IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava konusu olay neticesinde ruh hallerinin bozulduğunu, acı ve ızdırap çektiğini, psikolojik sarsıntı yaşadığını, halen ve ömür boyu, acı çekmeye, üzüntü duymaya mahkum edildiğini, müvekkillerin sağlıklı bir şekilde hayatlarını devam ettiremez olduğunu, manevi tazminat davasının hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle nedeniyle bireyin yaşadığı üzüntü, elem ve yıpranmanın yol açtığı manevi zararların giderilmesini amaçlayan bir dava türü olduğunu, Mahkemenin kısmen kabul kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, müvekkil ... yönünden 100.000,00 TL tazminat talebinin bulunduğunu, gerekçeli kararda görüleceği üzere mahkemenin maddi hataya düştüğünü, 80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine karar verildiğini, istinaf incelemesi sonucu kararın onanması halinde "fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine" şeklinde düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, müvekkili Leman lehine 262.196,76 TL, müvekkili Mahmut yönünden ise 79.297,05 TL tazminata hükmedildiğini, mahkemece maddi tazminata hükmedilirken bilirkişi raporlarında esas alınmış TÜİK verilerine göre yapılmış olan hesaplamaların dikkate alınmadığını, bir kaynak işçisinin asgari ücret ile çalıştığının kabul edilemeyeceğini, TÜİK verilerinden de görüleceği üzere bir kaynak işçisinin asgari ücretin çok üzerinde bir maaş ile çalıştığını, Mahkemede hükme esas aldığı bilirkişi raporunda TÜİK verilerine göre karar vermemiş olup asgari ücreti baz aldığını, hatalı ve hukuka aykırı bir karar verdiğini, ayrıca gerek Yargıtay kararları gerekse Yerleşik İçtihat Kararları gereği bilindiği üzere hüküm verilirken hüküm tarihine en yakın asgari ücretin baz alınması gerektiğini, 20.06.2023 tarihinde asgari ücretin 1 Temmuz 2023 tarihi itibari ile güncelleneceğinin açıklandığını, ancak mahkemenin bunu görmezden gelip 6 numaralı 21.06.2023 tarihli mazeretli sayılmış olduğu duruşmada "davacı vekilinin yeniden rapor alınmasına dair talebinin asgari ücretin henüz resmi gazetede yayınlanmadığı göz önüne alınarak reddine," şeklinde hüküm kurulduğunu ve hiçbir ihtarat yapmadan ve tebliğ etmeden 1 gün sonrası olan 22.06.2023 tarihine karar duruşması günü verdiğini ve karar verdiğini, asgari ücretin güncellenecek olması bilindiği halde tamamiyle taleplerin görmezden gelindiğini ve hukuka aykırı bir şekilde hatalı hüküm kurulduğunu, asgari ücretin güncellenmesi sebebi ile yapılacak olan inceleme esnasında tekrar bilirkişi raporu aldırılarak kararın düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, yargılama esnasında Gaziantep 5. İş
Mahkemesi 2014/404 Esas dosyasında bu oranların kabul gördüğünü, müteveffaya %30 kusur atfedildiğini, müteveffaya atfedilen kusuru kabul etmediklerini, müteveffanın davalı yanın gerekli tedbir ve önlemi almaması sonucunda hayatını kaybettiğini, davalı yanın %100 kusurlu olduğunu, elim kaza neticesinde müteveffanın vefatı ile müvekkillerinin yaşadıkları fiziki ve psikolojik sarsıntı sonucu sosyal ve ekonomik hayatlarının zarar gördüğünü, hükmedilen manevi tazminat tutarının yaşanan ve yaşanacak olan acıları dindirmeyecek olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların, müteveffanın desteğinden yoksun kaldıklarını ispat edemediklerini, destekten yoksunluğun sadece kusur ile bağlı olmadığını, destekten yoksunluğun TBK 50 nci madde hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, TBK 55 inci madde göre maddi delillerle hesaplanabilir, sürekli ve fiili bir