1.Davalı vekili asıl davaya cevap ve karşı dava dilekçesinde; karşı yan ile aralarında adi ortaklığın mevcut olmadığını, tarafların 3 ortaklı limitet şirket kurduklarını savunarak asıl davanın reddini istemiş, karşı davada ise davacının limited şirketin feshini istemiş olması nedeniyle şirketin devamı açısından davacının şirketten ihracını talep etmiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
IV. TEMYİZ İNCELEMESİ
A. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi; karşı dava, limited şirket ortaklığından çıkarma; birleşen dava ise ecrimisil istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Dahili davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; gerekçeli kararın, dahili davalı ...'e 05.02.2024 tebliğ edilmesine rağmen, adı geçenin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinde öngörülen 15 günlük sürenin geçmesinden sonra 05.07.2024 günü temyiz dilekçesini verdiği anlaşıldığından, dahili davalının temyiz isteminin süre nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacı/karşı davalı vekilinin ve asıl ve birleşen davada davalı/karşı davacı vekilinin, birleşen ve karşı davaya yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
3.Asıl ve birleşen davada davacı/karşı davalı vekilinin ve asıl ve birleşen davada davalı/karşı davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; asıl dava adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, mahkemece 09.12.2020 tarihli bozma ilamına uyulduğu halde bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Uyulan bozma ilamında ortakların anlaşarak, anlaşamamaları durumunda ise tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişinin tasfiye memuru olarak re'sen atanmasının gerektiği belirtildikten sonra atanan tasfiye memurlarının, bozma ilamında ayrıntılı olarak belirtilen şekilde en az üçer aylık periyotlarla üç aşamada adi ortaklığı sona erdirmek üzere tasfiye işlemlerini (Adi ortaklığın mal varlığının net olarak belirlenmesi, bilançonun taraflara tebliğ edilmesi, mal varlığının satış ve nakde çevrilmesi, malların bulunmaması halinde bilirkişice değerlerinin tespiti yoluna gidilmesi, borçların, avansların vs. düşürülmesinden sonra son bilançonun hazırlanması) yerine getirmeleri gerekirken, tasfiye memurlarının, adi ortaklığın hali hazırda mal varlığının olmasına rağmen adi ortaklığı sona erdirecek şekilde (satış vs.) işlemleri yerine getirmeyip, durum tespiti yaparak alacak verecek borç ilişkisini içerir tarzda rapor sundukları, mahkemenin de rapor doğrultusunda hüküm kurduğu anlaşılmıştır.
Daha önceki bozma ilamında da belirtildiği üzere; adi ortaklığın tasfiyesinin bizzat Mahkemece yerine getirilmesi amacına yönelik olarak hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından üç aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın mal varlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 634 ve devamı maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Hal böyle olunca Mahkemece; adi ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesinin ayrı ayrı hukuki işlemler olduğu, adi ortaklık hükümleri gereğince tasfiyenin karar tarihine en yakın tarih itibari ile yapılması gerektiği ve tarafların sona eren ortaklığın tasfiyesi hususunda anlaşamadıkları gözetilerek, ortaklığın sona ermesinin yasal sonucu olan tasfiyenin de yukarıda açıklanan sıra ve yöntem titizlikle izlenerek ve Dairemizin önceki bozma ilamları da dikkate alınarak bizzat yaptırılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu yönler dikkate alınmadan, sadece ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin tasfiye memuru tayinine karar verilip sunulan rapor doğrultusunda eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
V.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle dahili davalının temyiz isteminin süre nedeni ile reddine, (2) bendi gereğince bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacı - karşı davalı vekilinin, asıl ve birleşen davada davalı - karşı davacı vekilinin, birleşen ve karşı davaya yönelik bütün temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bent uyarınca asıl davaya ilişkin Mahkeme kararının BOZULMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri hâlinde temyiz edenlere iadesine, 03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.