IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların markalarının 41/1 ve 41/4. sınıf hizmetler yönünden aynı emtiaları kapsadığı, diğer bir deyişle anılan hizmetler yönünden, tarafların markaları arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1. maddesinde aranan emtia benzerliği koşulunun gerçekleştiği, ibareler yönünden markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik bulunup bulunmadığının tespitinde ise her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınmasının gerektiği, davalının başvurusuna konu ibarenin "... EĞİTİM KURUMLARI" olduğu, davacının itirazına mesnet markalarının esas unsurunun da "..." ibaresinden oluştuğu, "..." ibaresinin 41. sınıf hizmetler yönünden zayıf bir marka olmadığı, davalı başvurusunda "..." ibaresi asıl unsurlardan birisi ise de "..." ibaresinin de asıl unsurlardan bir diğeri olarak kullanıldığı, her ne kadar davalı şirket vekilince, müvekkilinin "..." ibaresini kullanma niyetinin olmadığı, zira müvekkilinin "..." ibaresini 41. sınıf hizmetlerde tek başına kullanmasının imkansız bulunması nedeniyle "... " şeklinde kullanmayı tercih ettiği şeklinde açıklanmaya çalışılmış ise de, davalı şirket vekilinin bu savunmasına itibar edilmediği, "..." ibaresinin 41. hizmet sınıfında tek başına kullanılmasına engel hiçbir hal olmadığı gibi, davalı şirketçe dava konusu başvuruda yer alan "..." ibaresi, "... " şeklinde değil, üst satırda büyük harflerle ve dikkat çekici biçimde stilize edilmiş "..." ibaresinin altında, neredeyse "..." ve "..." ibareleri arasındaki farkın ayırt edilmesini engelleyecek kadar küçük biçimde, "... EĞİTİM KURUMLARI" şeklinde kullanıldığı, bu durumda her ne kadar 41. sınıf hizmetlerin yararlanıcıları bilinçli kişilerden oluşuyor ise de, dava konusu başvuruyu gördüklerinde, davacının "... EĞİTİM KURUMLARI" okullarının, "..." ibareli yeni bir şubesinin açıldığı izlenimine kapılacağı, tüketicilerin farklı iki marka karşısında olduğunu anlasalar dahi, iki marka arasında işletmesel ilişki bulunduğunu düşünmelerinin de iltibas tehlikesi kapsamında kabul edilmesinin gerektiği, tarafların markaları arasında, "..." ve "..." esas unsurları yönünden de benzerlik bulunduğu, dolayısıyla 41/1 ve 41/4. sınıf hizmetler yönünden, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu kanaatine varıldığından, mahkemece açıklanan gerekçelerle YİDK kararının iptali davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, hükümsüzlük davasına yönelik olarak davacı vekilinin istinaf itirazları yönünden yapılan incelemede; hangi şekilde yapılan marka başvurularının kötüniyetle yapılmış sayılacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmayıp, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerektiği, bununla birlikte uygulamada ve öğretide, kendisine duyulan güveni kötüye kullanan kişilerin başvurusu, markayı kullanmak amacıyla değil başkalarının ticaretine engel olmak amacıyla, başkalarından para koparma veya şantaj yapma amacıyla yapılan başvuruların kötüniyetli marka başvuruları olarak kabul edildiği, davacının “...” markalarını devraldığı şirket ile davalı Şirket arasında, 2015 yılında itibaren “...” markasının kullanılmasına dair lisans sözleşmesinin imzalandığı, davalı şirketin lisans hakkına dayanarak Diyarbakır’da “... Temel Meslek Lisesi” adı altında 2019 yılına kadar faaliyette bulunduğu, lisans sözleşmesinin sona ermesinin ardından, 29.08.2019 tarihinde de dava konusu 2019/81345 sayılı marka tescil başvurusunu yaptığı, olayların bir bütün olarak irdelenmesinde, bu ibarenin davalı tarafından tesadüfen seçilip tescil ettirilmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmediği, davalının davacının işbu markasından haberdar olmamasının da hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı, davalının da bu markayı hangi saik ile seçerek başvuru konusu ettiği hususunda ikna edici bir açıklamasının bulunmadığı, kendisine duyulan güveni kötüye kullanan kişilerin başvurusunun kötü niyetli marka başvurusu olduğunun kabulünün gerektiği, bu nedenlerle davalının hukuki anlamda kötü niyetli olduğu, bu nedenle davalının 12.03.2021 tarihinde tescil edildiği anlaşılan kötü niyetli markasının, bütün sınıflar yönünden de hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir.