V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı ve davalı vekilleri özetle, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmekle birlikte kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı Kurumca ödenen masrafların rücuan tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371. maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesidir.
3. Değerlendirme
Davacı Kurumun 04.12.2012 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle bağlanan gelirler ve yapılan masraflar nedeniyle oluşan Kurum zararının tazmini amaçlı açtığı eldeki davada davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi olup, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. 5510 sayılı Kanun'un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile işveren davalının, Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür. Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, tazminat davasında verilen kararın güçlü delil oluşturduğu hususu ile ceza davasında belirlenen maddi olguların bağlayıcı olacağı hususu da gözetilmek suretiyle sigortalı ile davalının ve varsa dava dışı kişilerin kusur oran ve aidiyetleri konusunda rapor alınması gereklidir. Kusur raporlarının, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi Kanunu'na uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Anılan kanunda; işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar, denilmekte, böylece, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır;
Belirtilen açıklamalar ışığında eldeki davada, Mahkemece, her ne kadar meydana gelen iş kazası nedeniyle davalı işverene %70 kusurlu, kazalı sigortalıya %30 kusurlu olduğundan bahisle hesaplama yapılıp karar verilmiş ise de verilen karar yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamına göre, dava dışı kazalı ...'in Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü nezdinde kurtarma botu kaptanı olduğu, olayın 04.12.2012 günü yük gemisinin Şile Kıyıköy açıklarında batması sebebiyle gemi mürettebatını kurtarmak için görevlendirilen Kıyı Emniyet - 7 kurtarma botuunun kurtarma faaliyetinde batması şeklinde meydana geldiği, olay esnasında kullanılan botun 4,5 metre korunaklı dalga boyuna dayanaklı bir bot olduğu, ancak olay günü dalga boyu yüksekliğinin daha fazla olmasına rağmen sözü geçen botun kurtarma operasyonunda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, eldeki verilere göre, kazalı bot kaptanınca operasyon esnasında can yeleği kullanılmadığı, iş bu kurtarma operasyonunda bot kaptanı olması dolayısı ile bu dalga boyutunda, olay anındaki rüzgar derecesinde operasyona katılınması konusunda kendisinin yetkili kişi olduğu, operasyona katılma ya da katılmama kararı verebilecek kişi olduğu, ayrıca ilgili Emniyet Müdürlüğünün olay anındaki dalga boyuna dayanabilecek kapasitede başka bir botunun olup olmadığı hususlarının kazalı tarafından değerlendirilebileceği, ya da başka bir kurtarma yönteminin benimsenebileceği nazara alındığında, Mahkemece benimsenen kusur oranının yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
Bu kapsamda, kazalı kurtarma bot kaptanının, belirtilen nedenlerden dolayı kusur oranının daha yüksek olması gerekirken , alınan kusur raporunun somut olaya uygun olmadığı anlaşılmakla; belirtilen tüm hususlar göz önünde tutularak; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınarak, varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.