IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Hüküm altına alınan manevi tazminat yönünden istinaf sebepleri,
-Müvekkilin tespit edilen meslek hastalığı maluliyeti nedeniyle büyük acı ve üzüntü duyduğunu, yıprandığını, buna karşılık Mahkeme tarafından hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok az olduğunu, manevi tazminatın amacı zenginleşme kaynağı olmayıp, duyulan acı ve üzüntüleri bir nebze olsun hafiflettiğini, Mahkeme tarafından hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı değil zenginleşme, duyulan acı ve üzüntüleri hafifletmekten çok uzak olduğunu,
-Müvekkilin maluliyetinin %60 gibi yüksek bir oranda olması, paranın satın alma gücü, ekonomik şartlar, kusur durumu dikkate alındığında hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok az olduğunu, bu nedenle mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu,
-Hüküm altına alınan maddi tazminat yönünden istinaf sebepleri,
-Uğranılan kazanç kayıpları nedeniyle yapılan hesap raporu hatalı olduğunu, müvekkilin gerçek zararını yansıtmadığını, bilinmeyen dönemde asgari ücretlerde raporda belirten orandan daha yüksek oranda artış olacağını,
-Borçlar Kanuna 55. maddesinde “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen ya da tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerin bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez zarar ya da tazminattan indirim yapılamaz hükmüne yer verildiğini
-Bu nedenle SGK'ca rücu edilemeyen tahsislerin ilk peşin sermaye gelirlerin davalının kusuruna isabet eden kısmının müvekkilin uğradığı kazanç kayıplarından düşülmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Dava meslek hastalığı sonucu çalışma gücünde meydana gelen azalma oranı olan %60 oranındaki maluliyet için manevi ve maddi tazminat istemiyle açıldığını,
-Dava konusu meslek hastalığında müvekkil Kurumun kusuru bulunmadığını, bilirkişi kusur raporu hatalı olduğunu,
-Davacının emekli olduktan 34 yıl sonra ortaya çıkan maluliyetinde müvekkil Kurumun herhangi bir kusuru bulunmadığını, davacı, müvekkil Kurumdan 1984 tarihinde emekli olduğunu,
-Emekli olduğu 1984 tarihinden sonra meydana gelen maluliyetle müvekkil Kurumun herhangi bir ilgisi bulunmadığını, emekli olduktan 34 yıl sonra 2018 yılında ortaya çıkan maluliyet tamamen davacının sosyal yaşantısı, özel hayatıyla ilgili olduğunu, davacının iş yeri dışındaki kişisel yaşamı, çevresel faktörler, biyolojik, genetik faktörler, hastalığı ile ilgili tedavi görüp görmediği, tedaviye gidip gitmediği hususları araştırılmadığını, bu oranda bir maluliyetin oluşmasında etkisi olabilecek diğer hususların (davacının yaşı, iş yerinden ayrıldıktan sonraki yaşamı, geçirmiş olduğu başka hastalıklar , vs.) da araştırılması gerekirken doğrudan müvekkilin sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Emekli olduktan 34 yıl sonra ortaya çıkan maluliyetten müvekkil Kurumun sorumlu tutulması hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğunu, bu nedenle davacının 34 yıl içinde maluliyete neden olacak yaşantısı araştırılmadan alınan kusur raporunu kabul etmediklerini,
-Farazi verilere göre hesaplama yapıldığını, bilirkişilerce kusur hesaplaması yapılırken tamamen farazi durumlar dikkate alınmış olup, yerinde inceleme yapılmadığını, kaç yıl önceki verilerle hesaplama yapıldığını, bu da müvekkil Kurumun kusur oranında artışa neden olduğunu, Kurumda meslek hastalığını önleyici her türlü önlem alındığını, maden ocaklarına inilip, Kurumun meslek hastalığını önleyici tedbirleri, oradaki hal ve koşullar dikkate alınsa olaydaki kaçınılmazlık durumu ve diğer etkenler de görüleceğini,
-Bilirkişilerce rapor hazırlanırken Kurumun iş ve işçi güvenliği ve sağlığı için almış olduğu tedbirler dikkate alınmadığını, bilirkişilerce müvekkili Kuruma kusur atfedilirken, müvekkil Kurumun iş güvenliği ile ilgili olarak aldığı tedbirler hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, müvekkili Kurum meslek hastalıklarının önüne geçmek için iş esnasında toza maruz kalınmaması için gerekli maskeler dahil her türlü önlemi aldığını, rapor hazırlanırken bu hususa dikkat edilmediğini,
-Raporu hazırlayan bilirkişiler arasında “hekim bilirkişi” de olması gerektiğini, meslek hastalığından kaynaklı tazminat davaları için aldırılan kusur raporlarında alanında uzman bir hekim bilirkişinin de bulunması gerektiğini, hastalığın oluşu, ilerlemesi, davacının yaşının, yaşam biçiminin ve başka hastalıkların maluliyetteki etkisi ve kaçınılmaz durumu bir hekim bilirkişi tarafından bilinebileceğini,
-Bu ve benzeri unsurların da müvekkile atfedilen kusur oranını etkileyeceğini,
-Maluliyete etkisi olan diğer hususlar araştırılmadan dosyada aldırılan tek kusur raporu dikkate alınarak, maluliyetten %88,43 oranında müvekkil Kurumun kusurlu tespit edilip sorumlu tutulması hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını,
-Bilirkişi raporunda, müvekkil Kuruma atfedilen kusura neden olan Kurumun yapması gerekenlerin neler olduğu ve bunların hangilerini ne ölçüde yerine getirmediği hakkında hiçbir ibare dahi yoktur. Oysa ki kusur belirlenirken Kurumun kusurlu işlemlerinin neler olduğu tek tek belirtilmesi gerektiğini,
-İşveren her türlü sorumluluğu yerine getirmiş olup meslek hastalığının oluşmasında herhangi bir kasıt kusur ve ya ihmali de söz konusu olmadığını, müvekkili Kurum günümüz koşullarında meslek hastalığını önlemek için alması gereken tüm tedbirleri aldığını, tüm işçiler için en kaliteli maskeler alındığını ve bu maskeler sıklıkla değiştirildiğini, sulu kazım yöntemi getirildiğini, işçilerin muayeneleri periyodik olarak yapıldığını ve en ufak meslek hastalığı tespitinde işçi yerüstü çalışmasına alındığını, sürekli eğitimler verildiğini vs.,
-Müvekkili Kurum sürekli zarar eden bir kamu Kurumu olduğunu, maddi zararın fazlalığı ve Kurumumuzun darboğazda bulunduğu için ücretlerini ödemekte güçlük çektiği gibi hususlar göz önüne alınarak BK.5S1İ ve 52. maddeleri gereğince hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini,
-Kuruma ait son yıllardaki gelir gider tablosundan anlaşılacağı üzere Kurum zararınının büyük bir kısmını meslek hastalığı ve iş kazası tazminatları oluşturduğunu, mahkemece hükmedilen maddi/manevi tazminat miktarı davanın amacına aykırı olup, Kurumun ekonomik ve sosyal durumları zararın niteliği ve derecesi müvekkili idarenin içinde bulunduğu mali sıkıntı ve olayın meydana geliş biçimi nazara alındığında ve nefaset kaideleri ve zararın geleceğe yönelik varsayımlara dayalı hesaplanması, gerçekleşmesi muhtemel zararın bu gün peşin olarak ödeneceği hususları gözetildiğinde de BK 52 fıkra 2 ye göre hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini,
-Emsal kararlar için Kurumca ödenen tazminatlar dikkate alındığında işleyecek yasal faiz ilavesiyle birlikte tazminatın çok yüksek miktarlara ulaşabileceği, davanın geç açılıp sonuçlanmasında müvekkil Kurumun kusurlu bir işleminin bulunmadığı, zararın geçmişe yönelik ihtimali verilere göre hesaplanmış olması, gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesinlik arz etmemesi hususlarının da gözönüne alınarak önemli ölçüde hakkaniyet indirimi yapılmasını talep ettiklerini,
-Hesap raporu hatalı olduğunu,
-Zarardan, tüm peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla, bağlanan gelirlerin ilk peşin değerine uygulanan işveren kusuru sonucu ulaşılan miktar ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna geleceğini,
-Maddi zarar sigortalının zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibaret olduğunu, maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki dunuma göre zarar tutarının hesaplanması gerektiğini,
-Zarar tazminatın tavan noktası olduğunu, hüküm altına alınacak tazminat zararı aşamayacağını, zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören sigortalı yada ölüm halinde hak sahipleri bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indirimi gerektiğini, buna zararın denkleştirilmesi dendiğini, aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirdiğini,
-İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçladığını,
-Dolayısıyla; zarar hesabının, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerektiğini,
