V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; muhalefet şerhinde de belirtildiği üzere, delillerin eksik toplandığını, tanık delillerinin dikkate alınmadığını, lehe bilirkişi raporlarının dikkate alınmadığını, hükme esas alınan raporların çelişki giderilmeden hazırlandığını, ... Üniversitesinden alınan raporda, eksik tıbbi kayıtlar incelenmeden, davalı hekimin kusurunun bulunmadığının belirtildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davalı hastanede davalı doktor tarafından yapılan gebelik takibi, doğum ve sonrasında meydana gelen organ kaybı nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan ... Odası Yönetim Kurulu Başkanlığına sunulan 09.04.2014 tarihli bilirkişi görüşünde; "..Hasta ...'ın gebelik takibi doktoru ... tarafından (gebelik takibine ait dosyada hiçbir test ya da bulgu yoktur, yalnızca hasta yakınının hastanın kilo alımı ve ödemleriyle ilgili şikayetleri vardır) muhtemelen iyi bir şekilde yapılmış, gestasyonel diabeti tanınmış (test sonuçları dosyada olmadığından bu tanının doğruluğunu irdelemek de olanaksızdır) ve takibi uygun şekilde başarıyla yapılmıştır. Sezaryen kararı doğru verilmiş, canlı bir erkek bebek doğurtulmuştur. Postoperatif dönemde hastasıyla yakından ilgilenen Dr. ..., belki de yorgunluk ya da konsantrasyon kaybına ya da bu tür olgularda tecrübe azlığına bağlı olarak, göz önünde net olarak duran bazı parametreleri (kan sayımlarında sürekli devam eden bir düşme) gözden kaçırmıştır. Özetle, hastanın doğum sonrası takibinde tıbbi hata ve ihmal vardır. Hasta HELLP sendromu olarak değerlendirilmiş, oysa ki çok daha önce akla gelmesi gereken, ağır kanamaya bağlı hipovolemik şoku düzeltecek girişimlerde yeterli düzeyde bulunulmamıştır. Dr. ... diğer branş doktorlarından konsültasyon istemiştir, ancak bu yeterli değildir. Çünkü atoni ya da cerrahi kanamaya bağlı olarak gelişen bu durumu çoğu zaman kadın doğum dışındaki branş hekimleri tanıyamaz ve net değerlendiremez. Daha tecrübeli kadın doğum uzmanlarından, hoca ya da şeflerinden destek ve görüş alarak bunu telafi etme olanağı olup olmadığı, Dr....'nın bunu yapıp yapmadığı ve bu olanaklar açısından hastane yönetiminin de ihmalinin olup olmadığının araştırılması gerektiği..." bildirilmiştir.
Dosya kapsamından, Mahkemece dosyaya kazandırılan 23.06.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda '' .....'ın operasyon sonrası izlemi yeterli olmakla birlikte, oluşan klinik tablo erken dönemde tanınmamış ve yapılan konsültasyonlar ve müdahalelerde geç kalınmıştır. Dr. ..., kusurlu olmamakla birlikte hastanın postoperatif izleminde yeterli özeni göstermemiştir ve ilgili hekimin kismi de olsa ihmali söz konusu olduğu" yönünde rapor düzenlenmiştir. Dosya içerisinde yer alan 11.04.2019 tarihli ATK raporunda ise; davalıların uygulamalarında tıbbi hata bulunmadığının belirtildiği görülmektedir.
Mahkemece alınan 16.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise, "davacı ... ...'ın doğum sonrası diyaliz bağımlı böbrek yetmezliğinin gelişmesinin sebebi Atipik Hemolitik Üremik Sendromdur. Bu sendromda erken dönemde kan transfüzyonu yapılması böbrek yetmezliği gelişmesini önlemeyecektir. Dosya incelemesinden hastanın post op erken dönem takibinde ve yönetiminde gerekli lavaratuvar testlerinin ve konsültasyonlarının istendiği ve hastanın üst merkeze sevk edildiği görülmüştür. Davalı .... ...'nın ihmali yada kusur olduğu düşünülmediği" yönünde görüş bildirmişlerdir.
Hal böyle olunca, Mahkemece her ne kadar kusur durumuna ilişkin birden çok rapor alınmış ve son alınan heyet raporu hüküm kurmaya elverişli görülmüş ise de az yukarıda açıklandığı üzere 23.06.2017 tarihli bilirkişi raporundaki davalı doktorun ihmalinin bulunduğundan bahsedilmesi, yine dosyaya kazandırılan ... Odası Yönetim Kurulu Başkanlığına sunulan 09.04.2014 tarihli bilirkişi görüşünde davalı doktorun hastanın doğum sonrası takibinde tıbbi hata ve ihmaline değinmesi, ayrıca davacının doğum öncesi döneme ait tıbbi belgelerin dosya arasına alınmadan rapor tanzimi ile sonuca gidilmesi yerinde değildir. Bu durumda Mahkemece davacıya ait doğum öncesi tüm tıbbi belgeler de getirtilerek, tam teşeküllü üniversite hastanelerinde görev yapan alanında uzman doktorlardan heyette nefroloji, hematoloji, iki kadın doğum uzmanı ve hastane yönetiminden anlayan bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden somut olaya uygun şekilde, davalıların özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, davalı hastane işletmesinin hastaya gebelik takibinde, doğum sırasında ve sonrasında davalı hekim tarafından uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, yapılan sevk işleminde gecikme yaşanıp yaşanmadığı hususlarında davacı tarafın tüm itirazlarını karşılar ve raporlar arası çelişkiyi giderecek nitelikte, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.