V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; % 100 kusurun davalılara verilmesi gerektiğini murise verilen %10 kusurun hatalı olduğunu, çocuk ...’ın maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, manevi tazminatların tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini, maddi tazminat hesaplamalarına esas alınan dönem gelirleri ve ücret gerçeğinden çok düşük olarak nazara alınmış olup yapılan hesaplamalar bu sebeple oldukça düşük çıkmış olmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... Grup Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; işin anahtar teslim olarak diğer davalı ... Grup Mühendislik San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye, 04.06.2018 tarihli sözleşme teslim edildiğini, asıl işveren sıfatı olmadığını, ek davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, belirsiz alacak davasında ek davanın kabulünün mümkün olmayacağını, Davaya konu alacakların zamanaşımına uğradığını, Bu dosyadaki raporlar ile SGK müfettişi ve rücu davaları arasında kusur raporları arasında çelişkinin giderilmediğni, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almış olup üçüncü kişiler eylemi nedeniyle illiyet bağının kesildiğini, eş evlenme ihtimalinin rapor tarihindeki yaş dikkate alınarak esas alınmasını Hans Moser ve Stauffer/Schaetzle tablolarına göre %9 esas evlenme ihtimali indirimi yapılması gerektiğini, bakiye ... tablosu PMF 1931 olarak esas alınmalıyken TRH 2010 esas alınmasının hatalı olduğunu, çocuk ... yönünden maddi tazminat isteminin reddi yerinde olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Davalı ... Asnasör Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; ek davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, ... Grup Şirketinin iş kazasında asli kusurlu olduğunu zira inşaat işlerinin yapıldığı binada ışığın yetersiz olduğu bilirkişi raporlarında da sabit olduğu gibi davaya konu olayda dinlenen tanıklar olayın yaşandığı sırada müteveffayı ''telefon ışığı ile gördük''lerini beyan ettiklerini bu durumun koordinasyon eksiliğinden kaynaklı olduğunu, müvekkilinin asıl işveren ... Grup AVM A.Ş. kusur oranı kadar sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, SGK Müfettiş Raporu ve Rücu Davasındaki Kusur oranları ile çelişkilerin giderilmediğini, müvekkil şirket ile diğer davalı AS Ağır Nakliyat arasında taşıma sözleşmesi akdedilmiş olup taşıma sözleşmesi anahtar teslim bir iş niteliğindedir. bu sebeple müvekkil şirket asıl-alt işverenlik ilişkisi kapsamında kusurlu bulunmasının hatalı olduğunu, İş Güvenliği filelerinin sökülmesi nedeniyle müvekkilinin onay verdiği gerekçe gösterilerek kusur verilmesi hatalıdır; filelerin sökülmesi diğer davalı as ağır nakliyatın müvekkil ile arasındaki taşıma sözleşmesi kapsamındaki nakliye işini ifa etmesi için gerekli olan bir durum olduğunu, Müteveffanın ... şirketi çalışanı olması ... Şirketi ile müvekkili arasında işverenlik ilişkisi olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, ek hesap raporuyla ortaya çıkan farkın nedeni gösterilmediğini, eş evlenme ihtimalinin rapor tarihindeki yaş dikkate alınarak esas alınmasını Hans Moser ve Stauffer/Schaetzle tablolarına göre %9 esas evlenme ihtimali indirimi yapılması gerektiğini, manevi tazminat miktarları fazla olduğunu, ek davanın zamanaşımından reddi gerektiğini vefat eden kişi üçüncü bir şirketin çalışanı olup bu nedenle olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı somut olayda müteveffa yakınlarının olayı öğrenme ile tarihi itibarı ile zamanaşımı süreleri başlayacağı, davada üçüncü kişi durumundaki müvekkillerime yönelik davası Borçlar Kanunun 60/1 maddesinde öngörülen bir yıl ya da 60/2 maddesinde öngörülen beş yıllık uzamış zaman aşımı süresinde açılması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
4. Davalı As Ağır Nakliyat ve Makine San Tic. Ltd Şti vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili şirket halen aktif çalışan ... AVM içerisinde yapılan tadilat şantiyesine ... Asansör Sanayi A.Ş. tarafından montaj işiyle görevlendirilerek yalnızca 1 gece geçici görevle çalışma gerçekleştirmek amacıyla getirildiğinden bu alanda iş sağlığı ve güvenliği açısından her türlü önlemi alma görevi ana firma olan işin asıl sahibi ... Grup’a ve ...’ye aittir. Müvekkil şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur söz konusu olmadığını, çalışanları telefonla zemindeki çalışamlarına engel olan güvenlik ağını, Schindler Şantiye Sorumlusu ...’den aldıkları talimatı yerine getirerek söktüklerini, bu durumu da çalışan ... kolluktaki beyanında belirttiklerinden kusurlarının olmadığını, manevi tazminatların fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının eş ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
a) Kusur oran ve aidiyetleri yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.
