V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... vekili ile davacı ... vekili ayrı ayrı temyiz dilekçesi ile; dava konusu taşınmazların büyük çoğunluğunun kadastro işlemleri sırasında muris tarafından erkek çocuk olan altsoylarına satış suretiyle devredildiğini, murisin mal kaçırma amacı güttüğünü, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığı gibi, davalıların taşınmazların bedelini ödeme gücü de olmadığını, ayrıca davacı müvekkilinin babası olan muris ...'ün tüm malvarlığını sattıktan sonra hiçbir mal edinmemesi ve uzun zaman satış suretiyle devrettiği iddia olunan yerleri kullanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, muris muvazaası iddiasına dayalı davaların terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceğini, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağını ve muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da bir zamanın geçmesi ile görünürdeki batıl işlemin geçerli hale gelmeyeceğini, davanın muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası olduğu göz önünde bulundurulduğunda herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceğini, keşifte dinlenen tanıklar ve bir kısım davalılar tarafından açıkça beyan edildiği üzere dava konusu taşınmazlar muristen gelme taşınmazlar olup 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı kanaatinin hukuka aykırı olduğunu, murisin mirasını mirasçıları arasında makul oranlarda paylaştırmadığı ve herhangi bir denkleştirme de yapmadığı sabit olduğundan, murisin muvazaalı bir şekilde dava konusu tüm taşınmazlar yönünden, davacı müvekkilinden mal kaçırma gayesiyle hareket ettiğinin açıkça ortada olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1928 doğumlu mirasbırakan ...'in 02.12.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları .... ve ...., davalı oğulları ..., ....... davalı torunları ...,...,..., ile dava dışı mirasçılarının kaldığı,
- dava konusu ... ili, .... ilçesi,...Mahallesi 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların senetsizden 18.11.1993 tarihinde ... ... adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği, taşınmazların evveliyatta ... isimli şahsa ait olup ... tarafından satın alındığı, bu taşınmazların evveliyatının muris ...'ten gelmediği,
- dava konusu 130 ada 3 parsel sayılı taşınmazın senetsizden 18.11.1993 tarihli kadastro tespit çalışmalarında 1982 yılında ...'in haricen ve rızaen satması sebebiyle ... adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 131 ada 6, 7, 9, 10, 12 ve 13 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Haziran 1974 tarih 27 sıra numarada ... oğlu ... adına kayıtlı iken 1962 yılında tüm hissesini ... evlatları ..., ... ve ...'lere haricen, rızaen ve bedeli mukabilinde sattığı, muris ... oğlu ...'in ise adına isabet eden parsellerden 6 ve 13 parsel sayılı taşınmazları ...'e, 7 ve 12 parsel sayılı taşınmazları ...'e, 9 parsel sayılı taşınmazı ...'e, 10 parsel sayılı taşınmazı ise ...'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1987 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 30.09.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 132 ada 14, 15, 16, 17, 19, 20, 25 ve 26 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda tamamının Mayıs 1972 tarih 23 sıra numarada kayıtlı iken; muris ... oğlu ...'in 19 sayılı parseli kendi uhdesinde bırakarak 14 ve 17 parsel sayılı taşınmazları ...'e, 16 parsel sayılı taşınmazı ...'e, 20 parsel sayılı taşınmazı ... ve ...'lere, 25 parsel sayılı taşınmazı ...'e, 26 parsel sayılı taşınmazı ise ...'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1985 yılında satması, 15 parsel sayılı taşınmazı .... ve ...'lere 1984 yılında hibe etmesi sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 18.11.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 140 ada 8, 10, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris ...'in 140 ada 8 parsel sayılı taşınmazı ...'e, 10 parsel sayılı taşınmazı ...'e, 24 parsel sayılı taşınmazı ...'e ve 25 parsel sayılı taşınmazı ...'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde 1986 yılında satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 28.07.1993 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
- dava konusu 206 ada 17, 18, 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazların (dava dışı bir kısım taşınmazlar ile birlikte) daha evvel bir bütün halinde tapuda kayıtlı iken; muris ...'in 206 ada 17 parsel sayılı taşınmazı ...,...,...,'lere, 18 parsel sayılı taşınmazın ...'e, 20 parsel sayılı taşınmazı ...., ..., .... (edinme sebebi hibe), ...'lere ve 21 parsel sayılı taşınmazı ...'e haricen ve rızaen, bedeli mukabilinde satması sebebiyle adı geçenler adına kadastro tespitinin 07.05.1992 tarihinde yapıldığı, söz konusu tespitin 15.06.1995 tarihinde kesinleştiği,
-Dairemizin eksikliğin giderilmesi yolu ile celp ettiği kayıtlardan; murisin kendi uhdesinde bıraktığı 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu ....'ye temlik edildiği, davalı ...'nin söz konusu taşınmazın 197/2400 payını uhdesinde bırakarak 2203/2400 payını 11.03.2011 tarihinde satış yolu ile ... isimli şahsa devrettiği, bu şahsın adına kayıtlı payı 22.06.2017 tarihli satış işlemi ile ...'e, onun da bir kısım payı uhdesinde bırakıp bir kısım payı yargılama aşamasında HMK'nın 125. maddesi gereğince davaya dahil edilen ...'e devrettiği, taşınmazın son hali ile paylı halde ..., .... ve ... adlarına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava konusu 116 ada 34 ve 122 ada 3 parsel sayılı taşınmazların mirasbırakanla hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülmekle ve dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaz hariç diğer çekişmeli taşınmazların mülkiyetinin davalılara devrini sağlayacak bir sözleşme mevcut olmayıp tescil isteği niteliğinde bulunan ve tapulama teknisyeni huzurunda yapılan tek taraflı bir tescile muvafakat beyanının bulunduğu ve taşınmazların bu beyanlar neticesinde davalılar adlarına tespit gördüğü anlaşılmakla, bu taşınmazlar yönünden muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek anılan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik yoktur. Davacılar vekilinin bu yönlere ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (BK madde 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da bakım alacaklısına Yasa'nın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK madde 614).
Bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK madde 19). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde mirasbırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; murisin adına kayıtlı dava konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazını 20.05.1999 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğlu Sami'ye temlik ettiği görülmekte ise de Mahkemece bu konuda araştırma ve inceleme yapılmadığı, tanıkların ölünceye kadar bakım akdi hakkında dinlenmediği, eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilerek yazılı şekilde hüküm kurulduğu görülmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca gerekli araştırma ve incelemenin eksiksiz yapılması, mirasbırakanın akit ve ölüm tarihindeki terekesinin tamamının belirlenmesi, çekişme konusu taşınmazlardan başka taşınmazının bulunup bulunmadığının araştırılması, tanıkların HMK'nın 243. vd. maddeleri gereğince tekrar duruşmaya çağrılarak usulünce ölünceye kadar bakım akdi hususunda dinlenmesi, tanıklardan bu konuda beyanlarının sorulması, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın temlikteki gerçek iradesinin açık ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde saptanması, çekişmeli taşınmazın muvazaalı olarak devredildiğinin tespit edilmesi halinde taşınmazda sonradan pay edinen kişilerin durumunun TMK'nın 1023. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken anılan hususların göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.