-Zarardan, bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla bağlanan gelirlerin ilk peşin değerine uygulanan işveren kusuru sonucu ulaşılan miktar ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunlu olduğunu,
-Hesaplanan maddi zarardan sigortalıya bağlanan tüm peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tümünün düşülerek hüküm kurulması gerekirken; ilk peşin sermaye değerine ve geçici iş göremezlik ödeneğine kusur uygulanarak, zarardan kusursuz miktarın düşümü suretiyle yapılan hesap yanlıştır ve bozmayı gerektirdiğini,
-Fiilen gerçekleşen zaman dilimi için gerçeğe aykırı hesap yapılması hatalı olduğunu,
-Davacı 1992 yılında emeklilik nedeniyle Kurumdan ayrıldığını ve kendisine SGK'ca yaşlılık aylığı bağlandığını, davacının bu tarihten karar tarihine kadar 1 gün dahi ücretli olarak herhangi bir işte çalıştığını gösteren hiçbir bilgi ve belge dosyada mevcut olmadığını, Zonguldak yöresi iklim ve diğer coğrafi koşulları gözönüne alındığında davacının en fazla köyünde bağ bahçe işinde yılın 2, 3 ayını çalışarak geçirebileceği, bu nedenle de tarım alanında çalışanlar için belirlenen asgari ücretin 2, 3 aylık süre için hesaplanması kabul edilebildiğini,
-Pasif dönemde tam yıl çalışarak gelir elde edeceği düşünülmesi ve zarar hesabı yapılması hatalı olduğunu,
-Bilirkişi davacının 60 yaşından sonraki pasif dönem (çalışma yaşının bittiği dönem) için hesap yapması hatalı olduğunu,
-Hukuk Genel Kurulu kararları Yargıtayın tüm dairelerini bağlayıcı nitelikte olup buna aykırı hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Ayrıca, davacıya ömür boyu ödenmek üzere maluliyet geliri bağlandığını,
-Davacı, çalışma dönemi bitince hem yaşlılık geliri hem de maluliyet gelirini (bu gelir tespit tarihinden itibaren ödenmektedir) iki ayrı dosyadan, iki ayrı hesaptan, iki ayrı hesap cüzdanıyla ömür boyu alacağını,
-Mükerrer ödemeye ve sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verilmemesi için davacının yaşlılık aylığı alacağı pasif dönemde herhangi bir efor sarfı söz konusu olmadığı ve Hukuk Genel Kurulu Kararı gözetilerek, pasif dönem hesabının rapordan çıkartılmasını talep ettiklerini, hatalı hesap raporuyla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Fiili gün ortalaması tespiti hatalı olduğunu,
-Fiili gün ortalaması tespitinde, sadece fiilen çalışılan günler esas alınması gerektiğini,
-İzinli ya da istirahatli geçen ve tatil olan günlerin de fiili gün ortalaması tespitinde dikkate alınması hatalı olduğunu, davacının iş dışında geçirdiği sürede herhangi bir efor sarfı söz konusu olmadığını,
-Faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, davanın geç açılıp sonuçlanmasında müvekkil Kurumun kusuru olmadığını,
-Hükmedilen manevi tazminat miktarı fazla olup bozulması gerektiğini,
-Mahkemece %60 oranındaki fark maluliyet için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmetmek hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşmadığı gibi manevi tazminatın amaç ve niteliğine de aykırı olduğunu, davacının 80 yaşında olduğu hususu değerlendirilmediğini,
-Manevi tazminatın miktarı konusunda yasaya kesin bir ölçü konulmadığını, hakimin takdir yetkisinin kullanılması değişkenlik gösterdiğini,
-Hakimin taktir yetkisi bu davaların yasal dayanağı olan BK.nun 56. maddesi gereğince adalet ile sınırlandırıldığını, hakimin adalete uygun tazminata karar vermesi yine anılan maddenin açıklığı gereği olarak 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme kararıyla mahiyeti ve kapsamı aydınlığa kavuşturulmuş olup, özel durumların göz önünde tutulması mümkün olduğunu, manevi tazminata hükmedilirken özel durumlar (olayın oluş şekli kusur ve zararın niteliği tarafların sosyo ekonomik durumlarıdavanın mahiyeti ve amacı- kaçınılmazlık iş yerinden ayrılma ve meslek hastalığı tespit tarihi arasındaki süre müvekkilimin gücü ) özellikle göz önünde tutulması gereken durumlar olduğunu,
-Yargıtay içtihatlarında Mahkemece takdir edilerek manevi tazminatın zenginleştirmeye ve özendirmeye imkan vermeyecek ölçüler içinde kalması gerektiği belirtildiğini,