7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.
8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.
9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."
10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı kanunun 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19.maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.
14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
16.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
19. Somut olayda dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre; davalı ... Grup Alışveriş Eğlence Mer. Gayr. İnş Tur. İth. İhr. San. Tic. A.Ş.’nin işlettiği iddia edilen ... AVM isimli işyerinde hazırladığı projeler kapsamında AVM'nin bir kısmının yenilenmesi ve bu yenileme projelerine göre bir kısım işlerin yapılmasının ... Grup Müh. San. Tic. Ltd. Şti.'ye 04.06.2018 tarihli sözleşme ile verildiği, davacılar desteği ... ’nun da ... şirketinde kaynakçı olarak çalıştığı, yine davalı ... Grup Şirketinin, ... Asansör Şirketine yenilenen alanda kullanılmak üzere 2 Adet Yürüyen bant / merdivenin üretimi ithalat nakliye, montaj, test ve devreye alma işlerini 12.07.2017 tarihli sözleşme ile verdiği, ... Şirketinin bu siparişlerin nakliye ve montaj işini As Ağır Nakliyat Şirketine verdiği, olay tarihi olan 30.09.2018 günü sipariş edilen yürüyen merdivenlerin montajı için kat zemininde yaklaşık 25 m2’lik bir boşluk alanın açıldığı, yürüyen merdivenlerin AVM inşaatına As Ağır Nakliyat Şirketi tarafından taşındığı, olay günü saat 22.00 sıralarında da yürüyen merdivenin yerleştirilmesi sırasında, merdivenin konulacağı kısma gelen alanda koruyucu file/ ağ olması nedeniyle bu ağın kaldırılmasının gerektiği, As Ağır Nakliyat Şirketi çalışanlarından ...’ın bu durumu Schindler Şirketi Şantiye Şefi ...’e telefonla sorduğu sökülmesi talimatı verilmesi üzerine ağın kaldırıldığı, As Ağır nakliyat şirketi çalışanların diğer malzemeleri almak için bu alandan ayrıldıkları sırada aynı alanda tesisat işlerinde çalışan davacılar desteği ...’un aydınlatmanın yeterli olmaması nedeniyle zemindeki boşluğu fak edemeyerek -1 kattan -3’ü kata düştüğü, sesi duyan As Ağır Nakliyat çalışanlarının cep telefonu ışığıyla zemindeki boşluktan baktıklarında, sigortalı ...’ün -1’ kattan -3’ü kata yaklaşık 12 metre yüksekten manlift üzerine düştüğünü fark ettikleri davacının kaldırıldığı hastanede öldüğü anlaşılmıştır.
20. Bu açıklamalara göre davacılar desteği sigortalı ... Şirketi ile asansör işleri yüklenicisi Schindler Şirketi arasında sözleşmesel bir bağ olmadığı, her iki şirketle sözleşmesel ilişkinin ... Grup Şirketi tarafından bağıtlandığı anlaşılmaktadır.
21. SGK müfettişi tarafından düzenlenen raporda olayın iş kazası olarak nitelendiği ve asıl işveren olarak olarak ... şirketine %80, üçüncü kişi sıfatıyla As Grup Şirketi çalışanlarına %20 kusur verilirken, müteveffaya kusur verilmediği, SGK tarafından aynı olayla ilgili açılan rücu davasının Ankara 37. İş Mahkemesinin 2019/101 E.- 2021/54 K. sayılı dosyasında görüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesinde miktar itibariyle kesimleştiği, hükme esas alınan kusur raporuna göre müteveffa sigortalının %15, davalı ... Grup şirketinin %25, dava dışı ... Şirketinin %10, dava dışı Schinlder Türkeli Şirketinin %30, davalı As Ağır şirketinin ise %20 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, anlaşılmıştır. Ceza Dava dosyasının ise Ankara 68. Asliye Ceza MAhkemesinin 2023/44 Esasında derdest olduğu getirtilerek incelenmediği anlaşılmıştır.