desteğin varlığının davacının iddia ve delillerinden kanıtlanmadığını, müteveffanın farazi desteğinin dahi mümkün olmadığını, zira; müteveffanın kaza tarihinde 22 yaşında ve nişanlı olduğunu, gelecekte desteğin devam edemeyeceğini ya da beklenen desteğin oluşmayacağının açık olduğunu, müteveffanın yaşayacak olsaydı evlenme ile bu desteğinin son bulacağı kesin olmakla birlikte desteğin ölümden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunması olduğunu, davacıların kazadan 8 yıl sonra müteveffanın desteğini yitirdiği iddiası ile iş bu davanın ikame edilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı gibi haksız ve iyi niyet kuralları ile örtüşmediğini, diğer taraftan davacı baba Mahmut'un 4/a emekli geliri olan, SOYBİS kayıtlarına göre adına kayıtlı tarlaları olan, oturdukları iki katlı bahçeli evin kendilerine ait olduğu, SGK tarafından peşin sermaye geliri bağlanmak üzere yapılan araştırmalarla ve dosyadaki yazılı belgelerle ispatlandığını, SGK'nın baba Mahmut'a peşin sermaye geliri dahi bağlamadığını, ... ölmeseydi nasıl bir desteğin yitirildiği ya da desteğin hangi konuda süreceği konusunda yazılı delil sunulmadığını, bu hususta dinlenen tanıkların da müteveffanın desteğinin hangi konuda olduğu, ne kadar olduğu ve ne zamana kadar olacağı konularında bilgileri olmadığını, hatta kazadan sonra 8 yıl boyunca neler olduğu konusunda dahi bilgi ve görgüleri olmadığını, hatta gerçeğe aykırı tanıklık yaptıklarını, bazı konularda inkara gittiklerini, çelişkilerle dolu ifadelerin dosyaya yansıdığını, ancak davalı şirketin baba Mahmut adına bankaya ödeme yaptığını bilen ...'un, yatalak olan babanın emekli maaşını ve şirketin ödediği bedelleri kim tarafından çekildiğini bilmiyor olmasının hayatın akışıyla uyumlu olmadığı gibi gerçekle de örtüşmediğini, sebepsiz zenginleşmek için kazadan 8 sene geçmiş olduğu da dikkate alındığında eldeki davanın davacılarının asıl amaçlarının destekten yoksunluk değil, haksız olarak menfaat elde etmek istedikleri olduğunu, dinlenen tanıkların 8 yıl boyunca ne tür bir maddi sıkıntı yaşadıklarını izah edemediğini, aile olarak yaşadıkları maddi zorlukların ne olduğundan hiç bahsetmediğini ve kazadan 8 yıl sonra ne oldu da bu maddi destek ihtiyacı içinde olduklarını da ifade etmediğini, gerçeğe aykırı, tutarsız ve hesaplanabilir bir desteğin varlığının ispatlanamadığını, açıklanan gerekçelerle, mahkemece desteğin karine olacağı dahi kabul edilemeyeceğini, hele ki kendi kusuru ile böyle bir kazanın oluşumuna sebebiyet veren mütevefanın, davadan 8 yıl sonra kesinleşmiş mahkeme karalarına rağmen hak ve menfaat elde edemeyeceklerini, bu davanın da hukuk tarafından korunmayacağını, mahkemece ... kusursuzmuş gibi hüküm kurulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, savunma hakkının kısıtlandığını, adil yargılanmanın ihlal edildiğini, Mahkemece eldeki delillerin değerlendirilmesinde açıkça hataya düşüldüğünü, müteveffanın kesinleşmiş Mahkeme kararlarıyla %30 kusurlu olduğu yok sayılarak, maddi tazminatın ıslah dilekçesi esas alınarak kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiğini, raporun içeriğinden de hesaplama yöntemi verilmediği gibi dayanak tablonun ne olduğunun açıklanmadığını, rapor ekindeki ücret tablosuna atıf yapıldığını, bu tablonun da neye göre hesaplandığının raporda açıklanmadığını, kök raporla ek rapor çelişkisinin giderilmediğini ve tabloların hangi verilere göre hesaplamada kullanıldığının açıklattırılmadığını, davacının dilekçesinde dayanmadığı ve deliller arasında göstermediği TÜİK verileri üzerinden ücrete itiraz edildiğini, ayrıca asgari ücretin 3 katı oranında ücret aldığını ifade eden iddialarının mahkemece dinlenmesinin de hukuka aykırı olduğunu, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında itirazlarının dikkate alınmadığını ve dosya içerisinde davacı yanın 18.10.2022 tarihli ıslah dilekçesine itibar eden Mahkemenin ıslah tarihinden sonra dosyayı iki kere daha bilirkişiye ek rapor hesabı için göndermesinin, hangi husus için gerekli olduğu konusunun anlaşılmadığını, hem usul ekonomisi hem de yargılama giderleri açısından haksız olarak mahkum edildiği dikkate alındığında davacının müteveffanın ücret konusunda yasaklı olması gerekirken ısrarla mahkemece dinlenmesinin, ıslah rakamına en yakın olan ve ıslah tarihinden sonra alınan 4. ek raporun 14.03.2023 hükme esas olmasının hukuk tarafından korunmayacağını, davanın reddi gerekirken mütevefanın kesinleşmiş 30 kusuru dahi düzenlenen kök ve ek raporların tamamında dikkate alınmadığını ve mahkemece bu durumun gözetilmediğini, manevi tazminat yönünden davanın reddi gerekirken, kısmen kabul kısmen reddi ile her bir davacı adına 80.000,00 TL ayrı ayrı kaza tarihinden itibaren işleyecek faiz ile verdiği kararın davalıyı cezalandırmak olduğunu, zira kazadan 8 yıl sonra hak sahiplerinin haksız ve hukuksuz olarak sebepsiz zenginleşecek kadar istedikleri hükmü elde ettiğini, oysa manevi tazminatın bir cezalandırma yerine geçmemesi gerektiğini, zira müvekkil şirketin ceza davası nedeniyle cezasını çektiğini, SGK rücu davasıyla da ilgili zararları ödediğini, 8 yıl sonra açılan davada davacıların üzüntü ve kederinin de ispat edilmediğini, müvekkil şirketin bu tazminat rakamları karşısında ağır yük altına alındığını, müvekkil şirketin adil yargılanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarında müteveffanın %30 kusurunun dikkate alınmadığını, müteveffanın kusursuzmuş gibi hüküm kurulduğunu, hesap bilirkişi raporlarının bilimsel verilerden uzak çelişkili ve dayanaksız olarak düzenlendiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dosya kapsamından müteveffanın vinçle kaldırılıp tezgaha konduğu çelik makası yeterince sabitlemeden, ...'ye makasın vinçle olan bağlantısını sökmesine izin verdiği ve askıda yüke çok yakın olarak konumlandığı anlaşıldığından Mahkemece mühteveffanın %30 oranında kusuru olduğunun kabulü isabetlidir. Mahkemece hesaplamaya esas olarak kabul edilen ücretin de dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Manevi zarar adı ile talep edilecek ve Mahkemece hükmedilecek manevi tazminat tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bu ilkeler ışığında, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu ve sonucunda meydana gelen elem ve ızdırabın derecesi, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarları isabetlidir. İlk Derece Mahkemesince müteveffanın kardeşi ... hakkında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, nitekim gerekçeli kararda da açıklandığı üzere kabul edilen tutarın 50.000,00 TL, reddedilen tutarın 50.000,00 TL olmasına rağmen sehven kabul edilen rakamın yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355 inci ve 357 nci maddeleri gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, vakıa ve hukuki değerlendirme ile gerekçede ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün istinaf itirazlarının reddi ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir." gerekçeleriyle "6100 sayılı HMK'nın 353 üncü maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine" karar verildiği anlaşılmıştır.