-Müvekkilin ekonomik durumu, olay tarihinden işleyecek yasal faiz miktarı ve manevi tazminat takdirinde etken diğer özellikler de dikkate alındığında hükmedilen miktar çok fazla olup kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Dairemizce kaldırma kararı öncesi İlk Derece Mahkemesinin kararının taraflarca istinaf edildiği, istinaf sebeplerine göre Dairemizin 2023/119 Esas, 2023/599 Karar sayılı kaldırma ilamında ".. Mahkemece yapılacak iş öncelikle hesap raporunda bakiye ömür tablosu olarak TRH-2010 tablosunu esas alarak yapılacak hesaptan gelirin ilk peşin sermaye değerinin 6098 sayılı TBK 55. maddesi kapsamında rücu edilebilecek kısmını tenzil ederek davacının maddi tazminat alacağını belirlemek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir..." denildiği, bu durumda Mahkemece Dairemiz kaldırma kararı öncesi aldırılan 21.09.2020 tarihli bilirkişi hesap raporundaki TRH-2010 tablosu esas alınarak belirlenecek bakiye ömre göre ve ilk peşin sermaye değerli gelirin rücu edilebilecek kısmı varsa tenzil ederek davacının maddi zararının belirlenmemesi, asgari ücretteki artışların dikkate alınması usuli kazanılmış hakların ihlali niteliğinde olup hatalı olmuştur. Bu durumda Dairemiz kaldırma kararı öncesi mahkemece aldırılan 21.09.2020 tarihli hesap bilirkişi raporuna Yargıtay içtihatları gereği bakiye ömrün sürekli iş göremezlikteki artış tarihi itibarıyla TRH-2010 tablosunda ki yaşına göre 8,17 yıl eklenmesi gerektiği, böylece davacının bakiye ömrüne göre davacının toplam maddi zararının 150.721,45-TL olduğu, %60 sürekli iş göremezliğe ve davalı kusuruna karşılık nihai zararının 110.142,92-TL olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Diğer yandan davacının 10.12.2018 tarihinde maluliyet oranının artma kaydı ile %60 olduğu, sigortalının bu tarih itibariyle 75 yaşında olduğu ve 01.11.1984 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı aldığı görülmekle; sigortalının maluliyetinin %60 olması sebebiyle pasif dönem hesabı yapılması gerekmekte ise de sigortalı yaşlılık aylığı almakta olduğundan Yargıtay görüşleri doğrultusunda ilk peşin sermaye değerli gelir hesaplaması yapılmaması gerektiği nitekim Zonguldak 1. İş Mahkemesinin 15.06.2021 T 2021/61 Esas-2021/148 Karar sayılı ilamı ile "davacı Kurumun bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin peşin sermaye değerinden kaynaklı alacak isteminin reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Sakarya 11. Hukuk Dairesinin 2021/1616 Esas, 2023/2054 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmakla hesaplanan maddi tazminattan peşin sermaye değeri indirimi yapılmasının hatalı olduğu, böylece davacının Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması öncesi alınan 21.09.2020 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminat alacağının kusur karşılığı peşin sermaye değerli gelir indirilmeksizin toplam 110.142,92 TL olduğu anlaşılmakla işbu maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Davalı vekili maddi tazminattan hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüş ise de 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. ”hükmüne yer verilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. TBK 55. maddesindeki emredici hüküm nedeniyle maddi tazminattan hakkaniyet indirimi yapılması mümkün değildir. (Yargıtay 21. HD'nin 2011/5275 Esas, 2012/15492 Karar sayılı, 25.09.2012 tarihli içtihadı ve diğer yerleşik içtihatları)..." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında;
"II-Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile
1-İşbu dava dosyası ile birleştirilen Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2020/508 Esas, 2020/300 Karar sayılı dosyasındaki ek davanın da kısmen kabulü ile
2-Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle 110.142,92 TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3-Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle hastalığın oluşumundaki kusur durumu ve kaçınılmazlık, davacının yaşı ile ekonomik koşullar birlikte değerlendirildiğinde takdiren 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir.