ve açıklama yapılmadan doktorun hatalı olmadığının belirtildiğini, itirazları üzerine alınan 02.04.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davalıların hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilmediğini, raporda birçok hastada erken doğum veya vajinal kanama sebebiyle önceden öngörülemeyecek komplikasyonlar geliştiği ve planlanan tarihten önce acil doğumun yaptırılması gerektiği tespit edilmesine rağmen, planlanan doğum tarihinin ideal ve hasta yönetimine uygun olduğunun tespitinin çelişkili olduğunu, müteveffanın 14.08.2017 tarihinde 34 haftalık gebeyken ağrı şikayetiyle davalı hastaneye yatırıldığını ve erken doğum riskine yönelik tedavi sonrası taburcu edildiğini, 18.08.2017 tarihinde tekrar hastaneye yatırılarak taburcu edildiği, 21.08.2017 tarihinde rahim yırtılmasının gerçekleştiğini, davalı doktorun 19.08.2017–21.08.2017 tarihlerinde şehir dışında otelde olduğunu beyan ettiğini, davalının tatil programına göre sezeryan ameliyat gününü tayin ettiği ve hastanın durumuna uygun bir süreç izlemediği, davalının takip ettiği anne ve bebek açısından yüksek riskli bir gebelik varken ve planlanan doğum tarihine üç gün kala hastasını bırakarak il dışına çıktığını ve bu konuda müvekkilini bilgilendirip başka bir doktor tayin etmediğini, müteveffadaki plesenta previa, plesenta perkreata ve uterus rüptürü nedeniyle oluşan açık komplikasyonlar zamanında fark edilmesine karşın gerekli önlemler alınmadığını, defalarca miadından önce doğum eylemi nedeniyle hastaneye başvuran hastanın bu kritik tabloda ayakta tedavi edilerek eve gönderilmesinin tıp kurallarına uygun olmadığını, yüksek riskli gebelik teşhisiyle 8 ay özel hastanede takibi yapılan hastanın hastanede gözetim altında doğumu beklemesi gerekirken doğuma sayılı günler kala taburcu edilerek kaderine terk edilmesinin hastane ve doktorun tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranmadığını ortaya koyduğunu, davalı doktor tarafından müteveffaya uterus rüptürü riskinden bahsedilmediğini, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin davalılarca ispatlanması gerektiğini, hükme esas alınan raporda davalı hastane takip ve epikriz formlarının dikkate alınmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasıdır.
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 (BK 394/1) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Somut olayda; müteveffanın tıbbi geçmişinde iki sezaryenle doğum, başarısız tüp bebek denemesi, bir kez dış gebelik, bir kez skar gebeliği küretaj bulunduğu, 30.01.2017 tarihinde müteveffa ilk defa davalı Özel ... Hastanesine başvurduğunda yapılan tetkiklerde skar bölgesine yakın gebelik olduğu için plasenta previa ve plasenta perkreata riskinin mevcut olduğunun tespit edildiği, daha önce uterusa yönelik cerrahi öyküsü bulunan müteveffa vasıflarındaki bir gebede uterus rüptürünün davalılar tarafından öngörülebilir olduğu, nitekim davalı doktorun da uterus rüptürü riski hakkında müteveffayı ve davacıyı bilgilendirdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece; davalı doktorun izne ayrılmasından önce yakın zamanda üç kez ağrıları nedeniyle gelen davacının tıbbi geçmişi de dikkate alınarak, hastanede yatarak tedavisinin yapılmasının gerekip gerekmediği, öte yandan müteveffanın gebeliğinin özelliği nedeniyle jinekolojik onkoloji alanında uzman hekimlerin nezaretinde doğumun gerçekleştirilmesinin gerektiği, sezaryen doğumundan kısa bir süre önce izne ayrılan davalı doktorun müteveffayı bu hususta bilgilendirerek, planlanmayan bir durumun gerçekleşmesi halinde nasıl hareket etmesi gerektiği hususunda bilgilendirme yapmasının gerekli olup olmadığı, erken doğum halinde bebeğin ve annenin zarar görmemesi için gerekli tıbbi şartları hazırlanıp hazırlanmadığı, zararın/tehlikenin öngörülebilir ve önlenebilir olup olmadığı, davalıların özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususlarında bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.