V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde:
1.Davacının gönderttiğini söylediği 126.000,00 TL'nin davalı hesabına girdiği tarihte davalının banka hesaplarında ne kadar parasının olduğunu mahkemenin araştırmadığını, bu tutar hesaba girdikten sonraki harcamaların incelenmediğini,
2.Adana’daki evin satış bedelinin bir kısmının da hesapta bulunduğunu, davacının kendisinin aracın parası olarak iddia ettiği 126.000,00 TL'lik meblağ gönderilirken de açıklama kısmına 'bağış' yazıldığını, iddiaların sabit olmadığını, paranın davacının borçlarına harcandığını mahkeme tarafından bu delillere gerekçeli kararda yer verilmediğini ve eksik inceleme yapıldığını,
3.Davada ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, resmî tapu senedi olduğunu, cevap dilekçesinde belirtilen ... ... Bozoğlan adlı kişinin dinlenmediğini,
4.Tanık beyanlarının akrabalık ilişkisinden dolayı tarafsız olmadığını, kargo ile gönderilen ikinci cevap dilekçesinin dosyada olmadığını, eksik inceleme yapıldığını, dava konusu evin bedelinin davacı tarafından ödenmiş olsaydı söz konusu evi güvenip de davalı üzerine yapmayacağını, Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/566 Esas sayılı dosyasının incelemeye alınmadığını,
5.Dava konusu evle ilgili mesaj kayıtlarının davalıya ait olmadığını, mesajların davalı tarafından atılmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, şahsi hakka dayalı tapu iptali ve tescil, terdiden alacak istemine ilişkindir.
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 81. maddesinde, “Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hakim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
2.Aldatma genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, aldatmada ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Kanunun 36. maddesinin birinci fıkrasında açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, aldatma her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
3.İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde hâkimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden ... davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
4. Somut olayda; davacı taraf, davalının evlenme şartı olarak kendisine taşınmaz alınmasını istediğini, davacıyı evlenme vaadiyle kandırarak evleneceklerine olan inanç nedeniyle taşınmazın bedelsiz devrine ikna ettiğini ileri sürerek davalı adına olan dava konusu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, olmadığı takdirde bedelin davacıya iadesini talep etmiştir. Davacı taraf çekişme konusu taşınmazın kendisine iade edilmek üzere davalı adına alındığına yönelik herhangi bir iddiada bulunmamıştır. Evlilik vaadi ile verilen şeyin Türk Borçlar Kanununun 81. maddesi gereğince geri istenemeyeceği, iradi işlemlerde hileden söz edilemeyeceği, ayrıca dosya kapsamında hile iddiasının da ispatlanamadığı gözetildiğinde, tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü doğru görülmemiştir. Davacının ikinci kademede tazminat talebi bulunduğundan, Mahkemece bu yönde değerlendirme yapılarak karar verilmesi için hükmün yazılı bu gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.