V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasındaki ... Bütün ... Sigorta Poliçesine dayalı olarak eksik ödenen teminat bedeli ve işlemiş faiz tutarının tahsili istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Dava, sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince gerekçesi yazılı olduğu üzere davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraflarca yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, ıslah edilen tutar yönünden TTK'nın 1420/1 hükmündeki 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu, davalının tüm borcu ikrarının söz konusu olmadığı gözden kaçırılarak TBK'nın 154. maddesinden bahisle zaman aşımı def'inin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, ıslah ile artırılan tutarın reddine karar verilmiştir.
TBK'nın 146 ilâ 161. maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup alacak hakkının alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmemesi hâlinde dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun kalınması sonucunu doğurur. Aynı Kanun'un 149. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra borçlunun bazı eylemleri borçla ilişkisinin devam ettiğini ve bu ilişkiyi devam ettirdiğini, alacaklının bazı eylemleri ise alacakla ilişkisinin devam ettiği ve hakkının peşinde olduğunu ortaya koyabilir. Bu eylemlere rağmen, zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini ve borcu sona erdirdiğini kabul etmek güçtür. Bunun dışında bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Kanun, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Mithat Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin kesilmesi ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zaman aşımını kesen sebepler TBK'nın 154 ilâ 157. maddelerinde gösterilmiştir. Bu maddelere göre zamanaşımı; borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle; yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
TBK'nın Zamanaşımının Kesilmesi I. Sebepleri başlıklı 154. maddesine baktığımızda "Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa." şeklinde hüküm bulunmaktadır.
Zamanaşımını düzenleyen TTK'nın 1420/1. maddesinde "Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar." hükmü mevcuttur. ... Sigortası Genel Şartlarının Zamanaşımı başlıklı C.10 maddesinde de "Sigorta sözleşmesinden doğan bütün talepler iki yılda zaman aşımına uğrar." denilmektedir.
Buna göre somut olayda; davacı tarafından 27.11.2012 tarihli ihtarname ile 9.116.063,00 TL hasar bedelinin (7) günlük süre içinde ödenmesinin ihtar edildiği, ihtarın, 29.11.2012 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Davacı vekilince dava dilekçesinde temerrüdün 09.02.2013 tarihinde oluştuğu kabul edilerek hesaplama yapılmış olduğundan, taleple bağlı kalınarak temerrüt tarihinin 09.02.2013 olarak esas alınması gerekir. Davacı taraf, 29.04.2015 tarihinde harcını tamamlayarak ıslah talebinde bulunmuş ve talebini 6.243.569,53 TL'ye yükseltmiştir. Kanun'da öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi 09.02.2015 tarihinde dolmuş olup, davalı tarafça da zamanaşımı defi'nde bulunulmuştur. Ancak, TBK'nın 154. madde hükmünde de ifade edildiği üzere, borçlu kısmen ifada bulunmuş ise zamanaşımı süresi kesilir. Nitekim bu süre içerisinde davalı tarafça, 01.11.2012 tarihli nihai eksper raporundaki tespitler esas alınarak rizikonun gerçekleştiğinin kabulü ile 21.05.2013 tarihinde ödeme yapılmıştır. Davalı taraf, eksper raporunda tespit edilen tazminat tutarını ödemesi ile borcun sona erdiğini, davacının iddia ettiği tazminat miktarını kabul etmediğini, bu yönde bir ikrarı olmadığını beyan etmiş ise de; davacı taraf gerçek zararının tespit raporunda yazılı olduğu üzere 9.116.063,00 TL olduğunu iddia ederek ihtarname göndermiş ve dava açmış olup, bu durumda davalı tarafça yapılan ödemenin kısmi ödeme olduğu ve zamanaşımı süresini kesip yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başladığının kabulü gerekir. Yeni zamanaşımı süresi dolmadan 29.04.2015 tarihinde davacı tarafça ıslah talebinde bulunulduğu gözetildiğinde de ıslah talebinin kabulü ile tazminatın buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, Mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
3. Sigorta hukukunda gerçek zararın giderimi esas olup, ihale indiriminin de yüklenicinin kârından yaptığı bir fedakarlık olduğu, bu sebeple sigorta ilişkisinde gerçek zararın hesaplanmasında nazara alınamayacağı halde ancak eksper raporunda %15,62 ihale tenzilatı yapıldığı gibi hükme esas alınan 12.11.2018 tarihli bilirkişi raporunda da bu oran dikkate alınarak tenzilat yapıldığı görülmüş, kararın bu yönüyle de doğru olmadığı anlaşılmakla Mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
4.Davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına; HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
17.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.