22. İş bu temyize konu dava dosyasında ise hükme esas alınan 30.12.2021 tarihli heyet bilirkişi raporunda davalı ... Grup Alışveriş Eğlence Merkezi San. Tic. A.Ş.nin, asıl işveren olarak %30, ... Grup Mühendislik San. Tic. Ltd. Şti.'nin alt işveren olarak %10, ... Asansör San. A.Ş.'nin alt yüklenici olarak %30, As Ağır Nakl. ve Mak. San. Tic. Ltd. Şti. Alt yüklenici olarak %20 ve davacılar desteği müteveffa ... 'nun %10 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır.
23. Bu açıklamalar doğrultusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 74 üncü maddesi kapsamında Hukuk yargılaması yapan Hâkim, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı ile bağlı olmamakla beraber o dava dosyası kapsamında tespit edilen delillere dayalı maddi olguların bağlayıcı olduğu Yargıtayın kökleşmiş içtihatlarındandır. Aynı şekilde SGK tarafından açılan rücu dava dosyaları ise sigortalı veya hak sahipleri tarafından açılan tazminat davaları açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp kuvvetli delil olmakla bu dosyalarda verilen kusur oran ve aidiyetlerinin önemi bulunmaktadır.
24. O halde; gerek ceza dosyası gerek rücu dosyası dosya kapsamına dahil edilip, SGK müfettişi raporundaki tespitlerle, temyize konu dava dosyasındaki tespitler bir bütün olarak değerlendirilerek, asıl -alt işveren kabulüne dair çelişkilerin giderilmesi, özellikle aydınlatmanın bulunmadığı ve zemindeki koruyucu filenin çıkarıldığından haberdar olup olmama durumuna ve giderek filenin sökülmesinden sonra boşluk etrafına koruyucu mania konulup konulmadığına da dikkate ederek, müteveffanın iş kazasının gerçekleşmemesi için alabileceği bir önlem olup olmadığının raporda somut delillerle beraber tartışılması, giderek zemindeki boşlukta koruyucu filenin çıkarılmasından davalı ... şirketi ile ... Grup şirketinin haberdar olup olmadığı, aydınlatmanın usulüne uygun tesis edilmemesinin bu davalılardan hangisine ait olduğu belirlenip, davalı Schindler Şirketi ve As Ağır Şirketi ve çalışanlarının kusurundan ... ve ... şirketlerinin asıl- alt işveren olarak müteselsilen sorumlu tutulup tutulamayacakları da değerlendirilerek, kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi açısından iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıf İş güvenliği uzmanlarından teşkil edilecek heyetten kusur raporu alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
b) Davalı ... Asansör Sanayii A.Ş. Vekilinin ek davaya yönelik zamanaşımı def'i yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
1. Bilindiği üzere İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
3. Öte yandan anılan hükümler alt-asıl işveren ilişkisi kapsamında uygulanması gereken zamanaşımı hükümleri olup zarara şahsi kusuru ile sebep olan üçüncü kişiler için anılan zamanaşımı hükümlerinin uygulanma olanağı olmayıp, zararlandırıcı olayın özü itibariyle bir haksız fiil olduğu değerlendirilerek bu kişiler için uygulanması gereken zamanaşımı kuralının 6098 Türk Borçlar Kanun'un 72 nci maddesinde düzenleme altına alınan hüküm olacağı açıktır. (Dairemizin 16.03.2021 tarih ve 2020/7310 E- 2021/3390 K sayılı ilamı ile (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 13.01.2020-2019/3544 E.- 2020/568 K. sayılı ilamı bu yöndedir)
4. Somut olayda davalı ... Asansör San A.Ş. vekili; birleşen davaya karşı zamanaşımına uğradığı yönünde def'i ileri sürmüş ise de def'inin, anılan davalının asıl -alt işveren sıfatının olup olmadığı, bu nitelikte sıfatının bulunmaması halinde ise üçüncü kişi sıfatı da değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken bu def'i değerlendirilmeden karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.
5.Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
6.O halde, bu yönleri amaçlayan davacılar ve davalılar vekillerinin temyiz itirazları gözetilerek, bozma sebeplerine göre davacılar ve temyiz eden davalıların sair temyiz itirazları bu aşamada incelelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi bozulmasına karar vermek gerekmiştir.